Mümince Tatil ve Düşündürdükleri
Tatil, insanların yaptıkları işe ara verdikleri zaman dilimidir. Beden ve zihin dinlenmeye muhtaçtır. İnsan bedeni, devamlı çalışmaya müsait değildir. Bedenler dinlenmeye yorulan zihinler dağıtılmaya ihtiyaç duyarlar. Bu durumda ibadet ve kulluk edecek bedenin eğlendirilmesi ve dinlendirilmesi de ibadetten sayılabilir. Tatil de bedenleri dinlendirmek içindir. Uyku da bir dinlenmedir. İşimizin çokluğuna rağmen uyumamak söz konusu olmadığı gibi, dinlenme ve tatil de böyledir. Yeter ki tatil mümince olsun. Allah’ın hakkını koruyan, bedenin hakkını koruyan, ailenin hakkını koruyan, vakit israf etmeyen, hedef şaşırtmayan, küfür ehlini taklit etmeyen, geceleri gündüz gibi kullandırtmayan sıhhat ve vakit nimetlerini israf etmeyen; eğlence, tatil, gezi, piknik, muhabbet, çay ortamı, sahil gezintisi, arkadaş toplantısı bütün bunlar bize aittir. Hatta sevap kaynağımızdır.
Herkes tatil yapabilir, yapmalıdır da. Ama bu tatil dinlenme ihtiyacı kadar olmalıdır. Tatil vesiledir. Gaye ve hayat kültürü değildir. Tatil yaparken mahpusun hapishaneden çıkışı hürriyeti gibi değil bu serbestliği mümin kimliği ile değerlendirmelidir. Mümin, ölçülü ve dengeli hayat yaşayandır. İbadette bile ifradı (aşırılığı) men eden bir dine iman etmiş olan mümin tatilde ölçüleri bir kenara bırakmayı veya tatili bir hedef haline getirmeyi normal göremez. Çalıştığı zaman diliminde ona ölçü verecek bir imana sahip olmayacak bir insanın çalışmaya ara verdiği dönemde bir ölçüyle hareket etmesi beklenemez. Hayatına imanıyla şekil vermeye çalışan bir mümin için ise çalışırken olduğu gibi, tatil yaparken de imanının ona verdiği ölçülerle hareket etmesinden daha tabii ne olabilir.
Müslüman, tatilini topluma enjekte edilmeye çalışılan tatil kültürüne kurban edemez, etmemelidir. Başkaları tatil köyleri, tatil şehirleri diye isimlendirilen yerlere gidiyor diye Müslüman kendini bu yerlere gitmek zorunda hissetmemelidir. (alternatif tatil adıyla yutturulmaya çalışılsa da ) herkesin tatili kendine göredir. Yerine göre belki yaptığı işi değiştirmek bile tatil yerine geçebilir. İmkanı olanın tatil için seyahat etmesi mekan değiştirmesi mübah olabilir. Hatta belki de ihtiyaç da olabilir. Dikkat edilecek husus seyahati, tatil niyetiyle gideceği yerleri takvasından, İslami hayatından taviz vermeden yapmalıdır. Görüşemediği dostlarıyla görüşmek, okuyamadığı kitapları okumak da mümin insan için çok şey ifade edebilir. Tatil bir tür mola gibi görülmelidir. Mola anında kimliğimizi değiştiremediğimize göre tatil anında da kimliğimizle bulunmalıyız. Tatil bizi dini veya insanı bir görevden engellememelidir. Ahlak eriten, ahlaksızlığa çanak tutan tatil dinlenme değildir.
İnsanız, sıkılıyoruz, zamanlarımızı modern zamanların dayattığı “tatil” kavramını Müslümanlar olarak dolduracağımızı bir türlü bilemiyoruz. Yapılan anketlerden çıkan sonuçta tatil denilince akla “deniz, kum, güneş” üçlüsü geliyorsa bu üçlü bayramlarımızı, akraba ziyaretlerimizi, insani ilişkilerimizi karartıyorsa tatil tasavvurumuzda sıkıntı var demektir. Fıtrata aykırı bir faaliyet içinde üretirken tükeniyor, temizlenirken kirleniyor, beslenirken zehirleniyoruz, yaparken bozuluyor, çalışırken atıllaşıp, dinlenirken yoruluyoruz. Teşrifat, mefruşat, şatafat, merasim, koşuşturma, gürültü, patırtı, televizyon, internet. Bitmeyen tükenmeyen meşguliyetimiz bu! Dinimiz fıtrat dinidir. Ölçü ve dengeyi kaçırmamak, harama bulaşmamak kaydu şartıyla tatil de yapılır. İş de. Tabii âdâbına, usulüne uyarak…
Bir teneffüsün, bir istirahatın uygulaması tatildir işte. Dinlenme ve ruh ferahlığından ziyade günah ve yorgunluklarla harmanlanmış bir tatil bizim olamaz. Sabiteleriyle değişkenleri karıştıran bir toplumda yaşıyoruz. Tatiller sabitlerimizi terk etmeden yeni şeyler üretmek için bulunmaz bir fırsattır. İş yoğunluğundan dolayı yapamadığımız gönlü huzura kavuşturucu, ihtiyacı giderici, yakınlığımızı arttırıcı birbirimizin duygu ve düşüncelerini öğrenmeye yardımcı olacak pek çok faaliyetin yapılabileceği bulunmaz bir fırsattır. İnsanımızdaki sevgiyi, coşkuyu, paylaşım ihtiyacını bize yeniden hatırlatan bir tatili kim istemez?
Mahrumiyetin rengine boyanmış, yalnız geçirilen zamanlar, paylaşılamayan güzel anlar ve anılar, zamanın araya girmesiyle soğuyan ilişkiler, yürek bağlarından çok ekonomik bağlarla ayakta duran ailelerin haline iyi değerlendirilen bir tatil çare olabilir. Onca israf ve zaman öldürme manasına gelen, sabahlara kadar eğlenme, akşamlara kadar uyuma veyahut boş boş onu bunu izleyip dedikodu yapma, televizyon veya internet başında zaman öldürme haramla kendini beğendirme yarışına girme gibi daha sayılabilecek pek çok olumsuz haller adeta bir “tatil patolojisi” oluşturur. Eve dönünce değil dinlenip zinde bir şekilde hayata devam etmek, onun bunun bakışının üzerimizde bıraktığı negatif yük harama bulaşmanın ve başkalarını da bu harama ortak etmenin vebali tükettiğimiz ve bizi de tüketen zamanın sorumluluğu tatilimizi zehir etmeden bizi muhasebeye sevk etmelidir.
Yaz mevsiminin kendini hissettirmesiyle büyük şehirlerin yoğunluğundan, gürültüsünden bunalan şehir sakinleri daha okullar kapanmadan bir yerlere gitmenin hesabını yapıyorlar. haftalar öncesinden tatil mekanlarının fiyatları araştırılıp aile bütçesine en uygun yerlerin altları çiziliyor. 15- 20 günlük bir tatil, kredi kartlarının sırtına ayları kapsayan taksitler yüklerken “ tatile gittim” psikolojisiyle rahatlamaya çalışıyor insanlar.
Günümüzde bir çok mefhum gibi tatil kavramlarımız da maalesef değişti. Yakın zamana kadar izin veya tatile çıkmak yurtdışında yaşayanlar için memlekete dönme heyecanı demekti. Şehirdekilerin akrabalarını ziyaret etmesi, hayır dualarını alması olarak algılanırdı. Sılayı rahim yapmanın adı olurdu. Doğduğu yerlerde temiz havayı soluyarak, doğal sebze ve meyveleri dalından kopararak yemenin lezzetini sıcak yumurtayı kümesten almanın, taze sütün tadına vara vara içmenin ayrıcalığını sunardı bize. İple çekilen tatil, aslında senede bir defa bir araya gelen yakınların birbirine duyduğu hasretin adı olurdu. Çocuklar büyüklerini tanıyarak büyür, büyükler ise küçüklerin yolunu gözlerdi.
Batılılara benzeme çabası gösteren bir kısım insanımız tatili kalabalık, curcuna, gürültülü, patırtılı mekanlarda yapmayı adet haline getirdi. Dinlenmek maksadı taşıyan tatil bu yüzden çalışma hayatından daha fazla yorucu hale geldi. Şehrin stresinden kaçarken tatil ticareti yapanların kalabalığında kayboldu insanımız. Oysa dinlenmek isteyenler için memleketlerinin dağları, ovaları dinlenmenin asıl merkezleridir. Savrulmuş mekanlara giderek savruluyoruz. İşte sorun burada. Biz tatile gitmiyoruz sadece savruluyoruz. Savruldukça da ne yorgunluklarımız ne de streslerimiz bitiyor çünkü gerçekten hayatımızda var olması gereken değerleri hayatımızdan kovduk. Gürültü ve keşmekeşten azade kayalar arasında dolaşmak, topraktan kopmamak, suların şırıltısını, yaprakların hışırtısını dinlemek insana rahatlık verirdi. Ancak bunu hissedemeyenler tatil köylerine teveccüh etti. Akrabalık bağlarını kopardı. Nesiller arasındaki kopukluk birbirini tanımaz hale getirdi. “Artık görüşemiyoruz” sözlerinin arkasında iş telaşı, hayat mücadelesi, vakit azlığı sıralanırken ziyaretler için bulunamayan zamanın kaç katını TV dizilerine, internete vs. yerlere cömertçe harcandığına şahit olmuyor muyuz? Yaz aylarında tatil köyleri hıncahınç dolarken memlekette sevdiklerinin yolunu gözleyen büyükler şenlenmeyi beklerken köylerinde yalnız kalmanın hüznünü yaşıyorlar maalesef.
Tatili, akrabalık münasebetlerine önem veren peygamberimizin; “Kim ömrünün bereketlenmesini, rızkının genişlemesini isterse sılayı rahim yapsın. Çünkü sılayı rahim; akrabalarda sevgi, malda bolluk, ömürde berekettir.” Buyurmuşlardır. Ebu Seleme diyor ki: “ Resûlullah’ın yetiştirdiği ashabı caddelerde boyunları bükük, ölü numarası yapan adamlar gibi dolaşmazlardı” diyor. ‘Dik yürürlerdi caddeyi doldurarak yürürlerdi. Yer yer oturur, muhabbet ortamları oluştururlardı ama iş Allah’ın dininden bir konuya dayandığı zaman (konuşuyorlar, muhabbet ediyorlar, eğleniyorlar, şiir okuyorlar) mesele dinle ilgili bir konuya dayanınca- karşısındaki insan bu adamın gözü yerinden çıktı delirdi zannederdi onları. O kadar önem verip dikkat kesilirlerdi’ diyor. Asırlar öncesinde;
Hazret-i Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem- buyurdu:
“–Yol ve sokaklara oturmaktan sakınınız!”
Ashâb-ı kiram dedi ki:
“–Ya Rasûlâllah! Bizim yol ve sokaklara oturmaktan vazgeçmemiz mümkün değil, çünkü lüzumlu işlerimizi orada konuşuyoruz...”
Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- buyurdu:
“–Vazgeçemiyorsanız ve mutlaka oturmak zorunda kalıyorsanız, o hâlde yolun hakkını veriniz!” Sordular:
“–Yolun hakkı nedir ki, yâ Rasûlâllah?”
Peygamberimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem- buyurdu:
“‒(Yolun hakkı);
* Gözü haramlardan korumak,
* Gelip geçene eziyet vermemek,
* Verilen selâma mukabelede bulunmak,
* İyiliği tavsiye etmek ve
* Kötülükten sakındırmak vazifesini yerine getirmektir...” Ve de; *Güzel şeyler söylemektir...” (Buhârî)
Bu talimat; şehirleri, mahalleleri, sokakları ve semtleri, insanlarıyla birlikte en yüksek seviyede inşa edici muazzam bir medeniyet ölçüsü. İçinde gerçek bir huzur, sürur, rahmet ve saâdetin yaşandığı fazîletlerle dolu bir medeniyetin ihyâ edildiği bir şehri, şehirleri doğuran ölçüler bunlar. Bu ölçüler; tatil dahil hayatımızın her safhasında uygulayacağımız ölçüler. Peygamber Efendimiz’in ahlâkıyla yoğrulan nesiller için insanlığın ve yaşanan şehirlerin, semtlerin ve sokakların vazgeçilmez ilkeleri oldu.
Her zaman olduğu gibi tatilde de, konuşurken, konuşmak üzere ağzımızı açtığımızda ya faydalı şeyler söyleyeceğiz veya susacağız. Ama asla kimseye hakaret ve lânet etmeyeceğiz; kimseyi incitmeyeceğiz, arkasından çekiştirmeyeceğiz; kimseyle alay etmeyeceğiz; kimsenin taklidini yapmayacağız. Yüksek sesle konuşmadığımız gibi, dinleyeceğimiz şeyleri (Bu müzik olur, Kur’an olur, ilahi, ezgi, şarkı, türkü vs. olabilir) kendi duyacağımız kadar sesi ayarlamalıyız. Her zaman ve her mekanda ‘kimseyi rahatsız etmemek’ esastır. Tatilde de çalışırken de…
İslam, kahrolup gitme, haber bültenleri arasında imanını ve haysiyeti dağıtma dini değildir. Müslümanlık kırk cenazenin arasında diri kalıp o cenazeleri gömüp, hayata devam eden direncin adıdır. Dolayısıyla tatilde de ‘Mü’min kimliği’mizi unutmayacağız. İnsanlarla güler yüzle, tatlı sözle görüşüp konuşacağız. Zorlaştırmayacağız, kolaylaştıracağız. Nefret ettirmeyeceğiz, müjdeleyeceğiz Cana yakın, iyi geçimli, yumuşak başlı olacağız. İnsanlara tebessüm etmenin ve tatlı söz söylemenin başlı başına bir sevap olduğunu bileceğiz Aşırılık yasak! Ahlak diniyiz, büyüklere saygıyı emreden dinimiz. Ancak büyüğe saygıyı abartmayacağız. Saygı var, saygıyı abartmak yok. Din, kahretmek için değil cennete hazırlamak içindir. Tatilde de diğer zamanlarda da unutmayacağımız cümlemiz: Her şeyde ölçü ve denge.
Dünya’nın ömrü ne kadarsa yolculuklarımızın ömrü de o kadardır. Yerimizde duramayan fıtratlarımız herhangi bir sebeple bizi bir yerlere kovalamaktadır. Mü’min ise camide de olsa yolculukta da olsa tatilde de olsa Allah’a yakınlık kazanmanın peşindedir. Bu yüzden yolculuğunu da tatilini de cami gibi görebilmelidir. Tefekkür mantığıyla, her an fırsat listesi üretilebilen, müzikle değil Kur’an’la ve ilimle, evli ise aile eğitimi ile değerlendirilen, yeni insanlarla sırf kardeşlik için tanışılan yolculuklar, ‘din kardeşliği’ne götüren samimi tatil arkadaşlıkları, belki de tatilin en güzel ve verimli tarafı olacaktır.







