Mümin kimliğine insanlığın ihtiyacı olduğu dönemdeyiz
Mümin kimliğine insanlığın ihtiyacı olduğu dönemdeyiz
Yaşar Değirmenci
Müminliğimizi yaşayarak gösterelim!
Mümin kimliğine insanlığın ihtiyacı olduğu dönemdeyiz. Bunu fark edemeyecek durumda olup Batı uşaklığından da kurtulamıyoruz. O kadar büyük temel yanlışlar içindeyiz ki, bu temel yanlışlar üzerine hiçbir doğru bina edilemez. İçinde bulunduğumuz olumsuzluklar, yaşadığımız hayat şartları, küreselleşmenin yaygınlaştırdığı ahlaksızlıklar, ümmete yapılan zulüm ve katliamlar bizlerin iç dünyamıza dönüp bir nefs muhasebesi yapmamızı gerekli kılıyor.
Hiçbir manevi değer hükmünü tanımayan bir insanın düşüneceği şey menfaatidir. İnsanın “maddi-akli” kabiliyetleri bir güçlülük silahı gibidir. Nefsin emrinde olursa daha çok şerre hizmet eder. Mü’min; şüpheden uzak olarak emin ve güvende olandır. Güven verme işini yapan insandır. Mü’min, Allah’tan emin olan, O’na ve O’ndan gelen her şeye inanıp kendini sağlama alan, böylece emniyete kavuşan, huzur ve güvenin sağlanmasının aracı olan emanetini kabul eden kimsedir. O, aklıyla ve kalbiyle bu emaneti yüklenir. Bununla müminliğini olgunluğa ulaştırır. Emanet yüküne itaat eden kimsedir. Bu emaneti taşımayan mümin de olamaz, müslim de olamaz. Bütün organlarıyla, kalbiyle ve bedeniyle emaneti yerine getiren kişi, bütünüyle Allah’a teslim olmuş böylece müslim sayılmış ve barışa, huzura girmiş olur. Emaneti yerine getirmenin kural ve yollarını gösteren İslam’a teslim olan müslimler gerçek huzur ve barış olan selama ulaşırlar.
Allah bütün insanlara: “Ancak Müslümanlar olarak can verin” diye davette bulunmaktadır. Müslümanlar dua ederken Allah’a şöyle yalvarırlar. “Yarabbi canımı müslim olarak al ve beni salih (doğru yolda olan) iyi olan insanlar arasına kat.”
(12 Yusuf 101) Müminliğimizi yaşayarak gösterelim.
Müminler, birbirlerine selam verirler. Böylece hem onlara “selamette olun, huzur içinde güven içinde olun” derler, hem de onlara “selam yurduna kavuşun” diye dua ederler. Gerçekten iman edip, İslam’a teslim olan kişilerin kalpleri “selim” kalptir. Gerçek kurtuluşa ermek için de “selim kalp” sahibi olmak gerekir. Allah insanları Müslüman olmaya davet ediyor. Yaratılışın amacı Allah’a kulluktur, yalnızca O’na ibadet etmektir. Bu kulluğun gerçekleşebilmesinin yolu, Allah’ın din olarak uygun gördüğü; yani boyun eğilmesi, itaat edilmesi, inanç ve hayat haline getirilmesi için seçtiği yaşama biçimi İslam’dır. İnsanlar, İslam’ın ilkelerine itaat edip teslim olurlarsa müslim-Müslüman olabilirler.
İbadet; imanın yaşanmış, pratiğe edilmiş halidir.
Dışarıdan İslam’ın gücüne teslim olmak yetmiyor. İman, çaresiz kalıp da teslim olmaktan farklı bir olaydır. İman edip, İslam’ın gereklerine uyanlara Allah hak ettikleri karşılığı verecektir. Mümin; imanını tehlikeye atacak davranış, söz ve fikirlerden uzak durur. Kâfirleri ve müşrikleri kendine dost edinmez. Mümin; helal ve haram konusunda dikkatlidir.
Mü’min kimliğimiz, Mü’min şahsiyetimiz gerek şahsi gerek ailevi, gerek sosyal gerekse yaptığımız her işte Allah’tan ve O’nun Resul’ünden bağımsız yaşamamaktır.
Mümin; hayır insanı ve hayırlı insandır, kendisi için hep hayırlı işler yaptığı gibi başkasına hayrı dokunur. O çevresinde bulunan hiçbir şeye ve hiçbir kimseye zarar vermemeye çalışır. Herkese iyilik eder, insanlara ikramda bulunmaktan zevk alır. O, insanı küçülten bütün iş ve davranışlardan uzak durur. Hayatı Allah için yaşar, bir gün öleceğinin ve hayatının hesabını vereceğinin bilincindedir. İmanı onu hep doğruya ve faydalıya götürür. Mümin; İslam’ı yaşayan, yaşatan insandır. Peygamberimizin izini sürendir. Mümin; Müslüman toplumun kimliğini korumak, onların beraber yaşadığı Müslüman olmayan toplumların içerisinde erimesine, kişilik zaafına düşmesine, kendi dışındakileri taklit ederek kişiliksizleşmesine karşı koymaktır. Evrensel dinin (İslâm’ın) ölümsüz değerlerini insanlığa sunmamız gerekiyor.