Medeniyetimizi Devletimizi Milletimizi unutmayalım
Peygamber Efendimiz devrinden itibaren büyük bir millettik. İşte o millettir ki, Osmanlı devletini kurmuş ve İslam Medeniyetini gerçekleştirmiştir. Sonra Avrupa bu devleti yıktı. Altı yüz küsur yıl süren bu devlet, sonradan bütün dünyanın âdeta üzerine çullanmasıyla son buldu. Biz Türkiye Cumhuriyeti Devleti olarak Osmanlı’nın son parçasıyız. Bugün dünyada hele Ortadoğu’da ne kadar mesele varsa bu Devletin yıkılmasından sonra ortaya çıktı. Yığılan / yığdırılan bir sürü meseleleri hiçbir zaman çözemediler / çözemeyecekler… Devamlı olarak savaş, karışıklık, anarşi getirdiler. Müslümanların ‘İslam Kardeşliği’ni zedeleyip, birlik ve beraberliklerini bitirdiler.
Bugün biz ne yapmalıyız?
Kendi değerlerimizden, kavramlarımızdan, usul ve ölçülerimizden, mukaddeslerimizden, hepsini ihata eden Dinimiz İslâm’a dönmemiz, bize yapılanlardan ibret alarak, Peygamber Efendimizin Sünneti, hadisleri, ulu önder oluşu, İslam Medeniyeti, İslam Devleti kurup yaymasıyla ve her hal ve şartta yaşanan bir hayat tarzımızı ihya etmemiz tek umudumuz ve tek çâremizdir. Ümit kesmek yok, kötü örnekleri dine mal etmek yok, eksiklerimizi, hata ve yanlışlarımızı te’vil, mazeret, özürlerle kabullenmekten uzaklaşmaya sığınamayız.
Osmanlı Devleti’nin halkı bir milletti. Bu milletin bir başka manası da ümmetti. Ümmetle millet birbirinden ayrılmayan kavramlardı. Biri astar, biri yüzdür. Bunları birbirine karşı gibi değerlendirip, karşıt saymak yanlıştır. Ümmet / Millet / Medeniyet / Devlet kavramları birbirlerinden ayrı düşünülemez. Kendi kültürleriyle bize mahsus mefhumları idrak edemeyen, ‘Batı’ kavramlarıyla yetişerek aydın geçinenlerin tahrip ve tahrifatları milleti, medeniyeti, devleti hep ayırmışlar, Ümmeti Muhammedin ve İslam Medeniyetimizin içinde bulunamamışlardır. Ayrılmaması gereken bu mukaddes değerlerimiz ayrıldığı zaman, millet fertleri arasında çözülme başlar. O zaman o millet felakete gider. Sun’î savaşlarla birçok şehirler yıkıldı, evler harap oldu, milyonlarca insan yerinden yurdundan edildi.
Millet fikri, ırk esasına dayanmaz. Bir ırkın değil, bir medeniyetin halkına millet denir. İslam medeniyeti mensuplarının hepsi bir milletdir. İslam medeniyetinin toplumuna İslam milleti diyoruz. Kendi değerlerimizle kavramlar ve gelişmeler üzerinde durmalıyız. Köklerimizi araştırmalı, milleti, medeniyetimizi, devletimizi, ülkemizi yeniden tarif ederek kendi birliğimizi kurmalı, kendi medeniyetimizin yeniden dirilişini gerçekleştirmeliyiz. Bulunduğumuz noktadan bir çıkış yolu aramaya mecburuz. 1918 senesine, devletimizin çöküş noktasına gidip oradan bugüne hareket etmek (mâzi-hal-istikbal) köprüsünü ihya etmek, bizi biz yapan o ‘köprü dengesi’ni tamir etmek en önemli vazifemizdir.
Osmanlı Devleti’nin devamı olan, T. C. Devletine masa başında sınır çizen, Batı, ABD, Rusya, İsrail, vs. hepsine karşı kuvvetli bir devlet ve millet olarak İslam Medeniyetinin ve İslam Ümmetinin çocuklarının tavır koymamızdan daha tabii ne olabilir?
YENİDEN DİRİLİŞİ GERÇEKLEŞTİRMELİYİZ
Mevcut sınırlarımız, tarafımızdan değil, düşmanlarımız tarafından çizilmiştir. Bu sebeple, Türkiye’nin yeni sınırları, Suriye, Irak, Mısır, Fas, Tunus, Cezayir hatta Libya, İran gibi Ortadoğu, Afrika ve İslam ülkeleri ile olan münasebetlerimiz milletler ve devletler arasında dünya gündeminde görüşülüp konulmalıdır. Bizim tabii sınırlarımız olmadığı için güvenliğimiz hep tehlikede oluyor. Biz, geniş ülkenin, büyük milletin, büyük devletin, insanlığın en büyük ihtiyacı Büyük İslam Medeniyetinin toplumuyuz. Bu medeniyetin himayesinde ırklar, renkler, diller hepsi yan yana kardeşçe yaşarlar. Suriye, sadece Araplardan ibaret değildir. Irak ve Suriye’de Araplar, Türkler, Kürtler, Çerkezler vardır. Bunlar, İslam toplumunun, İslam medeniyetinin oluşturduğu İslam milletinin fertleri olarak yan yana yaşamışlar, iç içe geçmişler ve birbirinden ayrılmaz olmuşlardır.
İslam medeniyetinde en büyük değer, iyiliktir / erdemdir / fazilettir / hayırdır. Devlet ebed / müddet fikri, Osmanlılara Selçuklulardan, Selçuklulara Abbasilerden geçmiştir. İslam Medeniyetinin milleti olan İslam milleti, asla Batı toplumunun, Batı Hıristiyan âleminin milletiyle özdeşleşemez. Bizler büyük bir millet olduğumuzu, Ortadoğu irtibatımızı, Müslüman Afrika milletini, Osmanlılar gibi düşünmemiz gerektiğini unutmuyoruz. 1. ve 2. Dünya savaşı çok yoğun yaşandı. Sonra Ortadoğu ağırlıklı yapılanları, Batı Trakya Türklerinin, Rus ve ABD esaretine mahkum edilen milletlerin çektiklerini İslam dünyasının her yanında biriken duygular, olaylar bizim çok şuurlu hareket etmemizi gerektiriyor. Biz, sınırlarımız ötesindekilere seslenir ve onlarla bir irtibat kurarsak, o zaman sınırlarımızı zorlayanlar, asıl onlar oyuna gelmiş olurlar. Birleşmiş Milletler’in barış gücü ki, bu aslında Hıristiyan âleminin, Batı âleminin barış gücüdür. Batı’nın amaçları, hedefleri doğrultusunda hareket etmektedirler. Bütün dünyada sahipsiz kalmış milletimizin üzerinde oynanan oyunları bozup büyük ülke, büyük nüfus, büyük millet, büyük devlet, büyük yüzölçümü, büyük medeniyetin ihyasını dünyaya haykırmalıyız. İranlılar hiçbir zaman, İslam alemini geniş çapta toplayıcı bir Osmanlı devleti gibi bir devlet kuramamışlardır. Rejimler, milletler içindir. Rejim, devlet içindir. Devlet, millet içindir. Devlet çökerse herkes altında kalır. Başka bir devletimiz yoktur. Devleti düzeltmek, değiştirmek, köklü bir şekilde, yeni baştan, tabii ve tarihi temeline oturtmak mecburiyetindeyiz. İslam medeniyetinin dirilişini gerçekleştirmek birinci görevimizdir. Bütün aydınlarımızın öncelikli görevidir. Bütün İslam aydınlarının öncelikli vazifeleridir. Her şeyden önce bir toplumda, bir ‘aydın hareketi’ olmalıdır. Devletimiz şanslı bir dönem yaşıyor. Başında Başbakan olarak ilim ve fikir adamı aydınımızı temsil eden, şer ve bölücü güçlerle hareket eden aydın geçinenlerin oyun ve hilelerini çok iyi tesbit eden, dış ülkelerle olan bağlantılarını bilen Ahmet DAVUTOĞLU’nu yalnız bırakmayalım. Allah, hepimizin yar ve yardımcımız olsun.







