--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

KUTLU DOĞUM haftası

Yaşar Değirmenci
Yaşar Değirmenci

‘Anma’yla başlayan hafta artık ‘anlama’ya dönüşüyor. İnsanlık olarak, toplum olarak Peygamberimizin hayatına, sonsuz sevgi anlayışına o kadar muhtacız ki...

Peygamber Efendimizi anlamaya, onun sünnetini çağa taşımaya, O’nun izini sürmeye en muhtaç olduğumuz dönemde ‘anma’yla başlayan hafta artık ‘anlama’ya dönüşüyor. Her ne kadar heyecan ağırlıklı, tören havası estiriliyorsa da gündemde Peygamberimizin oluşu, direkt veya dolaylı olarak hep O’ndan bahsedilmesi, ilmi toplantılar yapılıp Peygamberimizin çeşitli yönleriyle incelenmesi, bugünün insanlığının meselelerine ‘peygamberî soluk’la çareler aranması, daha güzel faaliyetlerin yapılacağı hususunda ümit veriyor. 

Her geçen günde, her yaşanan olayda, her açmazımızda, her çıkmazımızda Rasulüllah Efendimizin tebliğine, irşadına ihtiyacımız olduğunu bugün daha iyi anlıyoruz. Gitgide ilkesizleşen, gücün ve güçlünün zorbalıkla sözünü dinlettiği bir dünyada zulmün, ahlaksızlığın, güvensizliğin yayıldığı bir ‘cinnet toplumu’nun oluşturulduğu karanlıklardan ancak Peygamberimizin rehberliğinde vahyin inşa ettiği insanla aydınlığa çıkabiliriz. 

Kur’an ve onun pratiği, konuşanı, yürüyeni, hareket edeni Peygamber Efendimiz, güce, kula ve eşyaya, dünyaya kul olmak istemeyen her onur sahibinin aradığı tek sahici kapıdır. O’nu önce anlamak ve yaşamak, sonra da ‘asrın idrakine söyletmek’ biz Müslümanlara düşen bir görevdir. Ahlaksız ve manasız ‘cinnet uygarlığı’nın krizden krize sürüklediği insanlığı bu krizden kim kurtaracak? Teknolojinin, paranın, şanın, şöhretin, şehvetin insanlığın dengesini bozduğu asrımızda yerinden koparılan değerleri yerine kim koyacak? Toprağın yerini ziftin ve betonun aldığı bir çevreye rengini kim verecek? Dünyevîleşmeyi mükemmellik olarak görerek tabiatın çirkinleştirdiği yüzü kim güzelleştirecek? İnsana, Allah’ı ve dünyanın faniliğini unutturanlara ‘ebedî hayat’ gerçeğini kim haykıracak? Kendini dev alışveriş merkezleri, stadyumlar, eğlence merkezleri ile ‘seküler bir hapishane’ içine kapatan insanlığı kim hürriyetine kavuşturacak? Kibrit kutusunu hatırlatan binaları, küresel sermayenin sefertası gökdelenleri, mahalleyi, konu-komşuyu unutturan ‘kast sistemi’ yapılaşmanın kim farkına varacak? İnsanımızı âdeta boğan nefes aldırmaz hale getiren ‘vahşet’ yapılanmaya kim mani olacak? Boşanmaların artıp, evliliklerin azaldığı, toplumda aile-yuva deyip ‘eve-yuvaya dönüş’ü kim başlatacak? ‘Tuz koktu’ dedirten bir dünya… Zeminin kaydığı bir dünya… Her şeyin hercümerc içinde olduğu bir dünya. Bu dünya insanına aşkı ve acıyı öğreten bir Peygamber. Yaşamanın ve ölmenin, ölmeden önce ölüp, öldükten sonra yaşamanın sırrını O Peygamber, öğretti bize. İman etmedikçe cennete giremezsiniz” diyor, ekliyordu: “Birbirinizi sevmedikçe de gerçekten iman etmiş sayılmazsınız!”

Ayıplarını insanların yüzüne vurmazdı O. Kıtlıkta aç bir adam bir bahçeden hurma toplayıp yemiş, bunu gören bahçe sahibi adamı dövmeye kalkmıştı. Manzaraya şahit olan Peygamber Efendimiz, bahçe sahibine şu unutulmaz sözle hitap etmişti: “O cahildi, sen ona öğretmeliydin. O açtı, sen onu doyurmalıydın!” Bu dine hizmet verecek olanlar da, kolaylık ve esneklik niteliklerine uygun hareket edecek, İslam’dan fazla Müslüman olmaya yeltenmeyecekti. Sevecekti, sevdirecekti, kolaylaştıracak, zorlaştırmayacaktı. Müjdeleyecek, nefret ettirmeyecekti, ürkütmeyecekti. Birleştirecek, bölmeyecekti. Çünkü bütün mü’minler kardeşti. Kardeşe kardeşçe davranmak gerekti.

Günahkârların toplumdan dışlanmasına karşı çıkar, onları kazanmaya çalışırdı. Tazir cezasını çekmesine rağmen bir sarhoşa, “Allah sana lânet etsin!” diye bağıranlara: “Ona lanet okumayın! Allah’a yemin ederim ki, ben onu tanıyalı beri o hep Allah ve Rasulünü  sever!” Ayrıcalıklı muamele görmekten hoşlanmazdı. “Bir topluluk içinde ayrıcalıklı bir konumda bulunmak istemem. Allah da hoşlanmaz bundan.” İnsan onuruna saygı duyardı. Medine’de bir meydanda dostlarıyla otururken, bir cenazenin götürüldüğünü görüp cenaze geçene kadar ayakta durmuş, sahabileri “Ey Allah’ın elçisi, bu bir Yahudi’dir,” diye uyarmaya kalkınca, “Fakat aynı zamanda bir insandır” cevabını vermişti. Peygamberimiz, Kureyş kabilesinin bütün boylarını, ayrı ayrı Safa Tepesine davet etti. Kureyşliler davete icabet ettiler, Safa Tepesine geldiler. Kâinatın Efendisi yüksekçe bir yere çıktı ve: “Ey Kureyşliler! Ben şimdi size önünüzde şiddetli bir azab günü olduğunu, Allah’a inanmayanların o çetin azaba uğrayacaklarını haber veriyorum. Ben sizi o çetin azabdan sakındırmak için gönderilmiş bulunuyorum. Size karşı benim durumum; düşmanı gören ve ailesine zarar vereceğinden korkarak hemen haber vermeye koşan bir adamın durumu gibidir. Ey Kureyş! Siz, uykuya dalar gibi öleceksiniz. Uykudan uyanır gibi de dirileceksiniz. Kabirden kalkıp Allah’ın huzuruna varmanız, dünyadaki her hareketinizin hesabını vermeniz muhakkaktır. Neticede hayırlarınızın, ibadetlerinizin mükâfatını ve kötü işlerinizin cezasını ve şiddetli azabını göreceksiniz, İşte o mükâfat ebedî Cennet’dir, mücâzât da daimi Cehennem’dir” hitabıyla uyarıyordu.  

“Mü’min, seven ve sevilen dost olan ve dostluk kurulandır, sevmeyen ve sevilmeyende, dost olmayan ve dostluk kurulmayanda hayır yoktur!” diyordu. Sadece demekle kalmıyor, bu sözün nasıl hayata dönüştürüleceğinin en güzel örneklerini de veriyordu. Modern birey anlayabilir mi bu tavrı? İçinde yürek yerine taş taşıyan modern insanda nasıl bir karşılık bulur bu davranış? “Ben hüzünlerin peygamberiyim!” itirafında bulunan o Ufuk İnsan, ağlamayı, üzülmeyi, sızıyı, sancıyı, derdi öğretti bize. Derdimizi sevdirdi. Sancısız yaşanmayacağını anlattı. Bizi kendimize getirdi, mahmur gözlerimizi açtı. Bu sevgisiz topluma, insanlığı yürekten sarsan muhabbet dersine o kadar ihtiyacımız var ki… 

Seni çok özledik Ya Rasullallah… Hasretimiz dinmesin Ya Rasullallah…  

 

Kurtuluşa ereceklerin bazı vasıfları

 

¥“İçinizden insanları hayra çağıracak, iyiliği emredecek, kötülükten alıkoyacak bir topluluk bulunsun. İşte onlar kurtuluşa erenlerdir.” (Âli İmran S. 104) Bu ayette emri bi’l ma’ruf ve nehyi an’il münkerin farziyeti bildirilmektedir. “Erkek ve kadın bütün mü’minler birbirlerinin yardımcılarıdır. İyiliği emrederler, kötülükten alıkoyarlar. Namazı gereği üzere kılarlar. Zekâtı verirler.” (Tevbe S. 71) Bu ayette ise Allah Teâlâ, mü’minleri ‘iyiliği emrederler, kötülükten alıkoyarlar’ diye vasıflandırmaktadır. 

Hz. Âişe (r.anha)’nın rivayetine göre Hz. Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurur: “İçlerinde amelleri peygamberlerin amellerine benzeyen on sekiz bin kişi olduğu halde bir memleketin halkı azaba uğradılar.” (Buhari) Bu nasıl olur? Onlar Allah (c.c.) için kızmıyorlardı! İyiyi emredip kötüyü menetmiyorlardı da ondan! 

Ebu Umame el-Bâhilî (r.a), Peygamberimizden şu hadîsi rivayet etmektedir: “Kadınlarınız baştan çıktığı, gençleriniz fasıklaştığı ve siz de cihadı terk ettiğiniz zaman durumunuz ne olacak?” (Buhari) Bu söylediğiniz olacak mı? Evet! Nefsimi kudret elinde tutan Allah’a yemin ederim, bundan daha şiddetlisi de olacaktır! Bundan daha şiddetlisi nedir? Siz iyiliği emretmediğiniz ve kötülükten menetmediğiniz zaman durumunuz ne olacak? Bu olacak mı? Evet! Beni sevk ve idare eden Allah’a yemin ederim, bundan daha şiddetli ve dehşetlisi de olacaktır. Bundan daha şiddetlisi nedir? İyiyi kötü ve kötüyü iyi gördüğünüz zaman durumunuz ne olacak? Bu da mı olacak? Evet! Beni yoktan var eden Allah’a yemin ederim, bundan daha dehşetlisi olacaktır? Bundan daha dehşetlisi nedir? Kötüyü emrettiğiniz ve iyiyi yasakladığınız zaman durumunuz nasıl olacak? Bu olacak mı? Nefsimi kudret elinde tutan Allah (c.c.)’a yemin ederim ki bundan daha şiddetlisi olacaktır. 

Zira Allah Teâlâ buyurmaktadır ki: “Ben kendi zatıma yemin ettim. Onlar için öyle bir fitne koparacağım ki, hâlim bir kimse dahi o fitnede sersemleşip şaşkına dönecektir!”  

(İmâm Gazali, İhya-u Ulumuddin, 

c. 2, İyilik Kötülük Bölümü)

 

 

Yaşar Değirmenci Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle