• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Yaşar Değirmenci
Yaşar Değirmenci
TÜM YAZILARI

İsraf Hadis-i Şerifleri ve Düşündürdükleri

04 Ocak 2026
A


Yaşar Değirmenci İletişim: [email protected]

İsraf Hadis-i Şerifleri ve Düşündürdükleri
YAŞAR DEĞİRMENCİ

“Her istediğini yemen israftandır. Canının çektiği her şeyi yemen israftır.” 

Bilinçli davranmayı öğrenen fertler, israftan uzak duracaklardır. Artık bunu kişisel olduğu kadar, toplumsal bir sorumluluk olarak da düşüneceklerdir.

Abdestte organları üçer kereden fazla yıkamanın hatalı davranma, haddi aşma ve zulüm yani haksızlık yapma şeklinde tanımlanması, sanki nimetin kadrini bilmemekle Allah’a, mutedil davranmamakla insanlık onuruna ve ortak bir serveti ölçüsüz harcamakla da diğer fertlere karşı işlenen suçu ima ediyor gibidir. Ne yazık ki bugün bu bilinçten mahrum oluşumuz, bir lokma ekmeğe muhtaç pek çok insan varken, milyonlarca ekmeğin çöpe atılmasına sebep olmaktadır. Bu hâlimizle, “Birinizin elindeki lokma yere düşerse ondaki toz toprağı gidersin ve onu yesin. Onu şeytana bırakmasın” şeklindeki nebevî öğütten ne kadar nasipsiz kaldığımız aşikârdır. Peygamberimizin bu ifadesinde de israfı şeytan ile ilişkilendirmesi düşündürücüdür.


İslâm açısından malın, servetin ya da çevrenin israfı, kişinin ruh dünyasındaki israf ile yani mutedil davranma melekesinden yoksunluk ile yakından ilgilidir. Öyle ya, ırmakta alınan abdestte bile suyun israf edilmemesinin öğütlenmesindeki amaç başka ne olabilir? Bütün bunları düşündüğümüzde Peygamberimizin buyurduğu “Canının çektiği her şeyi yemen israftır” hadisini daha iyi anlıyoruz. Bu söz, sadece yiyecek tüketiminden bahsediyor değil elbette. Kişinin nefsine hâkim olmasıdır öğütlenen. Bu, bir nefis terbiyesidir.

Savurganlığımız maddî imkânlarımızı yok ettiği gibi bizi yarınını düşünmeyen, sorumsuz ve disiplinsiz insanlar hâline de getirmektedir. Savurduğumuz şey sadece para pul değil, aynı zamanda yok olup giden emeğimiz, şevkimiz ve geleceğimizdir. Hâlbuki insan, yarınıyla ilgili kaygılar besleyen bir varlık olarak da diğer canlılardan ayrılır. Müslümanda ise bu kaygılar kişisel değildir. İnanan bir kimsenin sadece kendi geleceğine dair değil, ailesine, topluma hatta gelecek nesillere dair kaygıları vardır.


Arzu ve isteklerini makul ölçüler içerisinde tutamayan insanların, geniş imkânlara sahip olmalarına rağmen huzur ve mutluluktan yoksun olduklarını görmek zor değildir. Temel ihtiyaçların dışındaki lüks harcamalar, bireyi ihtiraslarına mahkûm ettiği gibi yaşadığı toplumu da huzursuz etmektedir. Yiyecek, giyecek ya da yakacak gibi en temel ihtiyaçlarını karşılayamayan insanların olduğu bir toplumda şımarıkça yapılan harcamalar israftır.


Modern dünyada tüketim, ihtiyacın ötesine geçerek kimlik ve mutluluk arayışına dönüştü. Daha çok sahip olmanın huzur getireceği vaadi, insanı görünmez bir tüketim döngüsüne sürüklüyor. Reklamlar, markalar ve indirim günleri arasında kaybolan modern insan için ölçü nerede başlar? İhtiyaç ile istek arasındaki sınırın silikleştiği çağımızda, tüketim yalnızca cüzdanı değil; zamanı, emeği ve geleceği de tüketiyor.


İnsana bahşedilen nimetler sayısızdır ve bu nimetler karşısında sergilenmesi beklenen temel tutum, ölçü ve dengedir. İslam düşüncesinde insan, sadece tüketen bir varlık değil; kendisine emanet edilen imkânları bilinçle kullanan sorumlu bir kuldur. Kur’an ve sünnet, hayatın her alanında olduğu gibi tüketimde de itidali esas alır. Peygamber Efendimizin, akan bir nehir kenarında dahi abdest alırken israfı yasaklaması, ölçüsüzlüğün ibadet kisvesi altında bile meşrulaştırılamayacağını açıkça ortaya koyar. Bu yaklaşım, tüketimin yalnızca maddi bir mesele değil, ahlâkî ve manevî bir sınav olduğunu göstermektedir.

Modern insan, daha çok sahip oldukça doyuma ulaşacağını zannederken, aslında tüketim arttıkça tatminsizlik de derinleşmektedir. Tüketim çılgınlığı, tuzlu su ile susuzluğunu gidermeye çalışan kişinin daha çok susuzluk hissine kapılması misalidir. Günümüz insanlarının kendisini kaptırdığı, bir türlü doyum noktasına ulaşamadığı, maddi-manevi çeşitli sıkıntılara sebep olan bir alışkanlık haline dönüşmüştür.


İslam ahlâkında tüketim üç kavram etrafında değerlendirilir: cimrilik, iktisat ve israf. Doğru olan, bu iki uç arasında dengeli bir yol tutmaktır. İhtiyacın ötesine geçen her harcama, maddi güç yeterli olsa dahi israf kapsamına girer. Bu noktada bireyin kendisine yöneltmesi gereken temel soru şudur: “Bu gerçekten bir ihtiyaç mı, yoksa nefsin geçici bir arzusu mu?” Zira israf sadece fazla harcamak değil, haddi aşmaktır; bu aşım bazen malda, bazen sözde, bazen de zamanda kendini gösterir. Gereksiz konuşmak, zamanı boşa harcamak ya da duyguları ölçüsüzce tüketmek de israfın farklı yüzleridir.


Tüketim sektörünün işleyişi, bu ölçüsüzlüğü sistematik biçimde beslemektedir. Reklamlar, vitrinler, alışveriş merkezleri ve dijital platformlar aracılığıyla insanlara sürekli bir “mutluluk vaadi” sunulmakta; sahip olmanın, mutlu olmanın ön şartı olduğu telkin edilmektedir. Oysa bu mutluluk, geçici bir hazdan ibarettir. Haz sona erdiğinde yeni bir arzu doğar ve birey kendisini sürekli satın alma döngüsü içinde bulur. Bu süreç, zamanla alışveriş bağımlılığına ve bireyin kendisini tükettikleri üzerinden tanımlamasına yol açar.


Olgun mü’min, sorumsuzca ve sınırsızca tüketim yapamaz. Kazancının sadece kendi çalışması sonucu değil, aynı zamanda Allah’ın bir lütfu olduğunu bilir, servetini O’nun emrettiği biçimde kullanır, sosyal sorumluklarını yerine getirir ve asla gösteriş tüketimine yönelmez.

Temel ihtiyaçların dışındaki lüks harcamalar, bireyi ihtiraslarına mahkûm ettiği gibi yaşadığı toplumu da huzursuz etmektedir. Yiyecek, giyecek ya da yakacak gibi en temel ihtiyaçlarını karşılayamayan insanların olduğu bir toplumda pervasızca yapılan harcamalar maddi imkâna sahip olmayan insanlarda kıskançlık, kin ve nefrete yol açabilir. İslâm dini savurganlığın hâkim olduğu böyle bir yaşayışı reddetmiş ve sadece kendi refahını düşünerek toplumsal sorunlara kayıtsız kalanları ağır biçimde eleştirmiştir.

 

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.

Yorumlar

İsraf haramdır

Rivayete göre Keçecizade Hayreddin adında ortahâlli bir esnaf, Osmanlı döneminde padişahların yaptırdığı Selatin camilerini görüp imrenerek, kendi de bir cami yaptırmayı diler ve bunun için para biriktirmeye başlar. Canı bir şey istediğinde, almayıp; sanki yedim (varsay ki yedim) diyerek parasını ayrı bir yere koyar. 20 yıl boyunca biriktirdiği paralarla küçük de olsa bir cami yaptırır ve caminin adı halk arasında Sanki Yedim Camii olarak anılmaya başlar. (tarih)

Sahi

İsraf var olanı boşa harcamaktır ve bu varlık herşey olabilir. Mesele bu zaten millet yokluk içinde sayın yazar. Yarının ne olacağı belli değil varken yiyelim oldu artık felsefe. Bu iktisadi ortamda yanlış da değil. Asgari ücretli ya da emekli açlık sınırı altında neyi israf etsin. Niye biriktirsin. Kısır bir döngü içinde herkes. Biriktirdiğin para alacağın ürünün hızına yetişmiyor ve vatandaş da ne varsa yiyor hatta kredi çekip yiyor. Birikiminiz de çocuklarınızı düşman yapıyor zaten siz öldükten sonra deli saçması bir düzen içindeyiz yarını düşünerek hareket eden soluğu psikologda alıyor. İsraf kime haram mesela 30 bin lira ile geçinilebiliyor ise üstüne verdiğiniz maaşlar israf. Şu an size cevap vermek için harcadığım zaman bile israf belki de. Okula gitmek için harcadığınız emek ve zaman israf mesela sonuçta diplomanın hükmü yok. Hayatın içini boşaltıp sonra din iman dediğiniz de ne kadar tesiri olur ki.
x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23