İslâmî düşünceye ve amele olan ihtiyaç
Allah’ın vahyini insanlara tebliğ etmekle vazifeli olan Peygamber Efendimizin Sünnetini ve hadis-i şeriflerini anlamadan İslâm anlaşılamaz. Dinimiz, Rasulüllah’ın fiil ve kavillerindeki mesajla uygulanabilir. ‘Kur’an İslam’ı’ denerek Peygamberimizi devreden çıkaran bir din anlayışı sakat bir din anlayışıdır. Rasulüllah’ın hayatı, Kur’an’ın tatbiki ve pratiğe dönüşmüş şeklidir. Onun içindir ki mü’minlerin annesi Hz. Aişe’ye O’nun ahlakı sorulduğunda, “Siz hiç Kur’an’ı okumuyor musunuz? O’nun ahlakı Kur’an’dı” diye cevap vermişlerdi.
Peygamberlerin verdiği tevhid ve onur mücadelesinden günümüze ve gündemimize düşen önemli ortak tavırlar bulunmaktadır. En başta geleni, hiçbir peygamber, toplumun yöneticileri veya bir kesimi istemiyor, tehdit ediyor diye hiçbir mümine sosyal durumu ne olursa olsun çevresinden uzaklaştırmamış, kovmamış, onların onuruna yönelik baskılara boyun eğmemiş, aksine inananlara kol kanat germiş, onları korumuş, desteklemiş, inananlardan yana tavır almış, ağırlık koymuştur.
Birincisi: Hz. Nuh’un ayeti kerimede bize aktarılan şu sözü bütün peygamberlerin konuya ait tavırlarının belgesidir: “Ben iman edenleri kovamam. Ey milletim, ben onları kovarsam beni Allah’ın azabından kim koruyabilir? Düşünüyor musunuz? Sizin gözlerinizin hor gördüğü kimseler için ‘Allah onlara asla bir hayır vermeyecektir’ diyemem. Onların kalplerinde olanı Allah daha iyi bilir. Onları kovduğum takdirde ben, gerçekten zalimlerden olurum.” (11 Hud 29-31)
Tevhid eri olan mümin, yalnız başına bir onur, erdem ve iyilik kaynağıdır. Günün şartları, görüntüsü ve gidişi ne olursa olsun inanandan yana tavır almak, onların tevhid inancına endeksli onuruna sahip çıkmak peygamberlerin ortak sünneti olarak Müslümanların en temel görevleri ve imanlarına karşı ertelenemez, vazgeçilemez yükümlülükleridir.
İkincisi: Peygamberlerden günümüze intikal eden sünnet, insan onuruna temelden sahip olan muvahhid nesiller yetiştirme gayret ve sorumluluğudur. Bu konuda, Taif dönüşü her ne isterse yerine getirileceği, istemesi halinde Mekkeli müşriklerin toptan helak edileceği Cebrail aleyhisselam tarafından kendisine bildirildiği zaman Rasulullah Efendimizin söylediği şu sözler fevkalade dikkat çekmekte ve meseleyi bütün çıplaklığıyla gözler önüne sermektedir. “Ben Rabbimden, onların yok edilmesini değil, soylarından muvahhid bir nesil getirmesini dilerim.” İnsan onuruna sahip ve saygılı ilk muvahhid nesil ashab-ı kiram sayesindedir ki İslam, kısa zamanda dünya gündemindekini belirleyici konumunu elde etmiş ve dünya İslam medeniyetini tanıma şansına kavuşmuştur.
Günümüzde genel gidişatı etkileyip yönlendirme gibi bir meselesi olanlar için, ne pahasına olursa olsun kulluk konumuna dayalı, insan onuruna sahip olan inançlı nesiller yetiştirmek en temel ve en etkin görevdir. İnsanlığın buna ihtiyacı had safhadadır. Kötü örnekler yüzünden hayat tarzı olan dinimizi yaşamamız/yaşatmamız insanlığın kurtuluş sebebidir. Hayatın içinde bir Peygamberin ümmeti olduğumuzu da unutmayacağız. Tavsiyeleri, kaçınmamız gereken hususlar, bireysel ve sosyal bir dinimizin olduğu, vicdanlara hapsetmenin, satırlarda bırakmanın büyük vebal ve sorumluluk olacağı meselelerini de hatırımızdan hiç çıkarmayacağız. Birkaç misal vereyim.
Resulullah şöyle buyurmuştur: “Din, dürüstlüktür.” Kendisine;
-Kime karşı ya Resulullah, diye sordular. Allah’a, Resulüne, kitabına, Müslümanların yöneticilerine ve bütün Müslümanlara” buyurdu. Çoğu kere “din nasihattır”, “din, öğüt vermekten ibarettir” diye tercüme edilen hadis-i şerifteki nasihat kelimesi öğüt anlamında değildir. Balın mumdan süzülmesi anlamına gelen nush, sözün ve amelin hile ve yalandan arındırılmış olması demektir. Bu duruma göre din, samimiyet, dürüstlük ve hayırhahlık anlamında bir nasihattır. Allah’a karşı dürüstlük, Allah’ın birliğine sağlam bir iman ve O’na kullukta ihlaslı bir niyet sahibi olmak, emir ve yasakları karşısında ameli/pratik ve dürüst olmak demektir.
Resul’e karşı dürüstlük, O’nun peygamberliğini ve getirdiklerini tasdik ile emrettiği ve yasakladığı konularda dürüst davranıp O’na samimiyetle itaat etmek, sünnetine sımsıkı sarılıp yaşamaya ve yaymaya çalışmaktır.
Kitab’a karşı dürüstlük, onun Allah’ın kitabı olduğuna inanmak ve içindeki hükümlerle takat ölçüsünde amel etmektir. Ayetleri red-kabul çizgisinde herhangi bir ayırıma tabi tutmamaktır. Yani kitaba karşı dürüst davranmaktır.
Müslümanların yöneticilerine karşı dürüstlük, doğru ve hak olan konularda kendilerine itaat etmek, yardımcı olmak, gerektiğinde gerçeği uygun şekilde kendilerine hatırlatmak, isyan etmemektir. “Allah’a isyan olan yerde kula itaat etmemek” çizgisinde durmaktır. Yani onlara karşı dürüst davranmaktır.
Müslümanlara karşı dürüstlük, din ve dünyalarına faydalı olan şeyleri kendilerine göstermek, öğretmek, emir bi’l-ma’ruf ve nehiy ani’l-münker yapmak, kendi nefsi için istediğini onlar için de istemek, onlara karşı böylesine samimi bir iyilik düşünce ve uygulaması içinde olmaktır. Din ve dindarlık, insanın gerek inanç olarak gerekse sosyal anlamda ilgili bulunduğu odaklara karşı gönülden, katıksız, samimi bir hayırhahlık ve dürüstlük içinde olması demektir.
İslam anlayışında, Allah’a giden yolun adı “sırat-ı müstakim,” yani “dosdoğru yol”dur. Bu yolun yolcusunun imandan sonra en önemli sıfatı da dürüstlüktür. Müslümanın doğruluğunun/dürüstlüğünün sınırı yoktur. Öz nefsi aleyhinde de olsa doğru konuşmak, dürüst olmak, gerçeği olduğu gibi ortaya koymak zorundadır. “Hepiniz Allah’a giden doğru yolu tutun, O’ndan bağışlanmak dileyin…” ayet-i kerimesi açıkça herkese yönelik bir istikamet/dürüstlük çağrısıdır. Bu çağrının tabii sonucu ise, kalben, kavlen veya fiilen emirlere bağlılıktan uzaklaşanların ya da yasaklardan herhangi birini işleyenlerin yani dindarlık/kulluk kusuru bulunanların istikametten ayrılmış olacağıdır. Çaresi ise, tövbe edip dindarlık/kulluk kusurlarından bağışlanma dileyerek yeniden istikamete ve dürüstçe kulluğa dönmektir.
Dini ciddiye almamak/gevşeklik ve umursamazlık şöyle gerçekleşir: Namazı terk eder ve arzularının peşine düşerler. Eğitim-öğretimini yapmak-yaptırmak ve yaşamak suretiyle dinin yayılmasına ilgi duymaz, emir bi’l-Ma’ruf nehiy ani’l-münker yapmazlar. Çok geçmeden dinin esaslarına aykırı birtakım uygulamalar ortaya çıkar. Şeriat ile insanların istekleri farklılaşır. Bunlardan sonra bir nesil daha gelir, dini bilginin büyük kısmının tamamen unutulmasına varan bir umursamazlığı yaşam biçimi olarak paylaşırlar. İşte tam da bu noktada toplumun büyüklerinin ve ileri gelenlerinin umursamazlığı, topluma daha zararlı olur ve fesadı/bozgunu artırır. (Devamı yarın İnşaallah…)







