--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

İnsanımızı ihmal etmeyelim!

Yaşar Değirmenci
Yaşar Değirmenci

Her türlü “Salih ameli” mabede hapsetme, onu hayata taşımaktan mahrum bırakmanın peşinde bir zihniyetle uğraşıyoruz. Tahammülsüzlüğün sebebi bu! Taşa-toprağa verdiğimiz önemi insana vermiyoruz. Bu çıkmazdan kurtulmanın yolu, İslâm’a uygun düşünce üretmektir.

Hemen her gün yaşadığımız olaylar, olaylar karşısında insanımızın durumu, onlara yol ve yön gösterme mevkiindeki aydınlarımızın hali, bizi normalleşememe sancısı içinde kıvranan bir toplum haline getirdi. Bu durum, toplumun kendisi değil, görüntüsüdür. Aydınlarca belirlenen görüntüsü. Tarihî azametiyle, manevi zenginlikleriyle, koca bir miras bu topraklarda yatıp duruyor. Millet öz varlığına sahiptir. Aydın ise, sonsuz bir boşlukta perendeler atmakta… 

Halk (avam) inançlarını yaşar. İnançlarının fikrî-edebî-ilmî yönlerini ona aydınlar gösterir. Aydın ise; halkının inançlarından kuvvet alır, bağlandığı inançların kültür değerlerini yeni medeniyet icaplarına cevap veren “tefekkür cehdi”yle çalışır. Bizde aydın halktan koptu, halk aydından. Aydını besleyen damarlar kurudu, kurutuldu. Aydın beslenemedi. Akademisyenlik, bir farklı ilave getirmesi gerekirken halktan kopukluk meydana getirmiştir. 

Tek çıkar yol; imanını, şahsiyetini, hürriyetini bu tip aydınların tasallutundan koruyabilmiş müstesna insanların, önce Allah’a sonra millete dayanarak bu düğümü çözmeleridir.

Bir medeniyetin kültür damarlarını kestiniz yahut kuruttunuz mu o medeniyet hücre hücre ölmeye başlar. Binalar insansız kalacağına, insanlar binasız kalıversin! Değer ölçüleri, insanın ruhuna ve o ruhtaki manaya göre belirlenmeyince vasıtalar gaye oluyor, gayeler vasıta… Hal böyle olunca gerisi geliyor. Ondan sonra da normalleşemiyoruz. İfrat veya tefrit salıncağında çocuklar gibi sallan dur! Hele aydınlar hayatlarından o kadar memnunlar ki bir “salıncakta içecekleri kahve”leri eksik!  

İmanı pamuk ipliğine bağlı zavallı tiplerle, inanarak yaşamayı, inandığını yaşamayı öğrenemeyen sun’î modellerle uğraşıp duruyoruz. Bırakınız yaşamayı; manevi tecellilere bile tahammülü olmayan, her türlü “Salih ameli” mabede hapsetme, onu hayata taşımaktan mahrum bırakmanın peşinde bir zihniyetle uğraşıyoruz. Bütün istekleri, inancını vicdanına hapsetsin; sussun, hareketlerine hiçbir şey yansımasın. Hüner, hedef, ideal buydu. Çünkü biliyorlardı ki; yaşanmayan, hayata nüfuz etmeyen, sosyal tezahür imkanlarından mahrum bırakılan her inanç zayıflar, solar, küllenir. Öyle de oldu. Bugünkü tahammülsüzlüğün sebebi bu! Başbakanın ızdırabının, konuşmalarına yansıması bana, sîneye çektiğimiz bir sürü dertlerimizi hatırlattı. Taşa-toprağa verdiğimiz önemi insana vermezsek, toprağımızın kurtuluşu için ölür de insanımızın kurtuluşu için hastalanmazsak idrakimizde sıkıntı var demektir. Bu çıkmazdan kurtulmanın yolu, İslâm’ın bildirdiği hakikatlere uygun düşünceler üretmektir.

Ne yapsanız yaranamazsınız. Tiyatro sahneleri açın, yazarlarına ödüller dağıtın, aydınlarını baş köşeye oturtun, ölen şairlerinin kemiklerini vatan topraklarına getirtin, istedikleri şekilde törenler, açılışlar düzenleyin, demokratik açılımlar yapıp bunu genişletin, imkanı yok, kendinizi kabul ettiremezsiniz. Aydın geçinirler, karanlıklara boğulan yarasa tipler. 

 “Doğru-iyi-güzel kimden gelirse gelsin kabul, yanlış-çirkin-kötü kimden gelirse gelsin red” ilkesi ne zaman yaşanıp, peşin hükümlerden kurtulacağız. Hakaret gören biz, gadre uğrayan biz. Sabır ve anlayış bekleyen biz. İftiraya, yalana, komploya uğrayan biz. Her türlü hakareti yapsalar dahi yine onları adam yerine koyan yine biz. Mukaddeslerimize sahip çıkıp kültürel varlıklarımıza saygısızlık ettirmediğimizde horlanan yine biz! Kerhen de olsa, mecburiyetten de olsa bazı münsif insanlar, yapılan hizmetleri kabullenip hakkı teslim ediyorlar. Kan ağlatanlar da kan akıtanlar da memleketini, milletini, ümmetini sevmeyen, devlet düşmanı bu adamlara cevap veren, dikkat çeken sadece Cumhurbaşkanımız mı olmalı? Ona yapılan hakaretlere tahammülümüz kalmadı. Bizi hatırlatan, mâzi-hal-istikbal çizgisinden bir iz sürebilecek miyiz? Unutulmamalı ki kendi insanını, ilkelerini, ideallerini feda edenler, sonunda insansız ve imkansız kalmakla cezalandırılırlar. 

Hiç bu kadar ihmal etmemiştik insanımızı, onun hayatını. Hayatın gerçekliğini, özünü, öz anlamını… Sanki nimetlerin de musibetlerin de tam farkında değiliz. Düşünmeyen, şükretmeyen, kaygılanmayan, sevmeyen, üzülmeyen, sevinmeyen, özlemeyen, bir yaşayış paketini mutlak veriymiş gibi uygulayıp gidiyoruz. Gönüllerimizin topraklarımız gibi hızla çoraklaştığı günümüzde; kafayı takkeye, ayağı ayakkabıya, eli eldivene, gözü gözlüğe, kulağı küpeye, vücudu elbiseye feda etmeyelim. İnsanımıza kıymayalım, insanımızı kaybetmeyelim, insanımızı harcamayalım! İnsanlığımızı da unutmayalım.

Birçok kişiye şöyle diyesim geliyor: “Aşağılık kompleksinden kurtulalım, karşı taraf bizi kabullensin müdahenesini bırakalım. Sakinleşip biraz yavaşlayalım. Dünü hatırlayalım, yarını düşünelim, kendi içimize-dışımıza şöyle bir bakalım.” Hz. Ali ordusuna “sen değil, dağlar sallansın!” diyordu. Evet sen değil, dağlar sallansın. Ama sen sallanma, dik dur. Bizlere umut-özgürlük-adalet-güven taşı! Senin eline muhtaç sahipsiz elleri unutma! Senin ilgine muhtaç mükedder gönülleri kırma! Senin mustazaflarını, mazlumlarını, mağdurlarını yanından uzaklaştırma! Abese suresinin nüzul sebebi olan Ümmü Mektumu unutma! Bu milletin onurlu-güvenli-sorumlu bir duruşun hasretini çektiğini unutma! 

Devirler kapanır devirler açılır, her şey yeniden kurulur; ama onlar eski yerlerini yine alırlar. İnsanımız nerede, nerede hata yaptık? Devlet-iktidar-güç-parti-gazete-dernek-vakıf-dergi-cemaat vs. bütün bunlar insan için vardır.  İnsandan önce bunları tercih edenlere doğru adres göstererek “önce insan” demek durumundayız. O halde insanımız için, onun yetişmesi, gelişmesi ve şahsiyet eğitimi için var olan bu kurum ve kuruluşlar adına insanın harcanıp harcanmadığına dikkat edilmeli. İnsana hizmet için kurulan bu müesseselerde  “insana hizmet” deyince ne anlaşıldığı üzerine mesul ve mükellef olanlar kafa yormalı. Yoksa insan; şahsa, kuruma, lidere, teşkilata feda edilir. Binalar insansız kalacağına, insanlar binasız kalıversin! Değer ölçüleri, insanın ruhuna ve o ruhtaki manaya göre belirlenmeyince vasıtalar gaye oluyor, gayeler vasıta… Bu da “kurumlar insan içindir” düşüncesi yerine, “insan kurumlar içindir.” Fikrinin yerleşmesine sebep olur. Bu durum insana özel önem veren İslam’a terstir. Eğer insan yetiştirmiyorsak, insana hizmet etmiyorsak, ihtişamlı binalarla, şişkin hesaplarla, vitrin süslemeleriyle bir yere varamayız. Zaten Rabbimiz de dininin sırtına sülük gibi yapışanları temizler. Hz. Ömer’in şu sözü ne kadar manidardır. “Bizi uyarmazsanız, sizde hayır yoktur, uyarılarınızı dinlemezsek bizde hayır yoktur.”

 

Yaşar Değirmenci Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle