Hayatını, İslâm’ı insanlarla buluşturmaya adadı

16 Eylül 2019 Pazartesi

Ömrünü, Mü’minleri Allah ve Rasulü’nün ölçüleriyle inşa etme gayretiyle sürdüren, Silistreli Süleyman Hilmi Tunahan Hazretleri, vefatının 60’ıncı sene-i devriyesinde rahmet ve özlemle anılıyor. Tunahan Hazretleri, “Allah” diyenin idam sehpasına götürüldüğü tek parti diktatörlüğü sürecindeki, dik duruşu, tavizsiz tavrı ve geride bıraktığı eserlerle hayırla yâd ediliyor.

Hayatını, İslâm’ı insanlarla buluşturmaya adamış, Mü’minleri Allah ve Rasulünün ölçüleriyle inşa etme gayretiyle vefat etmiştir. O fetret döneminde gönderilen muallim, mücahid, müceddit, mürşid ve mürebbî bir dâvâ adamının adı Silistreli Süleyman Hilmi Tunahan Hazretleridir.

Sıhhatli nakiller ve hatıralar ışığında belli başlı mütefekkirler Süleyman Efendide dört mümeyyiz ve hakim vasıf tesbit etmişlerdir. İstikamet, ilim, muhabbet ve tefekkür. Münhasıran kerametinden ve mücerret haliyle aksiyonundan bahsetmek, onu anlamamaktır. Kerametler gelir geçer, kalıcı olan istikamettir.

Cereyan eden hadiseleri yakından takip etmeleri

Dersiâm ve ilim adamlarına, talebelerini gönderir; talebelerini onların imtihan etmelerini, din ilimlerinin yeniden ihyâ edilmekte olduğunu görerek sevinmelerini arzu ederlerdi.

Onları ümitsizlikten kurtarır, ilimlerin bu şartlardan dolayı kalkmadığını/kalkmayacağını göstermek istiyorlardı. Nitekim dersiâmlardan Ali Haydar Efendi, Ahmet Hamdi Akseki, Ömer Nasuhi Bilmen ve Hasan Basri Çantay gibi pek çok zevâta, bu vesile ile talebelerini göndermişlerdir. Said-i Nursi Hazretleri, Abdulhakim-i Arvasi Hazretleri ve Sami Efendi dahil tanınmış birçok zevatla muhabere etmiştir. Ayrıca talebelerini Bayezıd’a sahaflara gönderir, oradan kitap aldırır, sahaf ve alim/sûfi Muzaffer Özak’a “Paraları yetmezse onların istedikleri kitapları ver” diyerek onların kitap-sahaf-okuma-tetkik-tetebbuat gibi mefhumlara âşinalık kesbetmesini temine çalışmışlardır. (Şimdi talebeleri nelerle meşgul acaba?)

Ayet ve hadisleri hayat tarzı olarak görürdü

Bugünkü yaşanan olayları Süleyman Hilmi Tunahan Hazretlerinin tâ o zaman gösterdiği hassasiyet ışığında düşünelim. Cemaat içinde olanların kendi yetişme tarzını din haline getirmelerini düşünelim. Şu sıralamaya riayet etmediklerini düşünelim.

Âyet, vahiy, Kur’an-ı Kerim, Hadis-i şerif, sünneti seniyye, Sahabey-i kiram sıralamasını ihlal etme bilerek veya bilmeyerek düştükleri yanlışlıklara dikkat çekildiğini de. Şeriatın gölgede bırakılma, şifahi kültürün ilmin yerini aldığını da…

Tasavvufu Allah’a daveti, ibadette ihsanı, muamelatta zühd ve takvayı esas alan, ilimden kopmayan, ayet ve hadisleri hayat tarzı olarak gören, İslam’ı neşe ve sürur içinde yaşama olarak elde eden bir tasavvuf anlayışını yerleştiriyor Süleyman Hilmi Tunahan Hazretleri.

Taa o zamanlarda, o namüsait zamanlarda bunu vasiyet ediyor hazret. “Vahdet-i vücudçu olmayın evladım” diyor vasiyetlerinde.  Şimdi tartışılan bu ve benzeri meseleleri; ‘Bu din tartışılan bir din değil, yaşanan bir dinimiz var’ diyor. Âdeta dinin TV’lerde magazin, garnitür haline getirileceğini görürcesine ikazda bulunuyor.

Fevkaladelikler peşinde koşmayın

İmam-ı Rabbani Hazretlerinin mektupları önemli. Mesela 48. mektup. “Siz öbür alemde şeriattan hesaba çekileceksiniz, tarikattan değil” diyor. Bir başka mektupta İmam-ı Rabbani Hazretleri “Evlatlarım olağanüstülükler, fevkaladelikler peşinde koşmayın. Alemin bildiği bize yeter” diyor. Bu sözleriyle de bizleri itidale dâvet etmektedirler. Bu ihtarları, bu ikazları, bu tavsiyeleri unutmayalım. Hayatımıza geçirelim. İmâm-ı Rabbânî Hazretlerinin “Zamanının gidişatını bilmeyen ârif-i billah olamaz” sözünü içinde bulunulan şartların bilinmesi bakımından sık sık zikrediyor. İmam-ı Rabbani Hazretlerini ve en önemli eseri Mektubat’ı tanıtan Süleyman Efendi, tasavvufu, Allah’a davette daha dikkatli ve hassas olup adam kazanma (hidayetlerine vesile olmayı), ilimden kopmayan, âyet ve hadisleri hayat tarzı olarak gören, İslâm’ı neş’e ve sürur içinde yaşamanın yolu olarak gösterir. Bugün çekilen bütün sıkıntıların temeli bu hassasiyetten uzaklaşmadan dolayıdır.

Milletin içinde bir hayatı tercih etmiştir

Süleyman Hilmi Tunahan Hazretleri, cemiyetten uzakta yaşamak yerine, cemiyetin içinde Müslümanlığı yaşatmayı tercih etmiş ve “Zâhirimiz (Dışımız) halk ile Bâtınımız (içimiz) Hak ile” buyururken, münzevî hayatı değil, milletin içinde bir hayatı tercih etmiştir.

Talebelerini hayatlarında, daima itidale teşvik etmiş, ifrat ve tefritten uzak kalmalarını tavsiye etmiştir. Süleyman Efendi, hayatının hiçbir zerresinde şer’i hükümlerden ve emirlerden hiç birisinden zerre kadar fedakârlık göstermemiştir. Yakın arkadaşlarının Süleyman Efendi hakkındaki şikâyetleri şöyle idi.

“Efendi Hazretleri çok iyi insan fakat pek fazla müteşerri!”

Yani Efendi Hazretleri çok iyi insan fakat şeriata çok fazla bağlı. Pek tabii bu bir kusur değil, meziyetlerin en büyüğü. Süleyman Efendi, şer’i meselelerde son derece celalli, beşeri münasebetlerinde ise halim, salim ve müşfik idi.

O büyüklerin ortak vasıflarından biri kendilerini sınırlamaları ve hata edebileceklerini kabul etmeleridir. Hatasızlık, kalıcılık planında tam bir kat’iyetle Rasulüllah aleyhisselama mahsustur. Çünkü o vahyin tekeffülü altındadır. Büyükler büyük hata yapmazlar. Çünkü ilmî metoda bağlıdırlar ve ihtiyat şartını tam bir hassasiyetle gözetirler.

İlmîlikten uzaklaşılmamıştır

Süleyman Hilmi Tunahan Hazretleri her halükarda ilmîlikten uzaklaşmamış yapılanları mutlaka ilmî temele oturtmuştur. Umumiyetle şifahî kültüre dayanan tasavvufî yapılanmaları “kitabîliğe” mesned teşkil ettirmişlerdir. Bunda da, mürşid-i kâmilliği yanında birincilikle bitirdiği Medresetül Mütehassısinin (Süleymaniye Medresesi) Hadis ve Tefsir Şubesi müderrisliğinde bulunmasının payı büyüktür.

İlaveten Medresetül Kuzâtta da (Hukuk Fakültesi) tahsilini yapıp diplomasını iyi derece ile alıp kâdılık (hâkimlik) rütbesine de ulaşmışlardır. Böylelikle devrinin aklî ve naklî ilimlerinde en yüksek dereceyi ihraz etmişlerdir. Bu özellikleri, belki de mürşidlerin içinde onu farklı kılmaktadır.

Bugün, küslük/ küskünlük/üstünlük yok, takvaca yaşayarak birbirimizi bağrımıza basmak var. Tek adamlık yok, istişare/şura var. Hatasızlık yok, hata var. Tevbe-istiğfar var. Ahlakı Muhammediyi yaşamak/yaşatmak, kusurları setretmek var. Settarul uyub/ gaffarul zunub olan Rabbimiz var. Muhabbet var, hizmet var.. Amellerimizle, ihlasımızla, ihsanımızla, zikrimizle, fikrimizle, takvamızla İslam kardeşliğini ihya ve ikame etmemizle bu devrin Ebubekir’leri, Ömerler’i, Hasan-ı Basri’leri, Geylanîleri, Şah-ı Nakşibendileri olmak var.

Süleyman Efendi seney-i devriyelerle hatırlanacak bir zat değildir. Bir büyüğün varlığını anlamak ve benimsemek, O’na bağlılık arz etmekle değil, O’nun yolunu takip etmekle olur. Peygamber Efendimizin hayatını gücümüz nisbetinde iyi bilirsek onun vârislerinin hayatını anlayıp idrak edebiliriz. Peygamber Efendimizin sünneti çağa taşınarak O’nun vârisleri anlaşılabilir. Her grubun, tarikatın, cemaatin ihvan ve ehavatı bizi, “İnnemel mü’mine ihvetün”e (‘Mü’minler muhakkak kardeştir’e) götürmeli/götürecek inşallah. Allah gani gani rahmet etsin. Rasulülah Efendimizin huzurunda bizleri buluştursun. Her hal ve şartta dinimizi yaşayan/yaşatan kullarının zümresine bizleri de kabul buyursun. İmandan, Kur’an’dan, Peygamberimizin izinden ayırmasın. (Amin.)

Gazete, bir milletin ‘gözü, kulağı, dili’dir

Süleyman Hilmi Tunahan, Dünya hâdiselerini yakından takip eder. Her sabah bir “Yeni Sabah” gazetesi aldırıp, dış politika yazarlarının yorumlarını ve önemli haberleri talebelerine muntazaman okuttururlardı. O günkü şartlarda “Ah bir gazetemiz olsa! Müslüman zenginler bu işin ehemmiyetini kavrasalar da bir gazete çıkarsalar” buyururlar, sonra da “Gazete, bir milletin gözü, kulağı, dili mesabesindedir” derlerdi.

Dinî neşriyata ehemmiyet vermiş, Necip Fazıl’a “Büyük Doğu” mecmuasını çıkarmasında mânevi teşvikleri yanında, büyük maddî yardımlarda bulunmuşlardır. Türkiye’de Mason ve Siyonizm tehlikesine karşı milletimizi uyarıcı eserler neşreden Cevat Rifat Atilhan’ın hizmetlerine en büyük yardımı Süleyman Efendi yapmıştır. Onun kitaplarını tavsiye etmiş ve yaymıştır. Kezâ o günün şartlarında İslâm mefkûresinden yana neşredilen her eser ve mecmua onun tarafından az veya çok desteklenmiştir. Abdurrahim Zapsu “Ehl-i Sünnet” mecmuasından, Sebilürreşad’dan Osman Yüksel Serdengeçti’nin Serdengeçti dergisine, Abdullah Işıklar’ın Fetih Gazetesinden Sinan Omur’un “Hür Adam” mecmuasına kadar.

Necip Fazıl’ın tesbitleri

Necip Fazıl “Son Devrin Din Mazlumları” kitabının Süleyman Hilmi Tunahan Hazretleri bölümünde “Kıymet Hükmü” bahsinde “Zahiri cephesiyle Süleyman Efendi, gayet güzel bir dış yapı içinde, fevkalade şahsiyetli tavır ve edalara sahip bir zat... Bu zatın yine dış plandaki İslamî ilimlere nüfuzu, onları iç plandaki hikmetlerine ulaştırıcı çapta derin...

Temaslarımın bende bıraktığı perçinli intiba olarak kaydedebilirim ki, onun İslam vecd ve şevki dışında 71 yıllık ömrüne nisbetle 24 saatlik bir başıboşluk hayatı olabileceğine inanmam. Kendini bir davaya vakfetmiş ve onun dışında hayat ve faaliyet kabul etmemiş olmanın tam misali. Böyle olduğu için de tesir ve sirayet kabiliyeti pek büyük.

Dâvâsına o kadar bağlı ve o dâvâ içinde o türlü fâni ve müstehlik (harcanmış) halde ki, bana defalarca şahıs ve nefs kaygısının kendisinde nasıl sıfıra indiğini şöyle ifade etti: Dâvâ muvaffak olsun da isterse bizim yerimiz caminin papuçluğu olsun!...”

“Süleyman Hilmi Tunahan Hazretlerine bağlı gezdiğim yurtlarla alakalı intibam ise; küfür kalesinin kapısı önünde bir cenkleşmedir giderken, bu kurslar kanuna tam uygun olarak, yoğurduğu ruh ve yetiştirdiği iptidai madde bakımından Fatih’in gemilerini karadan Haliç’e indirmesi kadar muazzam bir buluştur.

Süleyman Hilmi Tunahan Hazretleri şer’i hiddet ve gayrette misilsizlerden. O’nu bilhassa din aksiyonunda doğrudan doğruya eşsiz bir Allah ve Rasul dostu olarak selamlar ve açtığı mukaddes ölçüleri talim yolunun bir gün ana cadde haline gelmesini Allah’tan niyaz ederim.”

Hayatta olsaydı FETÖ ve Deizm ile mücadele ederdi

Talebelerine niçin ‘İmam-ı Rabbani evlatlarısınız’ diyor?

İşte cevabı: Çünkü onun üç cephede mücadelesi var.

1. Babürlülerin hükümdarı Ekber Şah ile mücadelesi var.

2. Tasavvufun ve İslam akidesinin tahrip ve tahrif edilme süreci var.

3. Vahdet-i vücud anlayışı/görüşü ile olan mücadelesi var.

Ekber Şah ile mücadelesi enteresan. Ekber Şah devlet gücüyle yürütülen âlim kisvelileri etrafına toplamış, herkes gibi inanıyor, ibadet ediyor ama daha sonra akidesini değiştiriyor, ilahi din adıyla yeni bir din geliştirdiğini ilan ediyor. Etrafındaki yağdanlıkçı, yağcı, şeyh kılıklı tipler onu şişiriyorlar. Bu hal onu çağının Firavunu yapıyor. Ne yapıyor bu adam? Dinleri birleştiriyor, bir tek din çıkarıyor. Nedir bu? “La ilahe illallah”dan ibaret, “Muhammedün Rasülüllah” olmayan bir din. Yeni bir din. Feto’yu ve Deizmi hatırlayın! Hayatta olsaydı bunlarla mücadele ederdi.

Ne yapmış İmam-ı Rabbani Hazretleri? Ekber Şahla olan mücadelesinde ne elde etmiş?

İslam’ın Hint kıtasında Hristiyanlığın akıbetine uğramasını engelliyor. Bozulmasını, tahrif edilmesini engelliyor. Hayatın içinde bir din, yaşanan/yaşatılan bir Din! İSLÂM

(Şimdi yapılanlara karşı aynı mücadeleyi yapmamızı gerektiriyor. Bu izi sürmeyenler, bu mücadeleden kaçınanlar; çok zor hesap verirler.)

Devlet adamlarını ikaz ederdi

Süleyman Hilmi Tunahan Hazretleri; diğer günlük hâdiseleri ve dünyadaki Müslümanların meselelerini yakından takip eder, yerine göre câmi kürsüsünden dile getirirdi. O devirde birçok vâiz günlük hâdiseleri câmii kürsüsüne getirmeye cesaret edemezken; o, zaman zaman devlet adamlarını ikaz ederdi. Camii kürsülerinde; Fransa işgalindeki Cezayir’le ilgili, “Hükümet Cezayirli Müslümanlara yardım etmiyor, bari biz dualarımızla oradaki kardeşlerimize yardım edelim” diyerek dua etmişler, talebelerinin dikkatini “Dünya Müslümanları”nın üzerine çekerek onlara “Ümmet Şuuru” vermeye çalışmışlardır.

“Hocalık bir ekmek teknesi değildir”

Tunahan Hazretleri, ‘Din Adamlığı’nı dininin adamı olarak görüyor ‘Efendiler! Hocalık bir meslek, bir ekmek teknesi değildir. Hocalık Allah’ın, Resûlullah’ın, Kitabullah’ın ve din–i mübin–i İslâm’ın tebliğ memurluğudur’ diyerek bu ulvi vazifeyi sadece devlet memuriyetinden ibaret görenlere de ders vermiş oluyorlardı.

Günün Özeti

YORUM YAZ

  • Ali rızaAli rıza22 gün önce
    Tarikattan cemaattan şeyhten molladan medet uman kendi acizliğini itiraf etmiş olur , kişilik zafiyeti içindedir Onun için egitimin kişilikli birey yetiştirilmesi için dizayn eilmesi gerekir oda yöneticilerin işine gelmez ,
  • trytry22 gün önce
    tarikatlar,uydurmadır.islamla alakası yok. Her tarikatın kendine özgü dini var.Tunahancılık diye bir yol tarikat olamaz. Konfüçyizm Mormonizm Hinduizm Süleymanizm Leninizmm .hepsi kendine has bir  ideolojidir.
  • İsa kabak İsa kabak 26 gün önce
    Allah razi olsun.
  • Sadık HurSadık Hur27 gün önce
    Hocam gönlünüze. Aklınıza.klavyenize sağlık.sizin efendi hz lerini bilen ve doğru değerlendiren.hocalarimizin varlığı gömülülerimizi hoşnut ediyor.mevlam razı olsun.selam size selam ümmete olsun.bozulan neslin ıslahını yüce mevlam nasib eylesin.amin.
  • Mahmut DeveciMahmut Deveci27 gün önce
    Ah Hocam ah! Süleyman Efendi ve diğer Şeyhlere hürmetim vardır, Çok evliya ve alim gelip geçmiş, fakat Müslümanlar gavurlardan geri kalmışlar. Evliyalar Müslümanlara ne bırakmışlar? Bir faydalarını görmedik. Namaz, niyaz ise zaten yapıyoruz. İlim ve fenimiz yok!Gavurlarda teknik mucizeler var.
  • sadece hakikatsadece hakikat27 gün önce
    Allahu teala razı olsun.Yaşar Bey gerçekten çok faydalandık ,çok bilgilendik.eğer bugün ümmet olarak bu büyüklerin Allahın sevgili kullarının yolunda olasydık bu hallere düşmezdik.büyüklerle(maneviyat büyükleri) irtibatımız koptu ve tesbih taneleri gibi herşey dağıldı.
  • hasan...hasan...27 gün önce
    Muh. Yaşar Hocam, çok teşekkü[email protected]: O'nun talebeleri devletini ve milletini gayet ve ciddî olarak sevip sayarlar..! Yani, bahsettiğiniz Holding'le kıyaslanamaz..!
  • Mehmet AkifMehmet Akif27 gün önce
    Rabbim kendisinden razı olsun. İslamın garip zamanında ömrünü dine ve ümmete adamış, küffardan hiç korkmamıştır.
  • Niyazi KARADENİZNiyazi KARADENİZ27 gün önce
    HARİKULADE
  • NUSRETNUSRET27 gün önce
    "13 Aralık 1952’de Birleşmiş Milletlerde Araplar Tunus olayları sebebiyle Fransa’nın kınanmasını istedikleri zaman, teklifin reddi için Fransa lehinde oy kullanmıştır.Cezayir’in bağımsızlık savaşı döneminde Türkiye bağımsızlık savaşı veren Cezayir’e karşı Fransa’yı desteklemiştir. 1954 yılında Cezayir’de olaylar başladıktan sonra Türkiye bu durumu daha çok Fransa’nın bir iç sorunu olarak değerlendirmiştir. Menderes Hükümetlerinin bu çekinceli tavrı iktidarları boyunca devam etmiş Cezayir bağımsızlık savaşına Türk hükümetleri tarafından verilen resmi destek ancak 27 Mayıs'tan sonra gerçekleşmiştir."Çok beğendiğiniz ve örnek aldığınız Menderes hükümeti emperyalistlerin safında yer almış, ezilen kardeşlerimizin feryadına kulaklarını kapatmıştır. Menderes'in yapmadığını halkın zoruyla asker yapmak zorunda kalmıştır.
  • volkanvolkan27 gün önce
    talebelerinin bir kısmı maalesef Feto gibi CIAe çalışan gruba dönüştü

Günün Özeti