• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Yaşar Değirmenci
Yaşar Değirmenci
TÜM YAZILARI

Hayati sorumluluklar bizi bekliyor!

08 Nisan 2026
A


Yaşar Değirmenci İletişim: [email protected]

Hayati sorumluluklar bizi bekliyor!

YAŞAR DEĞİRMENCİ

Yükümlülüklerimizi yerine getirmede yetersiz kalmamızın bir sebebi asıl olanı bırakıp ayrıntılarda oyalanmaktır. Teferruata boğulup maksattan uzaklaşmaktır. 

Zarfa takılı kalıp mazrufu zayi etme zaafımız var. Kalbi, zihni teferruatla meşgul ederken işin ruhunu kaçırıyoruz çoğu zaman. Bu durum sorumluluktan kaçınmanın, kolaycılığı seçmenin bir yolu değil mi? Dahası görevden kurtulma hastalığı diyebilir miyiz?

Kur’an-ı Kerim hayatın içinden verdiği örneklerle bu anlayışı sorguluyor, eleştiriyor. Müminlere ciddiyet çağrısında bulunuyor. Nefs muhasebesine dâvet ediyor.


Ashab-ı Kehf kıssasına baktığımızda şunu görürüz. Zamanın zorbalarına karşı güzel bir kıyam başlatan bir grup delikanlının duruşunu övgü ile bizlere aktarır. Gel gör ki, kimi insanlar bu muhteşem örneklikten ibret almaları gerekirken anlamsız tartışmalara girdiler,

Ashab-ı Kehf’in adanmışlıklarını, samimiyetlerini görmeleri icap ederken sayılarına takıldılar. Allah onları uyardı:


“De ki onların sayılarını Rabbin daha iyi bilir. Onlar hakkında bilgisi olan çok azdır. Öyle ise Ashab-ı Kehf hakkında, delillerin açık olması dışında bir münakaşaya girme ve onlar hakkında (ileri geri konuşan) kimselerin hiçbirinden malumat isteme.” (18 Kehf, 22)

İlahi mesajı mecrasından koparıp gereksiz, anlamsız zeminlere çekme uyarısı geliyor.


Bakara Suresine isim olan “Bakara kıssası”na baktığımızda benzeri bir savrulmayı görmekteyiz. Bir inek kesmeleri gereken İsrailoğulları verilen emre itaat etmeleri icap ederken, emri bağlamından çıkarıp gereksiz sorularla işi sulandırma yolunu seçtiler. İneğin cinsini, rengini, yaşını tartışma konusu edindiler, ilahi teklifi yerine getirmede ayak sürdüler.


Umre için rehberlik yapan hocalarımızdan Ramazan Kayan’ın ifadelerini nakledeyim. “Umredeyiz. Hudeybiye’de yaşananları anlatıyorum. Ağacın altında ölüm üzerine Allah Rasûlü’ne biat edenlerden bahsediyorum. Allah’ın onlardan razı olduğuna ayetlerin işaret ettiğini ifade ediyorum. Fakat ne hazindir ki, bu can alıcı konuyu dinleyenlerden kimisi ağacın altında gerçekleşen biat eylemini değil, hangi ağaç olduğunu soruyor. Hâlbuki Allah (cc) ağacı kutsamıyor, ağacın altındaki nebevî sözleşmeyi gündemimize taşıyor.


Hz. Ömer kendi gününde bu gibi gündem sapmalarına şahit/tanık olduğu için o ağacı kökünden kesip atmıştır. Yine Hz. Nuh (as)’ın kesintisiz tevhid mücadelesini dert edinmemiz beklenirken, Nuh’un gemisinin hangi ağaçtan yapıldığı merak konusu olabiliyor.


Hz. Âdem (as)’ın topraktan yaratılışını tefekkür etmemiz istenirken, kimimiz Hz. Âdem’e baba arama ihtiyacı duyabiliyoruz.” Tefekkürü, tezekkürü kaçırınca sonuç bu oluyor.

Kıyamet yaklaşırken hazırlık yapmamız boynumuzun borcu iken, biz kıyametin kopuşunu tarihlendirme, takvimlendirme hesapları yapabiliyoruz. Üstümüze görev olmayan, boyumuzu aşan alanlara burnumuzu sokabiliyoruz. 


Gaybı taşlamak bu olsa gerek. Ya da haddimizi aşmak! Böylece asıldan uzaklaşıyoruz, ciddi meselelere kafa yormuyoruz. Mesele: Yürek yetmezliği mi, eksen kayması mı, yoksa kafa karışıklığı mı? Esasa odaklanmak derinlik ister içtenlik ister özveri ister. Teferruat ise kolaycılıktır, bir nevi kaçıştır. Yüzeylerde gezinip işin özüne inmemektir. 

Hikmet neyi gerektirir? Hakikati öncelemek ve hakikatin özünden ödün vermemektir. Gürültülü tartışmalar, bitmeyen detaylar, yüzeysel fikirler hakka halel getirir. Ömrümüzü heba eder. Heva ve hevesimize hoş gelse de sonu hüsran ve helâktir.


Nice zamandır büyük meseleleri küçük ayrıntılara kurban ettiğimiz aşikâr bir durum.


İslam dünyası ateş topuna, kan gölüne dönmüşken, 1400 yıllık bitmeyen, kapanmayan dosyalarla oyalanmamız doğru değil. Artık sadede gelelim. Aslı esası bırakmayalım. Aslımıza rücu edelim. Hayati sorumluluklar bizi beklerken seyirci durumuna düşmeyelim, görevden kaçmayalım. Bizden beklenen “Dâvâ Adamlığı”nın özelliklerini yaşayalım yaşatalım. Dinimizin her hâl ve şartta yaşanan bir din olduğunu unutmayalım.


Dindar ve muhafazakâr olarak bilinenlerin; amellerini “Allah ve Resulü”nün ölçülerine arz etmeyip kendi ölçülerine uymaları, ayet ve hadisleri gölgede bırakmamaları şart. Aşırı işkolik olan insanlarımızın tek derdi iş hayatı oldu. Sorumluluklarına zaman ayırmadılar. Aşırı politize olan yeteneklilerimiz siyasi entrikaların kurbanı oluverdiler. Dünyevileşme hastalığından kurtulamadılar. Temsiliyet ve teslimiyet ile etkili bir tebliğ becerini de kaybettiler. İfrat tefrit salıncağından kurtulmak kolay değil. İhlas ister istikamet ister, irade ister, bilinç ister. Tüm peygamberlerin yapmaya çalıştığı, insanlığı uçların uçurumundan kurtarıp itidal ve istikamete ikna etmektir. Hep okuduğumuz Fatiha ile amel etmek!


Aşırı dünyevileşme ile aşırı münzevileşme kulluk dengemizi sürdürmede zeminimizi kayganlaştırıyor. Hep dile getirdiğim “3 M” formülü: “Makul-Mutedil-Müstakim”i kelimelerde bırakmayıp muhtevasını/içeriğini yaşamamız, yaşatmamız ve hep okuduğumuz Fatiha ile de amel etmemiz gerekiyor. 

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.
x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23