DUR VE DÜŞÜN
Açlığı düşün, sıkıntıyı düşün, hasretleri düşün, nereden gelip nereye gittiğini düşün, ne yaptığını ve ne yapman gerektiğini düşün, dünü, bugünü, yarını düşün, derinleri ve öteleri düşün, dur ve düşün. Dur biraz, düşün biraz. Hayatın bütünlüğünü düşün. Arın, durul, nefsani tesirlerden kurtul ve düşün.
Oruç, sadece yemeden, içmeden kesilmek değildir. Bir genel duruştur, derinlemesine bir yoğunlaşmanın yaşanışıdır. Özel bir tefekkür uyanışının çiçeklenmesidir. Bir bakıma, maddiden ve menfiden uzaklaşıp, maneviye ve müspete yaklaşmanın disiplinidir oruç. Dur ve düşün. Açlığı düşün, sıkıntıyı düşün, hasretleri düşün, nereden gelip nereye gittiğini düşün, ne yaptığını ve ne yapman gerektiğini düşün, dünü, bugünü, yarını düşün, derinleri ve öteleri düşün, dur ve düşün. Dur biraz, düşün biraz. Hayatın bütünlüğünü düşün. Arın, durul, nefsani tesirlerden kurtul ve düşün. Aklınla ve yüreğinle düşün. Ramazan-ı Şerif’in, kendine mahsus bir titreşimi, bir elektriği vardır. Devreye bağlanan bunu yakinen hisseder. Oruç aslında insanı besler, yeniler, onarır, birikim ihtiyacını karşılar, bütünlük arayışına ufuklar açar, derinleşme imkanları lütfeder. Kıvama göre, derece-derece. Hepimizin şartlarla ve imkanlarla belirlenmiş bir görevi ve sorumluluğu var. Bu hayat, manasıyla değerlidir. Madde, o manaya raptedildiği ölçüde önem kazanır. Gaflet, manayı unutup maddeye kapılmaktır.
Maddeye ve maddiye. Nefs (nefs-i emmare), maddenin ve maddinin peşindedir hep. Ne kadar bulsa o kadar azar; ne kadar yese, o kadar acıkır. Nefs, nefsaniyet; insanın bütün dengelerini bozar, anlatılmaz güzellikteki bütün değerlerini devre dışı bırakır, onu görevinin ve sorumluluğunun şuurundan uzaklaştırıp karanlıklara gömer. Nefsi arındırıp terbiye etmeden, istikamet bulmanın ve tekamül yolculuğuna çıkmanın mümkünü yoktur. Ve de Allah rızası için tutulan oruç, nefsi terbiyenin çok şümullü bir vasıtasıdır. Bu mübarek ayda ciddiyetten uzak, basit, sığ ve her noktasında cehalet kokan konuşmaları, duyup programlara muttali olunca nasipsizlere bir kere daha dua etmek icab ediyor. İnsanların zekasında gerileme yok, kararma var. Karartan da nefsaniyet. Hilkaten insan aynı insan; ama nefsaniyete hitab eden maddeci medeniyetin çarkları onun dengesini bozmuş. Günümüzdeki hataların çoğu bile bile yapılan hatalardır, çünkü nefsaniyet kaynaklıdır. Bilmeden yapılan hatalar ise onun bir neticesi, bir bakıma da cezasıdır. Size bir kıstas vereyim: Düşünce ufku açılmamışsa, nefsaniyet meselesi halledilmemiş demektir. İyi inceleyin, arızayı mutlaka görürsünüz. İslam hayattır, aydınlıktır, berekettir. İnsan İslam’dan uzaklaştıkça hayattan da uzaklaşır, nefes alıp vermekte olan bir ölü haline gelir. Peygamber Efendimiz, içinde namaz kılınmayan evi kabire benzetmiştir. Çünkü İslam, hayatın nurudur. Çünkü İslam’dan kopan, zulmete yuvarlanır ve uyanılmaz uykulara dalar. İnsan meselesini ancak İslam çözer. İslam’a davet hayattan uzaklaşmaya değil, hayatı yaşanır hale getirme davetidir. İslam asli hayatın ta kendisidir ve öyle yaşanmalıdır. Nefes nasibinin bir zerresini dahi ziyan etmeyen bir heyecanla, dolu-dolu yaşanmalıdır. Ramazan-ı Şerif’in manevi ikliminde aydınlarımıza da seslenmek istiyorum: İyi insanın hüzünlenmesi hayra alamet değil” der. Milletin mahzun edilmesi gayretullaha dokunur. Akılla-fikirle-ilimle ve şu milleti asliyetlere layık gören bir gönül zenginliğiyle meselelerimize eğilelim.
Yüksek hayat standartlarında yaşama arzusu, hırs, gösteriş ve bütün bunlarda yarış, insanları rüzgâr önünde sürüklenen bir yaprak gibi önüne katıyor ve bilinmez kavşaklara doğru sürüklüyor. Üzülerek görüyoruz ki bazen ortak değerlerimiz arasında en birinci sırada yer alan din ve dinî kurallar, sözünü ettiğimiz yarış esnasında maalesef unutulabiliyor, göz ardı edilebiliyor, hatta bazen “Allah affedicidir” sığınağının arkasına geçilerek şuurluca ihlal edilebiliyor. Bu ayda, hepimizin bir ‘nefs muhasebesi’ yaparak günahlarımızın silinip affedilmesine vesile olacak amellerle dolu bir ay geçirelim. Tam bu noktada şu olay üzerinde düşünelim. Efendimiz Ebu Ubeyde’yi vergi tahsili için Bahreyn’e gönderiyor. Belli bir müddet sonra Ebu Ubeyde geri dönüyor. İhtimal, Ebu Ubeyde’nin getirdiği malların bir kısmı veya hepsinin halka dağıtılacağı bildirilmiş olmalı ki o gün sahabe sabah namazı sonrası evine giden Efendimiz’in önünü kesiyor. Mevzuu anlayan ve tebessümle karşılayan Allah Rasulü “Ebu Ubeyde’nin Bahreyn’den bir şeylerle geri döndüğünü duydunuz herhalde?..” diyor ve aldığı evet cevabından sonra zenginleşme kulvarından kulaklarımıza küpe, yolumuza rehber olacak şu sözleri söylüyor: “Sevininiz ve sizi sevindirecek şeyler ümid ediniz. Allah’a yemin ederim ki, sizler için fakirlikten korkmuyorum. Fakat Ben, sizden öncekilerin önüne serildiği gibi dünyanın (bütün güzellikleri ve nimetleri ile) önünüze serilmesinden, onların dünya için yarıştıkları gibi sizin de yarışa girmenizden, dünyanın onları helak ettiği gibi sizi de helak etmesinden korkuyorum.” (Buhari, Müslim)







