--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Dille-kalemle-fiille haydi göreve! 

Yaşar Değirmenci
Yaşar Değirmenci
9

Muhalefet partisi CHP’nin başında bulunan (lider diyemiyorum) yalancılığı, iftiraları, sahtekârlıkları ödemek zorunda kaldıkları tazminatları mahkeme kararları ile tescillenmiş adamın son açıklamaları partili/partisiz vatandaşlarımızı derin üzüntüye sevk etmiştir. Zırvalarına eklediği ‘mahkeme kararlarını tanımam. ‘Bizi iktidara getirin KHK ile alınanların hepsini görevlerine iade edeceğiz. Osman Kavala ile Selahattin Demirtaş’ı serbest bırakacağız’ lafları (sözleri diyemiyorum) ilkokul, ortaokul çocuklarının bile bildiği kavramların cahili olduğunu gösteriyor. Yapılanlar, FETÖ’yü devlete yerleştirme değil mi? 

Din düşmanlığı temeli ile kurulmuş, demokrasiye geçildiğinde dinin her hükmünün uygulanmasına mani olan, kendi emirlerine ve yoluna boyun eğmeye zorlayan, tâğûtlar yerleştiren böyle bir parti ile olmak. Ortak amaçları İslâm’ı hayatın dışına çıkarmak. Müslümanları inancıyla yaşayamaz hale getirmektir. Milletin ve ümmetin mukaddeslerine düşman olmakla kalmamış bunu her fırsat ve her imkanda kullanmış adamların siyasi temsilcilerinin ‘helalleşme’ istismarını da kabullenmeleri. ‘Zulüm 1453’de başladı’ diyenlere sahip çıkmalarına sessizlikleri affedilemez. Beraber oturdukları yuvarlak masada hiçbir yanlışa, tepki göstermemeleri, ‘suç ortaklığı’ndan başka bir şey değildir. Allah ve Resulünün sev dediğini sevip, sevme dediğini de sevmeden yapamaz mısınız? Hiç küfre, kâfire, münafığa, müşrike karşı bir tavrınız olmayacak mı? İzzet ve şerefi imanın dışında mı arayacaksınız? “Kim, şan ve şeref, kuvvet ve haysiyet istiyorsa, bilsin ki, şan ve şeref, güç ve kuvvet, kudret ve hâkimiyet yalnız Allah’ın mülkünde, tasarrufundadır. (Gerçek şeref ve itibar, Allah’a O’nun Resulüne ve O’na inananlara aittir. İlahi kaynağa nisbeti olmayan her tür şeref ve itibar sahtedir.) Allah’a, hâlis niyet ve amaçlarla, İslâm esaslarını, İslâmî düzeni hayata geçirme, iş barışı içinde bilinçli, planlı, mükemmel, meşrû, faydalı, verimli çalışarak nimetin-ürünün bollaşmasını sağlama, yerinde, haklı çıkışlar yaparak, düzelmeye, iyiliğe, iyileştirmeye ön ayak olma, cârî-kalıcı hayırlar-sâlih ameller işleme ulaştırır. Sinsice, türlü türlü kötülükler icat edenlere, şeytanca entrika ve dolaplar çevirenlere, İslâm’ın yükselişini önleme, Müslümanların ilerlemesinin önünü kesme planları ve riyakârlık yapanlara dehşetli bir azap vardır. “Onların sinsi hileleri, tuzakları, planları da darmadağın edilir.”(35 Fâtır 10) hükmüne rağmen. Dindar olmak ile olmamak çizgisini sabırdan, tahammülden, rızadan, cömertlikten, başkalarının acısına duyarlı olmaktan, fedakârlıktan yana koyduğumuzda hangi tarafa düşeceğinizi düşünün. Başımıza gelenlerden ders çıkarılmıyor, ibret alınmıyor. Hem sosyal hem de psikolojik acılarımızı, ağrılarımızı tedavi etmeliyiz. İnsanımıza (bilhassa gençlere) ‘kulluk şuuru’ aidiyet duygusu veremediğimiz, örnek olamadığımız için ne kadar zarar verdiğimizin bir an önce idrak edilmesi gerekiyor. Sosyal medyanın, algı operasyonlarının, kimlik ve kişiliksiz yapı oluşturmalarının, fıtrata ters (cinsiyetsizlik, farklılıkları kaldırmanın) sonuçlarına katlanma yerine sebeplerle mücadele etme zamanı geçiyor. Bütün mesailerini fitne, fesat, din düşmanlığı ile geçiren, eli kanlı terör örgütleriyle birlikte hareket eden gazeteci kılıklı canileri başköşeye oturtanlara ne demeli? TV ekranlarında arzı endam ederek âdeta sunum yapan ‘siyasî abiler’ hiç mi Allah’tan korkup, kuldan utanmazlar? Kendisini en üst makamlara getiren ‘Dâvâ arkadaşları’ ile beraber seçim öncesinde Batı uşaklığı yapanlarla yuvarlak masada yuvarlak adam olunur mu? ‘Emekli Cumhurbaşkanı’na da bir çift sözümüz olmasın mı? Daha bir sürü örnek verip, ‘nerede vefa, nerede Dâvâ, nerede fedakârlık, nerede’ diye birçok cümle kurabiliriz. Dava hassasiyeti her şeyin üstündedir. Dâvâ yoksa hiçbir şey yoktur. Aksi düşünülemez. Bu gerçek hiçbir zaman unutulmamalı. Bunları bu koca koca adamlar bilmiyorlar mı? Bilgi hamalları dolaşıyor aramızda. Taşıdıkları yükün ağırlığı altında ezilmiş tükenmiş sistemzedeler. Bir ellerinde kibir öbür ellerinde inat ve taassup dolaşıyorlar. Fikir iffetinin mahrumlarıyla sohbet edilemez, herhangi bir fikri tartışma yapılamaz. Gündeme oturan meseleleri düşünelim: ‘şer ittifakları’nı, ‘Tayyip Düşmanlığı’ ortak paydasını, dış ve iç düşman ittifaklarını, vs. Kanunlardan, mahkeme kararlarından, ‘itibarlı kaçaklar’ın görüntülerine, ucuz kahramanlık taslayanlardan, makam ve mevkilerine, şan ve şöhretlerine güvenenlerin düştükleri rezilliklere, sevgi-şefkat ve merhametin kırıntısı kalmamışların hazırladıkları planlara varıncaya kadar. Bütün bunlar nasıl bir buz dağını nefeslerimizle eritmeye çalıştığımızın delili değil mi? Utanmazlık, böylelerinin mümeyyiz vasfı. “İşte yalanın, işte iddiaların, işte inkârların” dersiniz bön bön bakarlar. Bu “insan tipleri” tam bir hilkat garibesidir. Benzerleri başka ülkelerde gösterilemez. Deviriciliği ideal haline getirmiş, ilkeleri: ‘iktidarın her yaptığına karşı çıkmak’ olan muhalefete ne anlatırsınız? Bu güruhun seviyesizliğine düşmeden dille-kalemle-fiille mücadele ve mücahede etmek şarttır. Biz her hal ve şartta, doğrunun, güzelin, iyinin Hak ve hakikatin üzerine titremeye mecburuz. Zalimin, bâtılın, yanlışın çirkinin karşısında yer alma bizim olmazsa olmazımız! Mü’min; imanı için yaşayan, dünyaya gelişini imtihan için bilen, ebediyete kadar iman/küfür mücadelesinin bitmeyeceğinin şuurundaki adamdır. Mü’min; Allah ve Resulünün düşmanlarıyla ne pahasına olursa olsun beraber hareket edemez. Kendi menfaati için din kardeşlerini karşısına alamaz. Kültürle akideyi, kendi kavramlarımızla Batı’yı karıştırır hale gelemez. Laikliği, Kemalizm’i kutsallaştıramaz. 

 

Yaşar Değirmenci Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle