--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Âdem’in ve Âdemoğlunun ilk imtihanı

Yaşar Değirmenci
Yaşar Değirmenci

Âdem-Havva özelinde öyle bir üslupla anlatır ki, meselenin her iki ucuna da işaret eder. “Şu ağaçtan yemeyin, yoksa kendinize zulmedersiniz”. O ağaç ne idi, belli değil. Bir meyve miydi, yoksa cinsellik mi? Her ikisi de olabilir, ama bu ikisinin dışında bir şey değil. O halde Âdem’in ve Âdemoğlunun ilk imtihanı, hem de kaybetme riski en yüksek olan imtihanı bu ikisi. Sanki bize şöyle deniyor gibidir; ilk atanız ve ilk ananız bu imtihanı kaybetti, ama pişman olup durumlarını düzelttiler. Siz kaybetmemeye çalışın, ama düşmüş iseniz siz de hemen kalkıp doğrulmasını bilin.

Mümin olduktan sonra bu ikisinden daha büyük bir imtihan yok. Bu imtihanı bir şekilde kazanmalıyız. Hz. Yusuf benzer bir imtihanla karşı karşıya kaldı ve kazandı. Âdem tövbe ederek kazandı, Yusuf (sa) hiç bulaşmadan kazandı. Demek ki her ikisi de mümkün ve bizim birey olarak böyle temel bir sorumluluğumuz var. Önce meselenin bu tarafını bilelim.

İkincisi, biz şu anda Türkiye’de mütekâmil bir İslam ülkesinde yaşamıyoruz. Yarı modern, yarı gelenekçi, üzerine biraz da İslam serpilmiş bir hayat yaşıyoruz. Bunu şunun için söylüyorum; Rasulüllah Efendimiz Mekke’de iken orada kadın erkek ilişkileri Medine’de sonradan olduğu gibi değildi. En azından bu mesele müslümanların birinci meselesi değildi. Çünkü o toplum, bugün olduğundan daha çok müşrik bir toplumdu. Dolayısıyla bunun bu ilişkilerde hafifletici bir tarafının olabileceğini düşünüyorum. Tam bir İslam ülkesinde olması gerekenin tamamını burada yapamayabiliriz.

Ancak toplumların bir Mekke, Medine dönemi olabileceği gibi, tek tek fertlerin de kendi içlerinde bilgi birikim ve yaşadıkları ortama göre bu dönemleri olabilir.

ŞİİR DEFTERİMDEN

KIZIMA DUA

Sakın ha kızım, gönlüne kirler dolmasın

Baba yüreğidir yansın ama seninki yanmasın

Seni hiç kimse çirkinlikle anmasın

Biz küser barışırız ama kimse dargın sanmasın

Olur, böyle şeyler ama asla her zaman olmasın

Kırarız kırılırız sakın gönlümüze kin dolmasın

Huzursuzluktan medet umanlar huzur bulmasın

Anne-Babalar solsa da senin güzel yüzün solmasın

Canım gülüm sen Rabbim’in emanetisin seni kimse yolmasın

Belki de hırçınlığın bundandır emanet yarı yolda kalmasın

Gül pembe iken güzeldir sakın sararıp solmasın

Baba yüreği nasıl yanar sen sor başkaları sormasın

Seni de beni de Rabbim görür başkaları isterse görmesin

Sen hep olman gerektiği gibi ol riyakarlık mı? Allah vermesin

Dilerim Rabbim’den bahtın açık olsun önüne engel germesin

Gaye insan, Ufuk Peygamberi örnek al ne seni ne beni kimse yermesin

Ali AKYÜZ

 

BİR CENGAVER

Cafer bin Ebi Talib radıyallahu anh

 

¥On bir yıl sürgünde kaldı. Mekke’yi ve yakınlarını özledi. Hayber’in fethinde Medine’ye döndü. On bir yıl sonra. Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, Hayber’in fethinden dolayı çok sevinçliydi. Cafer’in döndüğünü görünce sevinci arttı. O kadar sevindi ki, ‘Hayber’in fethine mi Cafer’in avdetine mi sevineceğini’ şaşırdı. Cafer de elbette sevinçliydi.

Sonra ne oldu? Cafer’le baş başa 11 yıl ayrı kalmanın hasretini mi giderdiler?

Cafer’in döndüğü günlerde Rumlar tarafından İslam tehdit ediliyordu. Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem de onların üzerine bir ordu gönderecekti. Cafer, hazırlanan ordunun ikinci komutanı olarak tayin edildi. Yola çıktı. 11 yıl hicret diyarında yaşadığı gariplikten, yakınlarına hasretinden sonra yola çıktı. Mute’ye çıktılar. Şiddetli bir savaş başladı. Cafer ikinci adamdı. Birinci adam, komutan şehit düştü. Cafer, ordu komutanı olarak öne atıldı. Sancak elindeydi. Bir kolu koparıldı, sancağı diğer eline aldı. O da koparıldı. Üzerine mızrak, ok yağdı.  Savaştan sonra üzerinde doksandan fazla kesik ve delik bulundu. Ama hiç biri sırtından değildi. Bütün yaraları ön tarafından almıştı. Çünkü Cafer radıyallahu anh, hiç geri bakmadı, düşmanlar onun sırtını hiç göremediler. Hep atıldı, hep ileri doğru yürümek istedi.

İlk iman edenlerdendi. İlk işkencelere muhatap oldu. Dini için hicret etti. 11 yıl hicrette kaldı. Gurbet acılarını içine gömdü. Medine’ye döndüğünde, Müslümanların Hayber’i fethi gerçekleşmişti. O fetihten sonra da kıtlık kalktı. Müslümanların karnını doyuracakları kadar yiyecekleri olmuştu. Ama Cafer’e yeni bir hizmet kapısı açılmıştı. ‘Daha dün geldim ben, gençler gitsin!’ demedi. Kanatlandı ve yola çıktı. Uçtu. O uçuşla cennete kadar uçtu. Allah ondan razı olsun.

 

 

 

Yaşar Değirmenci Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle