Berat Kandili ve Düşündürdükleri
Cenab-ı Hak’ka sonsuz hamdü senalar olsun. Bize iman ve İslam nimetini verdiği için. Peygamber Efendimizi ve Kur’an-ı Kerim’i gönderdiği için. Bize nimete erdiklerinin yolunu nasib eylediği için, Yüce Rabbimize hamd ü senalar olsun. Şükrünü edaya güç yetiremeyeceğimiz nimetlere sahibiz. Onları düşünerek, kadrini-kıymetini bilmeliyiz. Bu dünyanın gerçek manası imanlı yaşamaktır. Ötesi ona göre derece derece mana payı alır. Gayelerin gayesi imandır, imanın kemalidir, iman selametidir, imanın şuurudur. Allah’ın muhlis kulları olmaktır. Bundan sonra ne varsa ona göre var. Ondan mana ve nasib alabildiği kadar var. Bu dünya bizim için yaratıldı. Bize musahhar kılındı. Biz; iman için kulluk için, o yolda tekamül için yaratıldık. Nizam budur, hilkatin hikmeti budur. Kim olduğumuza, nerede, niçin bulunduğumuza dikkat edelim. Tehlikelerle dolu bir dünyada, nasiplere erdirilmişiz. Şaşırabilirdik, rastlamayabilirdik, kapılabilirdik. İmtihanlar ve tuzaklar dünkünden çok daha fazla, çok daha ağır. Maddeten veya manen, zahiren veya ruhen, doğrudan veya dolaylı olarak, maneviyat kahramanlarının tesirleriyle buluşturulmuşuz. Tertib-i İlahi elimizden tutmuş, bizi, hidayet ve istikamet üzere rahmet mecralarının bir kenarına götürmüş. Şükürden aciziz, ama bu halin şuurunda olmaya, mazhar kılındığımız nimetlere liyakat yolunda, gayret göstermeye mecburuz. Bunca himaye ve lütuf sonrasında gafletten büyük bela olmaz. Bunu hiç unutmayalım. Mazeretimiz yoktur. Her mümin için bir gayret ve tekamül vazifesi mutlaka vardır. Ahlakın da, ilmin de tefekkürün de, her şeyin madeni ve cevheri imandır. İyi-güzel-doğru ne varsa, oradan gelir, oraya gider. Mücadelenin başarısı, gafletten tam kurtulmaya bağlıdır. Kurtulmaya ve şuurlanmaya. Gaflet, insanın kendi kendine zulmetmesidir. Kendi kendine zulmeden, başkasının zulmünden nasıl ve ne hakla şikayet edecek?
İşte kandiller bu gafletten kurtulmanın vesileleridir. Hususiyle “Berat Kandili”. Kendimize çeki-düzen vermenin, muhasebe yapmanın, tevbeye koşmanın, Mahkeme-i Kübra’dan berat almanın yollarını aramanın gün ve geceleridir. Sevgili Peygamberimiz zamanımızın imtihanlarını bildirdi. “Mal sevgisi” dedi. Dikkat edelim mal sevgisine! Dünyevileşmemize, refah ve konfor düşkünlüğümüze. Bir derdimiz var burada. “Dikkat edin!” ihbarında hikmet var. “Dünyaperest” olmamaya işaret buyurdu. Bu bir gizli tehlikedir, dikkat edelim. Putperestlik açıktı. Dünyaperestlik gizlidir, sızar, dolanır, hulül eder, nüfuz eder. Tekneyi yüzdürecek olan su, teknenin içine girerse onu batırır. Madde budur işte! Her şeye rağmen bu zorlukları aşıp, bu imtihanları kazanacağız inşaallah!...
Rabbimiz, mekânlar içinde mukaddes mekânlar; zamanlar içinde de mukaddes zamanlar yaratmıştır. Zamanlar içinde yarattığı mukaddes zamanlardan birisi de; Müslümanlarca ‘üç aylar’ diye bilinen “Receb, Şaban ve Ramazan” aylarıdır. Şaban ayının 15. Gecesi “Berat Gecesi” veya “Berat Kandili” olarak kabul edilmiştir.
‘’Aslı “Beraet” olan ve Türkçe’ye “Berat” olarak giren bu kelimenin sözlük anlamı: “Borçtan, hastalıktan, suç ve cezadan kurtulmak”. Dînî literatürde ise: “Günahlardan arınmak, temize çıkmak, ilahî af ve rahmete nail olmak” manasını ifade etmektedir. Buna göre Berat gecesi, Allah Teâlâ’nın affı ve bağışlaması ile Müslümanların günahlardan arınmasına ve kurtuluşlarına bir vesiledir.
Allah Teâlâ, bu mübarek gecede, kendisine yönelip af dileyen mü’min kullarına, cehennemden kurtuluş beratı verir. Berat gecesine, bereketli ve feyizli bir gece olması sebebiyle: “Mübarek”; kulların günahlarının affolunması ve temize çıkmaları sebebiyle: “Beraet”; kulların ihsana kavuşmaları sebebiyle: “Rahmet”; geceyi iyi değerlendiren kulların seçilerek salih kullar arasına alınmasından dolayı “Beraet” adı da verilir.
“Bazı geceler ve günlerde değil, daima Müslüman olmak ve daima müslümanca düşünmek ve yaşamak’’ düsturumuz olmalı. Belirli gün ve gecelerin Mü’mini değil, her hal ve şartta Mü’min olmak, mü’mince yaşamak! Meselemiz budur.
Berat Gecesi, bizi muhasebe ve murakabeye sevk edip ‘nefs muhasebesi’ yapacak hesapların görüldüğü gecedir. O gece güneş battıktan sonra Allah rahmetiyle dünya semasına tecelli eder ve şöyle seslenir:
«İstiğfar eden yok mu, affedeyim ve bağışlayayım. “Rızık isteyen yok mu, hemen rızık vereyim. Başına bir musibet gelen yok mu, hemen sağlık ve afiyet vereyim.” Böylece tan yerinin ağarmasına kadar bu şekilde devam eder.
Hz. Aişe validemiz anlatıyor: Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem:
- “Bu gece Şaban ayının yarısıdır. Dünya işleri ve kulların işleri bu gece Yüce Hakka arz edilir. Bu gece cehennemden azat edilenlerin sayısı; kelb kabilesinin koyunları sayısı kadardır. Bu gece bana izin verir misin? Rabbimle baş başa kalayım.”
- “Olur” dedim. Kalkıp namaza durdu. Ayakta durması hafif oldu. Fatiha suresini okudu; sonra da küçük bir sure okudu. Gecenin yarısına kadar secdede kaldı. Daha sonra ikinci rekata kaktı. Ayakta iken, birinci rekatta okuduğu kadar bir şey okudu. Sonra yine secdeye vardı. Bu secdede dahi, tan yeri ağarıncaya kadar kaldı. Secdede o kadar kaldı ki, Yüce Allah ruhunu aldı sandım. Kendisine yaklaştım. Hatta ayaklarına elimi sürdüm. Hareket ettiğini görünce rahatladım. Secdesinde Rabbimize şöyle yalvarıyordu:
« Allah’ım, azabından affına, gazabından rızana sığınırım, Senden yine Sana iltica ederim. Sana gereği gibi hamd etmekten âcizim. Sen Kendini sena ettiğin gibi yücesin. Sen kendi zatını övdüğün gibi, seni övemem...”
Sonra kendisine sordum:
“Ya Resulullah, bu gece secdende bir şeyler okuduğunu duydum. Bunları daha önce okuduğunu hiç duymamıştım. Böyle demem üzerine, bana sordu:
“Sen onları öğrenebildin mi”? Bu sorusuna karşılık: “Evet” deyince, şöyle buyurdu:
«Onları hem sen öğren, hem de başkalarına öğret.» dedi. Belki bizler de:
“Allah’ım, şayet ismimi saîdler defterine yazdıysan, orada sabit kıl. Şayet ismimi şakiler defterine yazdıysan oradan sil. Çünkü Sen buyurdun ki, ‹Allah dilediğini siler yok eder, dilediğini de sabit bırakır, Levh-i Mahfuz Onun katındadır.” diye dua ederiz.
Böyle gün ve geceler bizleri, Cenab-ı Hakk’ın kulluk kapısına daha iştahlı ve daha heyecanlı olarak yaklaştırmalı ve yeniden tazelenmeliyiz. Esasen bütün gecelerimizi değerlendirmemiz, belli gün ve gecelere tahsis etmememiz icab eder. Ancak mü’minin hayatı için böyle zamanlar, ayrıca yenilenme fırsatı olarak kabul edilmeli, Mü’min bu gecede öncelikle Allah Teâlâ’nın şu âyetini düşünerek eğilmeli ve hayatı boyunca onu unutmayacak şekilde kendisine rehber edinmelidir.
“Siz Ey iman edenler! Allah’a karşı sorumlu olduğunuzu bilin. Şimdi herkes, kendisine malum olmayan bir yarın için (kıyamet günü için) neler hazırladığına bir baksın. Ve bir defa daha sorumlu olduğunuzu bilin. (Allah’ın yasakladığı her şeyden Allah adına uzak durun ve) Allah’tan sakının. Çünkü Allah, yaptıklarınızdan (en ince noktasına kadar) haberdardır.” (59 Haşr 18) buyurmaktadır. Görülüyor ki, Cenab-ı Hak, insana yaptığı işlerine ve ibadetine göre değer vermekte ve bu işleri ne maksatla yaptığına bakmaktadır. Sevgili Peygamberimize hitaben: “(Habibim) de ki: Eğer duanız ve ibadetiniz olmasa, Rabbiniz size ne diye değer versin...” (25 Furkan 77)
Berat Gecesi de bizim Rabbimize yaklaşmamızın, onun emir ve yasaklarına azami hassasiyet gösterme gayretimizin adımlarıdır. Öyleyse şimdiye kadar kılamadığımız namazları kılmaya, bir daha da namazı bırakmamaya karar verelim, verilmemiş zekâtlarımızı, sadakalarımızı verelim, Allah’ın emri olan farzlarla süsleyelim. Haramlardan, küçük ve büyük günahlardan uzak durmakla hayatımızı ve sağlığımızı koruyalım. Küsmüşsek barışalım, incitmişsek helallik alalım, incinmişsek affedelim, incittiğimiz alim-ulema varsa, özür dileyelim, af isteyelim, ana-babamızın ellerini öpelim, ihtiyaçlarını karşılayalım, dualarını alalım, kibirden, gururdan, şımarıklıktan uzak duralım. Kula yakışır şekilde, alçak gönüllü, herkese şefkatle, muhabbetle kucak açalım. Çaresizlere çare olalım, Allah’ın dinini yaşayalım, Onun koruması altına girelim. Ancak bu şekilde gecemiz mübarek olur, evimiz, gönlümüz, yurdumuz huzur ve bereketle dolar.
Bu idrak ve şuur içinde ihya edeceğimiz Berat Gecesi’nin hepimiz için hayırlara vesile olmasını Cenab-ı Haktan niyaz edelim.







