--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Batı’nın uşaklığından kurtulun! 

Yaşar Değirmenci
Yaşar Değirmenci
9

Karışık, farklı, dostun düşmanın birbirine karıştığı, ortak değerlerin tehlikeli görüldüğü ülkesini, devletini, milletini düşünmez bir muhalefetin de ‘şerde ittifak’ ettikleri bir dönemden geçiyoruz. Amerika’nın içimizdeki işbirlikçileri, bu hukuksuz, bu zalimce korsanlığı meşrulaştırma gayretindeler. ABD eliyle dünyayı terörize ediyor. Ne uluslararası yasaları dinliyor, ne insanlık değerlerine önem veriyor. Ne ahlak ilkelerine riayet ediyor, ne de Milletlerarası antlaşmalara uyuyor. Tam bir korsan devlet anlayışı. ABD de, İsrail de kana doymuyor. İçimizdeki uşaklar da uşaklığının gereğini yapıyorlar. Türkiye, çok yönlü ve büyük bir saldırıyla karşı karşıya. Etrafımız kuşatılmış. Türkiye’yi savaşa sokmak için inanılmaz tuzaklar kuruyorlar. Tarihi olmayan milletler, tarih uydurup çok eskiye dayanan millet ve devlet olduklarını ispata çalışırken, bizim sanki “1923”den sonra kurulan bir devlet ve millet olduğumuz empozesi hangi zihniyete hizmettir? “Din-dil-tarih şuuru” olmadan hangi meselemizi çözebilir, hangi buhrandan kurtulabiliriz? 

Zannediyorlar ki İslâm hayattan uzaklaştırır. Halbuki İslâm hayattır, aydınlıktır, berekettir. İnsan İslâm’dan uzaklaştıkça hayattan da uzaklaşır, nefes alıp vermekte olan bir ölü haline gelir. İslâm, hayatın nurudur. Çünkü İslâm’dan kopan, zulmete yuvarlanır ve uyanılmaz uykulara dalar. Bugün insanlığın içinde bulunduğu meselelerin çözümüne kafa yoranlar dinleriyle ilgili problemlerini çözmeğe mecburdurlar. Çünkü insan meselesini ancak İslâm çözer. İslâm’a davet hayattan uzaklaşma değil, hayatı yaşanır hale getirme davetidir. Bir Batılı entelektüel kendimize yapılmasını istemediğimiz şeyi başkasına da yapmamamızı bildiren ölçüyü duyunca “Yalnız bu dahi, bütün insanları mutlu etmeye yeter” demiş. Daha nice ölçüler var. Hangi meseleyi, hangi sıkıntıyı dile getirirlerse getirsinler, cevabı gayet kolaydır. Yeter ki gösterilen çareyi uygulayabilmeye tâkatimiz-liyâkatimiz olsun.  

Bu millet yarı aydınlarca hiçbir şeye lâyık görülmüyor. Nasıl mı? 

*Milli hüviyetimizi muhafaza edelim. Olmaz! “milliliği” budamak ve yavanlaştırmak lâzım, aksi halde tehlike doğar! 

*İnandığımız gibi yaşayalım. Olmaz! “Tam yaşamak” mahzurludur! 

*Batı’dan demokrasiyi, lâikliği aldık, oradaki ölçüler, laikliği kutsallaştırmamışlar. Bizim kutsallarımız belli. Niye onların yapay kutsallarını alalım. Olmaz. Biz Batı uygarlığını aldık! 

*Fikir Hürriyetini tam olarak benimseyelim.  Olmaz! Biz hazmedemeyiz! 

*Diyanet Teşkilatı’na muhtariyet kazandıralım ve tedricen cemaat teşkilatı haline getirelim. Olmaz, bizde ters sonuçlar verir! Peki, bu millet neye lâyıktır? Bir ölçü söyleyin de ona göre konuşalım. İşin aslı şu: Yarı aydınlar nazarında bu millet her şeyin bozulmuşuna müstahaktır! İnancın bozulmuşu, eğitimin bozulmuşu, kimliğin bozulmuşu, ekonominin bozulmuşu, sanayileşmenin bozulmuşu, kültürün bozulmuşu, medeniyetin bozulmuşu, dilin bozulmuşu, sanatın, musikinin bozulmuşu, demokrasinin bozulmuşu, lâikliğin bozulmuşu, ilmin bozulmuşu, felsefenin bozulmuşu, tasavvufun bozulmuşu, siyasetin bozulmuşu, sporun bozulmuşu. Hatta havanın, suyun, gıdanın bozulmuşu! Millet bunlara lâyık görülüyor. Bütün asliyetler yasak, bütün bozulmuşlar serbest. Tıpkı “Taşları bağlamışlar, köpekleri salmışlar” sözü gibi. Ülkemizde her şeyin aslından ziyade istismarı mevcuttur. Sebep, “o kafa”dır. Mevlânâ, “İyi insanın hüzünlenmesi hayra alâmet değil” der. Şöyle söyleyelim: Milletin mahzun edilmesi gayretullaha dokunur. Yapmayınız bunu. Geliniz, akılla-fikirle-ilimle ve şu milleti asliyetlere lâyık gören bir gönül zenginliğiyle meselelerimizle uğraşalım. Mantığa, teklifimize karşı düşüncelerine bakınız. Bu ülkenin insanı olmaya da lâyık değiller. 

Okullarda din dersi olmayacak. Kur’an kursları olmayacak, dini eğitim veren okullardan mezun olanların başka dallarda öğrenime devam etmeyecek. Çocuklar din bilgisini evlerinde “çağdaş” biçimde alacaklar. Ve bunun adı laiklik olacak! Böyle bir laiklik acaba dünyanın neresinde ve ne zaman görülmüştür? Bizde uygulanan laiklik değil, dinin devlet denetiminde ve vesayetinde bulunması sistemidir. Şu anda aydın geçinenlerin istediği; Din devletin denetiminde, yönetiminde, vesayetinde olmalıdır. Din, bir vicdan hadisesi olarak kalmalı, dünya işlerine karışmamalıdır. Din, devlete karışmamalı ama devlet dine karışmalıdır. Üniversiteli kızların başlarını örtmesi çağdaşlığa aykırıdır! Şimdi serbest olunca sanki bunları savunanlar bunlar değilmiş gibi helalleşmekten tutun, başörtülülerle beraber vitrin oluşturuyorlar. Hatta sırf oy alabilmek için ‘konu mankeni’ bile bulup gerçekmiş gibi film bile yapıyorlar. Sebep milletin yanında olan, değerlerine sahip çıkan ‘28 Şubat’ zulmünü kaldıran (bazı olumsuzluklarına rağmen) milletin teveccühünü kazananları iktidardan düşürmek. Bunun için de ‘hedefe ulaşmak mübah’ hiçbir ölçüye sığmayan sahtekârlıklara da devam. Bu görüşü paylaşanlar içinde öyleleri vardır ki; laiklik meselesinde hiçbir ilmi-fikri-hukuki özelliğine sahip değildirler. Milletin doğruyu seçebileceğine güvenmezler. Halkçı iseler halka rağmen halkçıdırlar. Demokrat iseler demokrasiye rağmen demokrattırlar. Batıcı iseler batıya rağmen batıcıdırlar. Milliyetçi iseler millete rağmen milliyetçidirler. Hatta İslamcı iseler İslam’a rağmen öyledirler. Fıtratıyla buluşmayan/buluşamayan, yaradılışına yabancılaşan; kendisiyle de tanışamaz. Allah’ın emirlerine/yasaklarına karşı gelen insan; bunun bedelini elindeki değerleri kaybederek öder. Ortadaki sonuç da budur. Kılavuzu vahiy olmayanın kılavuzu şeytandır.  Kısaca ne bağlı oldukları Batı’yı biliyorlar, ne de kendi medeniyetlerini. Bildikleri tek şey: Uşaklık! Muhalefetin adı da bu! Kendi ülkesini düşünmeyip emir kulu olanlar. Lider Türkiye’den ve liderinden rahatsızlık!  Bunlara kendi değerlerini hatırlatma da bizim bitmeyen çilemiz! 

 

Yaşar Değirmenci Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle