ALLAH VE DİN DüŞMANLARIYLA MÜCADELE
Süleyman Efendi, İslam’ın aleyhine çıkabilecek hiçbir hareketin içinde olmadı. Unutulan sünnetleri ihya, kaybolmaya yüz tutan İslam ilimleri ve iman hakikatlerini ‘Ehli sünnet vel cemaat’ usulü ve üslubu üzerine tecdid, batıllar, bid’atlar, Allah ve Din düşmanlarıyla mücadele Süleyman Efendi Hazretlerinin başlıca vazifesi olmuştur.
Keramet: Evliyanın kerameti haktır. Allah dostları anlamına gelen “evliya”, samimi kulluklarının karşılığı olarak Allah’ın ikramına mazhar olurlar; yani keramet gösterme gücünü elde ederler. Tasavvufta bir velinin manevî mertebesi Peygamber (a.s.)’a bağlılığı ile doğru orantılı olarak kabul edilir. Yani elde ettiği manevî mertebeleri Peygambere bağlılığı sayesinde elde etmiştir. Dolayısıyla sahip olduğu “keramet” de Peygambere bağlılığın bir semeresidir. O yüzden veliler kendilerinden zuhur eden kerametleri Peygamber Efendimize nisbet etmişler ve “Hâzâ kerâmetü’n-Nebî” (Bu peygamberin kerametidir) demişlerdir.
Süleyman Efendi, kerâmete itibar etmemiş kendisi kerâmet izharından müstağni davrandığı gibi talebelerine de aynı yolu talim etmiştir. “Keramet peşinde koşmayınız. Havada uçmak keramet olsaydı, kargalar, yarasalar da havada uçuyor, denizde yürümek keramet olsaydı, köpekbalıklarından diğer mahlûkata kadar bir sürü varlık da bu işi yapıyor. Asıl keramet; Allah’ın dinine hizmettir. İstikamet üzere olmaktır” diyerek hedef gösterir.
GÖRÜŞ VE DEĞERLENDİRMELER
Said Nursi Hazretleri’nin Süleyman Hilmi Efendi Hazretleri hakkındaki sözleri:
Süleyman Efendi, işâret buyurulan zattır…
Said Nursi hazretleri ile ilgili olarak Yeni Asya Gazetesinde 3 Mayıs 1976 tarihinde Av. Abdurrahman Şeref Laçla yapılan mülâkattan iktibas edilmiştir.
Bizim bugün başlıca vazifemiz; îmanı muhafazaya çalışmaktır. Bunu yapıyoruz. Biz tedrîsat yapmıyoruz. İslâmın esâsı maddi ve mânevi kurtuluşun kaynağı olan Kur’an-ı Kerim’in okutulup öğretilmesi ve yalnız Türkiye’ye değil, bu yolla bütün dünyaya yayılması işini birâderim Süleyman Efendi ve onun tesis eylediği Kur’an Kursları yapıyor. Hem de çok kısa zamanda yapıyorlar. Eskiden 10-15 senede öğrenilen İslâmi ilimleri şimdi Kur’an Kursları 1-2 sene içinde öğretiyorlar. Âlim yetiştiriyorlar. Fakih (Fıkıh âlimi) yetiştiriyorlar. Müfessir yetiştiriyorlar. Bu hâl bir mûcize-i kurâniyyedir.
ASRIMIZIN YETİŞTİRDİĞİ EN BÜYÜK ÂLİMLERDEN BİRİSİDİR
Roterdam İslam Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ahmet AKGÜNDÜZ, Süleyman Hilmi TUNAHAN Hazretleriyle alakalı ‘Tabular Yıkılıyor’ kitabında şu tesbitte bulunuyor:
“Süleyman Hilmi TUNAHAN Hazretleri asrımızın yetiştirdiği en büyük âlimlerden birisidir. Bir allamedir. Zahiri ve Batıni ilimlerde Allah’ın lütfuna mazhar olan bir şahsiyettir. Türkiye’de Kur’an ve Kur’an’ın dili olan Arapçayı öğretmeyi kendisine hayatının ideali edinen bir tasavvuf ehlidir. Tariki nakşinin şeyh ve imamlarındandır.”
İslam Ansiklopedisinin ‘Tunahan maddesi’nde şu bilgi verilir:
“Süleyman Efendi,Nakşibendiyye’nin Müceddiye kolunda Selahadin b. Mevlana Siracüddin’e intisap etmiş, Nakşibendiyye-Müceddidiyye’nin kurucusu İmam-ı Rabbani’ye nisbetle bağlanmıştır. 1936’da İmam-ı Rabbani Hz.lerinden icazet aldığı belirtilmektedir. Yer aldığı silsilenin 33. ve son halkasıdır. Zâhir ve bâtın ilimlerine sahip, çift yönlü kişiliği sebebiyle zahir ilimlerini okuttuğu talebelerine tasavvuf eğitimi de vermiş ve onları Osmanlı’da çokça örneğine rastlanan ‘sûfi âlimler’ olarak yetiştirmiştir.”
VASİYETLERİ
Ayrıca vasiyetini de unutmayalım. “Vasiyetim olsun: Tefrikaya düşmeyiniz. Kavmiyet davası gütmeyiniz. Ehl-i Sünnet’in gayri olan yollara sapmayınız. Keramet peşinde koşmayınız. ”
“Evlatlarım! Din âlidir, ulvîdir; dünya ve mevcut siyaset ise âdi ve süflîdir. Din asıldır, diğerleri fer’idir. O halde, dünya ve siyaset, dinin inkişâfına âlet olabilir. Fakat din, dünya menfaatine ve siyasete âlet olamaz! Âlet edenlere lânet vardır.”
Hep verdi ama almadı. Talebelerine de hep vermeyi teşvik etmişler; “Evlatlarım! Bizden önceki din adamları vermeyen alanlardı. Bizler almayan, verenler olacağız. Böyle yaparsanız ayağa düşmüş din adamlarının itibarını yükselteceksiniz.”
HEP BERABER DÜŞÜNELİM
Bu seneyi devriyelerle Allah Dostlarını düşünelim. Bugün yaşıyor olsalardı ne yapacaklarını düşünelim. Bunaldığımız meseleleri onlar yaşasalardı “nasıl çözerlerdi”yi düşünelim. Nefsanî küçüklükler sebebiyle fikrî manevî yardımlaşma ikliminin ve müessiriyetinin sağlanamamasının vebalini düşünelim. Niçin “kendimizden başka kimseye tahammülümüz yok” düşünelim. Evet hep beraber düşünelim nefs muhasebesi yaparak...
ALLAH DÜNYAYI ONUN PEŞİNE SÜRÜKLEDİ
Değerli Hocalarımızdan Nureddin YILDIZ, ‘İslam Âlimleri’ kitabında ve Süleyman Efendi ile ilgili bir soruya verdiği cevapta:
“O, kendine Kur’an’a hizmeti hedef seçti. Kur’an’la oturdu, Kur’an’la kalktı. Birer birer topladığı insanlardan bir talebe ordusu yetiştirdi. Dünyanın peşinden koşmadı. Allah dünyayı onun peşine sürükledi. Günübirlik hesaplar yapmadı. Kur’an’a hizmet için olduktan sonra büyük iş-küçük iş ayrımı yapmadı. Emredip izlemek yerine, gerekeni yapmak onun tutumu oldu. Ardından bıraktığı ilim ve Kur’an hizmetindeki birikimi, onun ebediyen hayırla yâd edilmesi için yetecek kadar büyük oldu. Ömrünü Allah’a adamış bir mü’min bu topraklarda Kur’an’ımızın imha edilmek istendiği bir zamanda kendisini Kur’an’a adamış bir mü’mini konuşuyoruz. Resmi bir görevi olmadığı hâlde kendisini Kur’an hizmetine adamış ve Kur’an hizmetinden dünyevi bir menfaat edinmemiş bir hizmet adamı olarak bilinmektedir. Bir ömür hizmet etmiş ve Rabbine, o hizmet kervanında iken kavuşmuştur.
KUR'AN'IN ALFABESİ BİLE YASAKTI
İş yaptığı zaman, herkesin çadırında saklandığı çetin bir zamandı. Kur’an’ın alfabesi bile yasaklar listesindeydi. Yeri geldi bir tren vagonunu kiraladı, talebelerini vagonda yolculuk yapıyor maskesi altında okuttu. Çaresizliğe sığınmadı; çare üretti. Allah da ona yardım etti, gayretinin bereketini gördü. Kur’an’ımızı derdi edinen Tunahan, Kur’an kaldıkça anılmaya layıktır. Yaptığı işin ilk örneği olan Mus’ab bin Umeyr ile beraber olmayı Allah ona nasip etsin. Allah ondan razı olsun” demektedir.
SÜLEYMAN EFENDİNİN BAŞLICA VAZİFESİ
Neticesi İslam’ın aleyhine çıkabilecek hiçbir hareketin içinde olmadı. Unutulan sünnetleri ihya, kaybolmaya yüz tutan İslam ilimleri ve iman hakikatlerini ‘Ehli sünnet vel cemaat’ usulü ve üslubu üzerine tecdid, batıllar, bid’atlar, Allah ve Din düşmanlarıyla mücadele Süleyman Efendi Hazretlerinin başlıca vazifesi olmuştur. “Ehl-i Sünnet” hassasiyetini, “ilmîlik” tarafını, tecdidini, celâdet ve cesaretini, her hal ve şartta dinimizin yaşanabilirliğini, yine her hal ve şartta “talim-terbiye”nin gerçekleştirileceğini, gayret-i diniyyesini kavramadan Süleyman Efendi, anlaşılamaz da, anlatılamaz da.
SÖZLERİNDEN SEÇMELER
‘Niçin hiç dinlenmiyor, bu kadar yoruluyorsunuz? Sualine: - “Kuru odunu yeşertmeye çalışıyoruz” cevabını verir.
Süleyman Efendi’nin vefa anlayışı, “Biz bir yıkık değirmeni bile kırk yıl bekleriz” sözünde en güzel ifadesini bularak mefkûre rikkatini ve vefakârlığını ne güzel dile getirir.
Kendisini sevenler ve hürmet gösterenler bir yana, kendisine sıkıntı verenlere bile tebessüm ve muhabbetle yaklaşır, mümkün olduğunca gönüllerini alırdı.
Emir vermeye alışmayın. Ben, validenizden su dahi istemem. Emir vermekle sözün ruhu ölür. İhbar, emirden daha müessirdir (tesirlidir.) Misal, (Sigara içme! demek yerine) “Benim oğlum sigara içmez değil mi?” demek gibi.
Ümmet-i Muhammed’i ayağınıza beklemeyin, siz onların ayağına gidin, Evlatlarım, sizin bu âlemdeki vazifeniz; bataklığa düşen insanları, düştüğü bataklıktan çıkarmaktır. Öyle ise ümmet-i Muhammed’i ayağınıza beklemeyecek, siz onların ayaklarına gideceksiniz. En ücrâ yerlere bile bu hizmeti sizler götüreceksiniz.”
Din asıl, dünya ve siyaset fer’idir. Dünya ve siyaset dinin inkişâfına alet olabilir. Fakat din, dünya menfaat ve siyasetine âlet olamaz. Âlet edenlere lânet vardır.
NECİP FAZIL’IN TESBİTLERİ
Necip Fazıl “Son Devrin Din Mazlumları” kitabının Süleyman Hilmi TUNAHAN Hazretleri bölümünde “Kıymet Hükmü” bahsinde “Zahiri cephesiyle Süleyman Efendi, gayet güzel bir dış yapı içinde, fevkalade şahsiyetli tavır ve edalara sahip bir zat... Bu zatın yine dış plandaki İslamî ilimlere nüfuzu, onları iç plandaki hikmetlerine ulaştırıcı çapta derin... Temaslarımın bende bıraktığı perçinli intiba olarak kaydedebilirim ki, onun İslam vecd ve şevki dışında 71 yıllık ömrüne nisbetle 24 saatlik bir başıboşluk hayatı olabileceğine inanmam. Kendini bir davaya vakfetmiş ve onun dışında hayat ve faaliyet kabul etmemiş olmanın tam misali. Böyle olduğu için de tesir ve sirayet kabiliyeti pek büyük. Dâvâsına o kadar bağlı ve o dâvâ içinde o türlü fâni ve müstehlik (harcanmış) halde ki, bana defalarca şahıs ve nefs kaygısının kendisinde nasıl sıfıra indiğini şöyle ifade etti: Dâvâ muvaffak olsun da isterse bizim yerimiz Caminin papuçluğu olsun!..”
EŞSİZ BİR ALLAH VE RASUL DOSTU
“SüleymanHilmi Tunahan Hazretlerine bağlı gezdiğim yurtlarla alakalı intibam ise; Küfür kalesinin kapısı önünde bir cenkleşmedir giderken, bu kurslar kanuna tam uygun olarak, yoğurduğu ruh ve yetiştirdiği iptidai madde bakımından Fatih’in gemilerini karadan Haliç’e indirmesi kadar muazzam bir buluştur. Süleyman Hilmi Tunahan Hazretleri şer’i hiddet ve gayrette misilsizlerden. O’nu bilhassa din aksiyonunda doğrudan doğruya eşsiz bir Allah ve Rasul dostu olarak selamlar ve açtığı mukaddes ölçüleri talim yolunun bir gün ana cadde haline gelmesini Allah’tan niyaz ederim.”
BİR BÜYÜĞÜN VARLIĞINI ANLAMAK VE BENİMSEMEK
Bir büyüğünvarlığını anlamak ve benimsemek, ona bağlılık arz etmekle değil, onun yolunu takip etmekle olur. O Allah dostlarının aşklarını, şevklerini, cehdlerini, gayretlerini ideallerini yaşatmakla olur. Süleyman Efendi’yi nasıl anlayıp, nasıl anlatacağız? “Ehl-i Sünnet”hassasiyetini, “ilmîlik” tarafını, tecdidini, celâdet ve cesaretini, her hal ve şartta dinimizin yaşanabilirliğini, yine her hal ve şartta “talim-terbiye”nin gerçekleştirileceğini, gayret-i diniyyesini kavramadan ne anlatılabilir, ne de anlaşılabilir. Süleyman Efendi seney-i devriyelerle hatırlanacak bir zat değildir. Peygamber Efendimizin hayatını gücümüz nisbetinde iyi bilirsek onun vârislerinin hayatını anlayıp idrak edebiliriz. Rasulullah’ın hayatı evleviyetle bilinmeden İslâm büyüklerinin çalışmaları tam anlaşılamaz. Peygamber Efendimizin hayatıyla, sünnet-i seniyeleriyle O’na mütabaatlarıyla vârisleri anlaşılabilir. Bugün, küslük/ küskünlük/üstünlük yok, takvaca yaşayarak birbirimizi bağrımıza basmak var. Tek adamlık yok, istişare/şûra var. Hatasızlık yok, hata var. Tevbe-istiğfar var. Ahlakı Muhammediyi yaşamak/yaşatmak, kusurları setretmek var. Settarul uyub/ gaffarul zunub olan Rabbimiz var. Muhabbet var, hizmet var. Bu devrin Ebubekir’leri, Ömerler’i, Hasan-ı Basri’leri, Geylanîleri, Şah-ı Nakşibendileri olmak var. Amellerimizle, ihlasımızla, ihsanımızla, zikrimizle, fikrimizle, takvamızla İslam kardeşliğini ihya ve ikame etmemiz var. Grup nehirleri, fırka ırmakları, cemaat öbekleri, vakıf gözeleri, vs. hepsi ‘İslam Okyanusu’na akacak, orada birleşecek ve hiç kimse ‘Ben İslam’la özdeşim’ demeyecek. Ben İslam okyanusunda bir damlayım. Ne mutlu bana’ diyecek. Böylece her gurubun, tarikatın, cemaatin ihvan ve ehavatı bu duygular içinde bizi, “İnnemel mü’mine ihvetün”e götürecek. Şu üç âyetle de amel edeceğiz İnşaallah… Süleyman Hilmi TUNAHAN Hazretlerinin vefatının 56. Seneyi devriyesi de bu güzellikleri paylaşmanın vesilesi olacak İnşaallah…
KARDEŞLERİNİZ ARASINDA SULHU, BARIŞI SAĞLAYIN,
“Bütünmü’minler muhakkak kardeştirler. Öyleyse kardeşleriniz arasında sulhu, barışı sağlayın, din ve dünya işlerini, sosyal ilişkilerini düzeltin, geliştirin. Allah’a sığının, emirlerine yapışın, günahlardan arınıp, azaptan korunun. Umulur ki, ilâhî merhamete mazhar olursunuz.”
(Hucurat 10)
“Onlardan (Muhacirlerle Ensar’dan) sonra gelenler şöyle derler: Ey Rabbimiz! Bizi ve bizden önce iman etmiş olan kardeşlerimizi bağışla! Kalplerimizde, iman edenlere karşı kin bırakma! Ey Rabbimiz! Şüphesiz ki sen çok şefkatli, çok merhametlisin!”
(Haşr 10)
“Rabbimiz! Günahlarımızı ve haddi aşan tavırlarımızı bağışla! Bizi sabit kadem kıl ve kâfir topluma karşı bize yardım et!”
(Âli İmran 147)







