--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Allah haddi aşanları sevmez!

Yaşar Değirmenci
Yaşar Değirmenci

Toplumsal travma hali’ olarak kabul edilen şiddet, herkesi boğmaya başlaması hali, yaygınlaştıkça huzur, sükun toplumlarda kayboluyor. Bu, ölümün, kanın, kan dökmenin sıradanlaşmasının neticesine götürüyor. En kıymetli varlık olan insanın bu hale düşmesi, cinayetin su içmek, maç seyretmek, oyun oynamak kadar sıradan bir iş olmaktan çıkması lazım.

Toplumda giderek kök salmaya başlayan bir şiddet, şiddetle beraber yaşama, tepkisizlik kültürü yaygınlaştı. Son vahim ‘ihtilal teşebbüsü’ne gösterilen maddî-manevi tepki, canını bile ortaya koyan tavır, uyuşmuş, duygularını kaybetmiş, hassasiyetleri unutulmuş/unutturulmuş insanları uyardı. ‘Toplumsal travma hali’ olarak kabul edilen şiddet, herkesi boğmaya başlaması hali, yaygınlaştıkça huzur, sükun toplumlarda kayboluyor. Bu, ölümün, kanın, kan dökmenin sıradanlaşmasının neticesine götürüyor. En kıymetli varlık olan insanın bu hale düşmesi, cinayetin su içmek, maç seyretmek, oyun oynamak kadar sıradan bir iş olmaktan çıkması lazım. Bu toplumsal travmayı atlatmak çok uzun yıllarımızı alacak olsa da ruhlarımızın tamirine bugünden başlamak şarttır. Daha huzurlu daha güçlü daha iyi olmanın, kısacası tekâmüle doğru yürümenin vazgeçilmez şartlarından biri, manevi ve fikri yardımlaşmadır. Hem fert için, hem aile için, hem millet için, hem dünya için bu şartın yerine ikame edilebilecek bir başka çare asla mevcut değildir. Sanki her ev ayrı bir vatan, her aile ayrı bir millet imiş gibi yalnız kendi menfaat ve saadetinin endişeleri içinde kalmamalı.

Ahlaksız ve manasız “Cinnet uygarlığı”nın krizden krize sürüklediği bu ‘ordu mensupları’nı bu krizden kim kurtaracak? Teknolojinin, paranın, şanın, şöhretin, şehvetin insanlığın dengesini bozduğu asrımızda yerinden koparılan değerleri yerine kim koyacak? Toprağın yerini ziftin ve betonun aldığı bir çevreye rengini kim verecek? Ailelerin dağılmaya yüz tuttuğu, içkinin, kumarın, fuhşun alabildiğine yayıldığı bir devirde “Durun kalabalıklar!” diye kim haykıracak? “Tuz koktu” dedirten bir dünya, zeminin kaydığı bir dünya. Her şeyin hercümerc içinde olduğu bir dünya. Kadının teşhir metaı olarak görüldüğü bir dünya. Her denge anormalliği, tıbben hastalık değildir. Bunu yapanlar, anormal insanlar; ama hasta değil, akıl hastası değil. Bunlar düşünce hastası. Hastalıklı düşüncelerin tutsağı olmuş insanlar. “Düşünce hastası” tabirindeki hastalık kelimesi tıbbî bir anlam içermiyor, sadece bir anormalliği vurguluyor. Düşünce hastasının tedavisi, tıpla ilaçla yapılmaz. İddia ile söylüyorum ki, toplumumuzda “şiddet” akıl almaz boyutlarda, çeşitli tezahür biçimleriyle yayılıyor. “Gençlik” görüntüsü, adeta bir potansiyel tehlike sembolü haline geldi. Askerî talebelerin dahi halkına, milletine, silah doğrultur hale gelmeleri aldıkları hangi eğitimin sonucudur? Bunlardan hayır gelir mi? ‘Bu yaşananlar bir daha olmaz’ garantimiz var mı?

‘Peygamber Ocağı’ olarak söylenen askeriyede ‘dindarlık’ senelerce suç unsuru olarak görülmedi mi? Bırakın kışlayı, Orduevlerinde yapılan zulümleri yazmayayım. Sizler sadece hatırlayıp ibret alın yeter! Bu düşüncede olan ordu mensupları değişti mi? Bunları, sevgisiz, saygısız, şefkatsiz, merhametsiz, ‘belhüm edal’ haline getiren aldıkları yahut almadıkları ‘eğitim’ yüzünden olmadı mı? Eğitim sistemi, hangi yanlışları ortaya koyan bir düşünce/fikir/idrak/anlayış/kültür vs. hiç veriyor mu? İdeoloji ve putçuluk haline getirilen Kemalizm, bütün kutsalların yerine konmadı mı? Hâlâ anıt kabirde yapılan törenleri, bir canlının karşısında imiş gibi o meşhur ve malum deftere yazılanların, seremonilerin, heykellerin karşısındaki saygı duruşların, vs. hangi ilmî/fikri izahını yapabilirsiniz? Anormallikte ölçü olmaz. Anormallikten normal insanlar korkar. Diğerlerinin ölçüsü de dengesi de yoktur. Duygularında sınır yok; şartları elverişli gördüğünde, her şeyi yapabilir. Şuur, vicdan, inanç; bir tevil ve nisyan perdesinin ardında kalmış, devrede değil. Duyarlılık özellikleri silinmiş, kazınmış. 

Dokunma duyusu kaybolunca insan nasıl sıcağı soğuğu fark etmez ise, sorumluluk duygusu tamamen kaybolmuş bir insan da iyi ile kötü arasında “kalbî-vicdanî” bir fark görmemeye başlar. Ceza görmeyeceğini düşünürse, yapmayacağı şey yoktur. Cezayı taşıyabileceğini düşünürse de yapmayacağı şey yoktur. (İdam cezasını tamamen kaldırmak bunun için yanlıştır.) Bu vahim olay bireysel, bölgesel, töresel bir hal değil. Bu olayda, toplumsal beşerî yapımızla ilgili çok vahim ve çok kahredici bir alarm sesi var. Senelerce ‘Din’ diye anlatılan dindışı inanç ve amelleri, kusursuz inandırılan hocaları, hayat tarzımızı düzenleyeceğimiz helalleri/haramları Kitabımız (Kur’an-ı Kerim’in) Peygamberimizin Sünnetinin dışında putçuluğa götüren sapıklıklara, ifratlara, İlahî kavramların yerine bunları ikame etmelere varınca bu sonuçlar kaçınılmaz olur.  

Olayları objektif, ilmî ve tarafsız tahlil etme imkanını bile bırakmıyorlar. Peşin hükmün, tahakkümün, ideolojinin hâkim olduğu bir ortamda sıhhatli düşünüp doğru teşhis koyup bu teşhis doğrultusunda tedaviye başlanabilir mi? Hâlâ millî irade, ‘Hakimiyet, kayıtsız şartsız milletindir’ tartışmaları sürülüyor. Bu durumda hastalık da ilerler, yangın da, düşman da. Hastalığı-yangını-düşmanı ilerletenler huzurdan huzursuz olanlar, kendi menfaatini, memleketin, milletin, devletin menfaatinden üstün görenler affedilebilir mi? CHP’nin Taksim mitingini, NTV, CNN TV’nin tartışma programlarını fikrî, ilmî ve samimi bir şekilde incelediğinizde peşin hüküm, ideolojik bakıştan kurtulamadıklarını görürsünüz. Bir ‘nefs muhasebesi’ bile yapamayanları dinleyip, seyredip duruyoruz. Devlet, vatan, millet sevgisini tahrip edenlere nasıl sahip çıkıldığını net bir şekilde görürsünüz. Şimdiki per perişan halleri ile vaziyeti idare etmeye çalışıyorlar. Senelerce PKK’ya sahip çıkan, teröristleri ziyaretten, yaptıkları eylemleri demokrasinin içinde değerlendiren bu yapı ile asıl olan mücadeledir. Yapanlara da âcilen cezadır. ‘Tayyip düşmanlığı’nda ölçüyü kaçırıp ağza alınamayacak hakaretler edenlerin şu halleri ibretlik değil midir? En basit bir mantık kaidesidir ki; iyiye tepki göstermek kötü, kötüye tepki göstermek iyidir.

Askerî okullardaki eğitim, ne zaman tartışılacak? Bugünün vahametine nasıl gelindi, vatan, millet, bayrak ve devlet düşmanlarına karşı hava harekatıyla bombalama harekatını yapmayan omuzu kalabalık ‘hilkat garibeleri’ne mukaddeslerimiz/ideallerimiz/ yerli yerinde kullanılması gereken kutsallarımız ne zaman öğretilecek? Gelinen durum sonuçtur. Hemen herkese düşen görev, ‘olanların olmaması için ne yapılabilir?’ sorusuna cevap vermektir. 

Bin bir çeşit insan manzaraları… Pırıl pırıl bir gönül dünyası olan milletimize nasıl bombalar atılıp ateş edilir? O ümitlerle, heyecanlarla, sevgilerle, efendiliklerle dolu dünyayı, hiç acımadan paramparça edenlerin yetiştikleri ocakları ıslaha başlanmadan hiçbir mesele çözülemez. Şefkatin, merhametin, sevginin, saygının, vefanın olmadığı, nefsi ve şahsi düşünce ve inançlarının din haline getirildiği bu insan suretindeki mahlûklarla mutlaka mücadele etmek, onları bu hale getiren eğitim/öğretimi de âcilen değiştirmek şart değil mi? 

Günümüzde şirk, sistemleşmiş, ilkeselleşmiş ve kavramsallaşmıştır. Bugün bazı kavramlar, ilkeler ve sistemler, tartışılmaz, eleştirilmez, sadece gereği yerine getirilir ve önünde boyun eğilir konumda görünmekte, öyle algılanmakta ve ona göre uygulamalar ortaya konulmaktadır. (Yaptığından sorumlu tutulamayan) yegane kudret sahibi, Allah Teala iken çağdaşlık, demokrasi, laiklik, internet teknolojisi gibi bazı düşünce, kavram ve sistemler böylesine bir tartışılmaz ve dokunulmaz konumda görünüyorsa, işte bu noktada insanın yalnızca Allah’a kul olma konumundan kaynaklanan insanlık onuruna temelden aykırı olan ‘yeni bir şirk türü ile karşı karşıyayız’ demektir. İnsan onuruna müdahalenin sistemleşmiş olduğunu göstermektedir. Oysa insan onurunun gereği, sadece kendisini yaratana yaratıcının istediği çerçevede serbestçe kulluk etmektir. İslami Hayat Görüşü’ne sahip miyiz, değil miyiz? Sahip değilsek, Müslümanlığımızda eksik bir taraf var demektir. Elbette ki inandığım gibi düşüneceğim. Düşünceye yön veremeyen inanç, zaten ciddiye alınmaya layık değildir. Hayat tarzımız ve üslubumuz ne olmalıdır? Sosyal meselelere nasıl bakacağız? “din bir vicdan işidir” deyip, fikri ve fiili hayatımızda İslam’ı hiç hatırlamazsak; kendimize/ülkemize yazık etmiş oluruz. “Allah haddi aşanları (İslam hudutları dışına taşanları, ifrat ya da tefrit kutbunda dolaşanları) sevmez!” (2 Bakara Suresi 190. ayet) Ayrıca (5 Mâide Sûresi 87. ayet)

İslam’da dünya, iman ve amel (hareket), ahret ise hesap ve adalet yurdudur. 

 

Yaşar Değirmenci Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle