15 Temmuz: Milletin devleti kurtardığı tarih! Direniş Destanı’na sahip çıkalım
15 Temmuz: Milletin devleti kurtardığı tarih! Direniş Destanı’na sahip çıkalım
YAŞAR DEĞİRMENCİ
Türkiye’nin, Erdoğan’ın kararlı duruşuyla ve liderliğiyle 15 Temmuz saldırısını durdurarak tarihe geçti. 15 Temmuz direnişi, hiçbir millette görülmeyen bir ruhun doğuşu ve şahlanışıydı. Devletine sahip çıkan milletin, Batı devletlerine ve milletlerine verdiği tarihi bir dersin tarihidir 15 Temmuz.
Darbecilerin kontrolünde olan havaalanına oluk oluk insan aktı. Tesisi kuşatmış olan zırhlı araçlar ve tanklar bu imanlı kalabalığın önünde çil yavrusu gibi dağıldı. O gün dünya, tankları durduran yeni bir silahla tanıştı. Bu millet tankları elleriyle durdurabiliyordu. O gün insanlık, sabrı taşınca Türk halkını çelik zırhlı araçların bile engelleyemediğini gördü.
Bu ülkenin çocukları; modern tarihte darbeye direnen tek millet, tek toplum olarak tarihe geçti. Ayrıca “Millet, devleti kurtardı.” Bu toplumun direnişi; modern tarihte bir askerî darbe ve işgal girişimine direnen tek direniş olarak kayıtlara geçti.
Canımızı ve vatanımızı emanet ettiğimiz Peygamber Ocağı olarak nitelediğimiz Türk Silahlı Kuvvetleri mensupları polisle çatışıyordu. Aklın mantığın alacağı bir şey değildi bu. Helikopterin Emniyet Müdürlüğü’nün önüne polise yardım için gelen sivil insanların üzerine açtığı yaylım ateşi, milletin yanında olması, milletin seçtiklerine sahip çıkması gereken ‘devletin memurları’ devleti yıkmak görevini ifaya çalışıyorlardı. Acımadan, şefkat, merhamet duygularını kaybetmiş vaziyette. Zihni, ruhu, iç dünyası işgal edilmiş bu milletin evlatlarının ne hâle düştükleri de ibret tablosuydu. Ruh köklerinden, değerlerinden, inançlarından uzaklaştırılarak ülkesine, değerlerine ve inançlarına düşman yapılıyor!
15 Temmuz’da Minarelerden salâ okunmaya başlandı. 15Temmuz’da belâ okuyanlar belâlarını buldular. Salâ okuyanlar tankların altına yattılar, umut oldular, direniş ve diriliş meşalesi yaktılar. Tarih yazdılar. Tanklara karşı göğsünü siper eden yürek ülkesinin Anadolu kıtasının çocukları, tarihin akışını değiştirecek taze bir doğuma, yeniden, dimdik bir doğruluşa imza attı; eşi görülmemiş bir destan yazdı.
Unutmamamız gereken husus; 16 Temmuz’dan itibaren bu umut ışığının birileri tarafından söndürülmeye çalışılıyor olması. Ama bunu göremiyoruz işte! 16 Temmuz’dan itibaren, birileri düğmeye bastı; NATO kafalı Kemalist generalleri art arda TV’ler ekranlara çıkarmaya başladı. Menfaatperest, fırsatperest Kemalist ve laik tipler, 15 Temmuz’u var eden ruhun kaynağını kurutma çabasındalar. Hedefleri de 15 Temmuz’da şahlanan, bizim tarih yapmamıza imkân tanıyan ruhun ana kaynağı İslâm’ı vurmak!
15 Temmuz sürecinin 28 Şubat sürecinin bir uzantısı olduğunu, 28 Şubat’tan daha karmaşık ama daha tehlikeli bir süreç olduğunu görelim artık. 15 Temmuz’u yazarken laikliği de unutmamak lazım. Bize mahsus, bize özgü bir laiklik! Batılıların dışardan işgal edemedikleri bu toplumu içerden ele geçirmek. Toplumun İslâmî iddialarını bitirmek ve ruh köklerini yok etmek için bu topluma tepeden dayatılan bir pranga, laiklik! O yüzden laikliği dokunulmaz hâle getirip kutsadılar ve laikliği bahane ederek bu toplumun has çocuklarının canına okudular. Darbeleri de laiklik adına yaptılar! Bu milletin hakkını, hukukunu, haysiyetini ve iradesini koruyan adamlarını laiklik adına astılar, laiklik adına yok ettiler. Yaklaşık yarım asır başörtüsü üzerinden bu millete laiklik adına zulmettiler.
Sonunda FETÖ’nün önünü açarak, orduyu ele geçirmesini göz yumdular; kendilerine zihnen bağlı NATO’cu askerler ve Kemalistleri kullanarak İslâm’a FETÖ üzerinden sinsi bir savaş başlattılar! Sahih dini inançları, ABD’ye yerleştirdikleri dini lider pâyesi verdirerek itikat ve amel bozukluklarını da gerçekleştirdiler.
15 Temmuz darbe ve işgal girişimi, ABD’deki Yahudi gücünün NATO üzerinden tezgâhladığı bir hâdise. ABD / NATO, FETÖ üzerinden Türkiye’de darbeyi hayata geçirmeye çalıştı ama halkımızın basiretli, Erdoğan’ın cesaretli duruşu ile darbe ve işgal girişimi başarıyla püskürtüldü. Bunları yazarken şunları da unutmayalım.
Meseleyi kavramadan, farkında olmadan gaflet hâlimiz devam ettiği müddetçe darbecilerin yaptıklarının fecaatini görmüyoruz. Türkiye’de “ipler” bu ülkenin has çocuklarının elinde olmadığı için bu ülke her zaman darbeye açık bir ülke durumundan kurtulamıyor.
Askerî darbe de olabilir, iktisadî darbe de yabancı vakıflar tarafından fonlanan STK’lar üzerinden yürürlüğe konulan kültürel / ideolojik çökertme operasyonu da. Her tür darbeye açık. Hem fiilî darbe hem de zihnî darbe teşebbüslerine karşı gerekli tedbirleri/önlemleri âcilen alalım. Bunun için de günü kurtaracak çerçöp işlerle uğraşmak yerine geleceği kuracak uzun soluklu büyük işlere imza atmanın yollarını araştıralım. Ülkenin kültürünü, değerlerini, medeniyet ruhunu inkâr eden, böylelikle ülkenin altını oyan mankurtlaşmış kuşaklar yetiştirerek en büyük darbeyi yaptık biz kendi kendimize. Gençlerini kaybedenlerin geleceklerini kaybetmelerinin mukadder olduğunu da unutmayalım.
15 Temmuz saldırısı püskürtüldü ama FETÖ, saldırısını iğrenç metotlarla sürdürmeye devam ediyor. Ekonomik olarak, sosyal-siyasî olarak Türkiye’ye zarar vermek için elinden gelen her türlü iğrençliklere başvuruyor. ‘Hedefe ulaşmak da her yol mübah’ olunca mücadele daha da zorlaşıyor. Yapılmak istenen siyasî darbe: Kaos planı ve Türkiye’nin durdurulması.
Son seçimlerde yaşanan siyasi olaylar, şer ittifakları, ‘Tayyip Düşmanlığı’ ile de darbenin siyasî ayağı devreye girdirilmeye çalışıldı. Yuvarlak masanın yuvarlak adamları tarafından. Dışarıdan ve içerden kurulan tuzaklara ve geliştirilen tezgâhlara karşı hem basiretli hem de teyakkuz hâlinde olmak zorundayız.