• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Süleyman Önsay
Süleyman Önsay
TÜM YAZILARI
13 Aralık 2019

O (s.a.v.), Uyarıcıdır!

Rabbimiz şöyle buyurdu: 

“Ey Peygamber! Seni tanık, müjdeci, uyarıcı, izniyle Allah’a çağırıcı ve etrafını aydınlatan bir ışık olarak gönderdik.” (Ahzâb, 33/45,46)  

Bugün  inşallah O’nun (s.a.v.) “Uyarıcı” olmasının mana ve muhtevasını arz edeceğiz.   

Resûlullah (s.a.v.), aldığı görevi anlamayanlara şöyle açıklıyordu:

“Dediğiniz şeylerin hiçbirisi bende yoktur!

Ben size getirdiğim şeylerle ne mallarınızı istemek,

Ne içinizde büyük şeref ve şan kazanmak,

Ne de üzerinize hükümdar olmak için gelmiş değilim.

Fakat, beni Allah size bir peygamber olarak gönderdi ve bana bir de Kitab indirdi.

Sizin (kabul edenleriniz) için, (Cennetle) bir müjdeleyici ve (kabul etmeyenleriniz) için de (Cehennemle) bir korkutup uyarıcı olmamı bana emretti.

Ben Rabbimin bana yüklediği elçilik vazifelerini size tebliğ ettim ve sizi öğütledim de!

Size getirdiğim şeyi kabul ederseniz, o, dünyada ve âhirette nasip ve azığınız olur!

Eğer onu kabul etmez, reddederseniz, Yüce Allah benimle sizin aranızda hükmünü verinceye kadar bana düşen, Allah’ın emrini yerine getirmek üzere, her güçlüğe göğüs gerip katlanmaktır” buyurdu. (M.Asım Köksal, İslam Tarihi, ist.2004, c.I, s. 311-313)              

Ve O (s.a.v.), bu vazifesine en yakınlarından başlamakla emr olunuyordu:

“En yakın akrabalarını uyar”(Şuâra sûresi, 26/214)

İbn Abbâs’ın şöyle dediği rivayet edilmiştir:

Bu âyet inince Hz. Peygamber (s.a.v.) Safa tepesine çıkarak Kureyş kabilelerine, “Ey Fihroğulları! Ey Adî oğulları! diye seslendi, neticede toplandılar. Bu toplantıya katılamayanlar, bu haberin ne olduğuna bakması için adam gönderiyordu. Böylece Kureyş toplanmış oldu. Amcası Ebû Leheb de geldi. “Ne var?’” dediler. Hz. Peygamber (a.s.) buyurdu ki: “Ne dersiniz? Şu vadide atlılar var. Size saldıracak, diye haber versem bana inanır mısınız?” “Evet” dediler. “Senin yalan söylediğini hiç görmedik” Hz. Peygamber (a.s): “Ben, ancak şiddetli bir azap gelip çatmadan evvel sizi uyaran biriyim”(Sebe’ sûresi, 34/46) buyurdu. Ebû Leheb: Bugün hemen helak ol, Ey Muhammed! Bizi bunun için mi topladın?” dedi. Bunun üzerine Yüce Allah Mesed (Tebbet)  sûresini indirdi. (Rûhu’l-meânî, 30/260)

1. Ebû Leheb’in elleri kurusun! Kurudu zaten. 

2. Ona ne malı fayda verdi ne de kazandığı başka şeyler. 

3. O, alev alev yanan ateşe atılacak! 

4. Dedikodu yapıp söz taşıyan karısı da.

5. Boynunda da ipten bükülmüş bir halat bulunacak.

O gün bu uyarılar onlara hatırlatılacak ve pişmanlık fayda vermeyecek:

“İşte böylece Biz size, çok yakın bir azabı haber vermiş olduk. O gün belirli kişiler, dünyada elleriyle yaptıklarına bakacak ve (sonunda) bu kâfirler: “Ah ne olurdu keşke ben de bir toprak olsaydım!” diyecekler.(Nebe, 40-Mehmet Türk Meali)

Peygamberimizin irtihalinden sonra müjdeleme ve uyarma ödevi de  aynen kıyamete kadar sürecektir.

Korkutmak ve muştulamak, bizlere bir miras ve bir ödevdir:

“..Her müslüman korkutucu ve muştucudur. Kendi adına korkutup muştulamaz; korkutmak ve muştulamak, bir miras ve bir ödevdir ona.

Batılı korkutmaz, ezer. Hristiyanın muştusu sahte bir muştudur. Bir taktiktir. Güneşin yakıcılığını saklar da sadece ışığından bahseder. O da, o ışığı, nice bulanık merceklerden geçirdikten sonra.  Ayın soğukluğunu gizler de nurundan  söz eder. Ne cehennemsiz cennet, ne cennetsiz cehennem olur. Hristiyan bu hikmetten haberli değildir. O, sadece, sahte para basıp cömertlik yapan bir merhamet kalpazanıdır. ‘Merhamet’ kelimesini kullanarak öcünü alır insanlıktan. Şekerden söz ederek, kanını emer, kanının içindeki şekerini emer insanın. Yahudi için gelecek zaman yoktur ki, muştu olsun. O, kanının son zerresine kadar zulme batmıştır. Yahudi, yoksulun hakkından bile bir zulüm doktrininin anıtını yükseltmesini bilmiş kara bir dehadır. Zulmün, inkarın, güvensizliğin, kuşku ve korkunun dehasıdır Yahudi. Bütün hazzı, yıkmakta, çürütmekte, çökertmekte… O, gökten kudret helvası yağarken sarımsak isteyendir. Peygamber öldürendir. Komünist, bir terör işçisidir. Komünizmin girdiği yere, sanki, kanın durmadan akma hastalığı da beraber girer. Ve her şeyden, ölüme kadar durmayan bir kan akar. Ve o kanı, hiçbir atılım durduramaz. 

Korkutmak, sakındırmaktır, korumaktır. Muştulamak da, hep iyi bir ufka çekmek, ilerletmektir. Bir anlamda, korku ve muştu, yalnız islamda bir sistem dengesine kavuşur. Peygamberler, hem korkuttular, hem muştuladılar. Hz. İsa, yalnız muştuladıysa, neden onu öldürmeye teşebbüs etmişlerdir. Hz. Musa yalnız korkutsaydı, İsrail nasıl olur da peşine takılır ve çöllere giderdi? Onlar insanlara hem korkulacak olanı, hem umutlanılacak olanı açık ve seçik gösterdiler. Bunun için onlara hem korkutucu, hem kurtarıcı denir. ‘Ey örtülere bürünmüş olan! kalk ve korkut!’ [Müddessir 1,2] denilmiştir onlara. Onlar ki, gerçekten yaşadıkları kadar da birer semboldürler, öyleyse, onlarla birlikte bize de ‘kalk ve korkut’ denilmiş oluyor. Korkutma ve umutlandırma buyruğu, yeryüzünde onlardan yalnız Müslümanlara miras kaldı. Birbirinden ayrılmayan, birbirini tamamlayan, biri olmayınca öbürü de olmayan Allah korkusu ve Allah sevgisinin çağımızda tek çağırıcısı Müslümanlardır. 

Bir Batılının, bir komünistin yüzü hiçbir şey vadetmez. Ve gören göz, bütün davranışlarını kavrar. Ama, bir müslümanda, etrafını çevreleyen melek bulutundan ötürü belki, hatta çok defa kendisinin bile haberi olmaksızın, karşısındakinin kötülüğünü yok eden nice silahlar vardır, iyiliğini destekleyen nice gök payandaları…

Öyleyse korkun müslümandan ey batıdakiler, soldakiler; öyleyse sevin müslümanı ey ayırma çizgisinin sağında kalanlar! Ey korku halkı korkun; ey muştu halkı, sevin, umutlanın. Ey ashab-ı şimal, çekinin; ey ashab-ı yemin, öğünün. Ey şeytan grubu, boşuna direnmeyin. Ve ey, Allah hizbi, dirilin! 

Korkutuş, muştu içindir, onun hisarıdır, koruyucusudur. Koruyucusuz muştu, muştu mudur?  Muştu, korkuyu geçmiştir. Muştu, korkuyu çevrelemiş ve yüklenmiştir. Korku muştunun teminatıdır. Titremesi durmuş kalp, Allahtan korkarak bütün korkulardan kurtulmuş, sevincin kaynağını Allah sevgisinde bulmuş kalbdir, müslüman kalbidir. Ve kalbi bir müslüman kalbi olarak atan insanlık kalbi, çağın kalbi kurtulmuştur.” (Sezai Karakoç, Kıyamet Aşısı, Diriliş Yayınları,
3. Baskı, s.27-29)

 

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.

Yorumlar

Gökmen

Üstad merak etme biz asıl ve asil kelimelerimizin yerine uyduruk kelimeleri : mesela ŞAHİT yerine TANIK gibi kullanırsak hiçbir zaman İslam düşmanları bizden korkmayacak biraz ŞUUR LÜTFEN.....
  • Yanıtla

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23