HDP Kürtlere ve Erdoğan’a ihanet etti...
Dün sabah yine önemli bir haber düştü tv ekranlarına. Alt yazılarda 12 HDP’li vekilin göz altına alındığı yazıyordu. Hiç şaşırmadım. Beklenen oldu. Devlete meydan okuyan, kamuyu hiçe sayan, kardeşlik sürecinin altına mayın döşeyen hendek siyasetçilerinin tutuklanması olağandı. Keşke bu demokratik meşru siyaseti yapanlar göz altına alınmasaydı. Keşke demokratik siyasetin kanalları açık kalsaydı. Ama HDP bu sürece ihanet etti.
HDP siyaseti bir büyük fırsatı heba etti. Kandili şehre indireceklerdi ama olmadı. Kendileri Kandile çıkmayı tercih ettiler. Oysa Diyarbakır’ın, Tunceli’nin dağlarına ve ovalarına bahar gelecekti. Fırat kenarında demli kaçak çay içecek, Surda ciğer yiyecektik. Dün Ahmet Kaya’nın bile dinlenemediği bölgede Kürtçe şarkılar özgürce söylenmeye başlamıştı. Diyarbakır Etrafında tanklar var diye başlayan Ahmet Kaya parçaları yerini kardeşliğe bırakmıştı.
Bu barış sürecinin mimarı kimdi. Elbette başta Kürt halkının barış isteği ve Cumhurbaşkanımız Erdoğan’ın kararlı duruşuydu. Erdoğan Kürt sorununun çözümü için elini değil bütün vücudunu taşın altına koymuştu.
O tarihlerde cumhurbaşkanımıza bölücü dediler, PKK sevici bile dediler. Oysa Erdoğan kan dursun, analar ağlamasın diyordu. Ama gelin görün ki HDP siyaseti hem Kürtlere hem de Erdoğan’a ihanet ettiler. Barış için hayatını riske atan Erdoğan’a hem yurtiçinde hem de yurtdışında diktatör dediler. Ak Parti IŞİD’i destekliyor diyen Fetö ile işbirliği yaptılar.
Çözüm sürecinde Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgesi tarihinde olmadığı kadar büyümüştü. Atın-eşşeğin bile gitmediği Hakkari’ye havaalanı yapıldı. Keçilerin bile gitmekte zorlandığı patika yollar duble yol oldu. Çift şeritli yollar, otobanlar bölgeyi cazibe merkezi haline getirmişti.
Dün şehirlerde okul bile yokken her ilimizde üniversiteler açıldı. O şehrin kültürüne sanatına büyük katkı yaptı. Gerek yurtdışından gerekse yurtiçinden gelen turistler bölgeye akın ettiler. Turistlerin Urfa’dan başlayan seyahatleri Mardin’e, Diyarbakır’a kadar uzanmıştı. Oteller memnun, lokantalar memnun halkın yüzü gülüyordu. Turizm bölgenin en önemli değeri haline gelmişti.
HDP siyaseti ve Selahattin Demirtaş PKK ve Kandil’in güdümünden çıkamadılar. Zaten de çıkamazlardı. Alternatif siyaset geliştirmediler ya da geliştiremediler. Paralel yapının, İran’ın, İsrail’in ABD’nin, Rusya’nın gönüllü taşeronluğuna soyundular. Bu devletin kendilerine verdiği krediyi zayıflık olarak gördüler. Barış ve kardeşlik sürecini bomba yapmak, mayın tuzağı kurmak için fırsat bilmişler. Devletin ve hükümetin şefkatini acziyet olarak görmüşler.
Gezi süreci ile başlayan milli iktidarı devirme sürecine onlarda gönüllü olarak katıldılar. Paralel yapı, PKK, bazı CHP’li vekiller el ele vererek, sokak darbesi yapmak ve iktidarı devirmek istediler. Demokrasi diyen, insan hakları diyen, kardeşlik diyen bir hükümet varken ne adına bu gönüllü yıkım koalisyonuna katıldınız!?.
Yasin Börü öldürülürken sevinen PKK’lı Kürtler nasıl olur da Kürtlerin hakkını savunabilirler!? Berkin Elvan’ı kutsayan HDP siyaseti; neden Müslüman bir Kürt olan Yasin Börü ve diğer öldürülen Kürtler için üzülmez?!
HDP maalesef siyaset üretemedi. Türkiye partisi olma yolunda atılan adımları tamamlayamadı. Oysa 7 Haziran seçimleri öncesinde halkımız büyük bir kredi açmıştı Selahattin Demirtaş ve HDP’ye ama olmadı. Öyle ki Demirtaş’tan solun lideri bile olmasını beklediler.
Dün itibarı ile Türkiye yeni bir döneme kapı açmıştır. Devlet haklı ve meşru bir güç kullanacaktır. Devletle alay etmek, hükümeti küçümsemek, barış sürecine mayın döşemek HDP’ye fayda sağlamamıştır.
Sonuç olarak PKK, Demirtaş, HDP Kürt halkı adına değil dış güçler, batılılar adına taşeronluk yapıyor. Türk çocukları da Kürt çocukları da ölüyor. Binlerce Kürt evlerinden yuvalarından oldular.. Devlet bundan sonra haklı ve meşru güç kullanmaya devam edecektir. HDP’lilerin bu ihaneti nedeniyle Türk Kürt çok kişinin canı yanacaktır. Yazık çok yazık.







