Diyanet ve Kutlu Doğum tartışmaları...
Başbakan Yardımcısı Numan Kurtulmuş’un bir televizyon kanalında yapmış olduğu açıklama tartışılıyor. Bu açıklamalar, bağlamından ve amacından kopartılarak ele alınıyor. Sayın Kurtulmuş kısaca diyor ki; Peygamber Efendimizin doğum günü olan Rebiülevvel’in 12. Gecesinin kutlu doğum haftasının başlangıcı ya da bitişine gelmesi faydalı olur.
Malumunuz Hicri takvime göre Ramazan ayı, Hac mevsimi, kurban kesim tarihi sürekli değişiyor. Elbette bu konular âyetle sabittir. Mevlüt Kandili ise güzel bir gelenektir ve ayetle sabit değil denilebilir. İyi de bu güzel gelenek 1989 tarihine kadar devam etti. Yani kutlu doğum etkinlikleri bir nisan ayına sabitlenmedi. Sürekli aylar değişti. Yine eskisi gibi değişik gün ve aylara gelmesi iyi olur. Ben de bakanla aynı kanaati taşıyorum.
Bakan Kurtulmuş, Peygamberimizin doğum gününü nisan ayına sabitlemek yerine Hicri takvime göre düzenlemek iyi olur diyor. İki farklı gün ya da hafta olmaması konusunu alimler ele alsın diyor. Peygamberimizin gerçek doğum günü ile anmalar aynı günde yapılsın diyor. Teknik bir konu. Bu konuda bakan beyin görüşü dikkate alınmalıdır. Dini anlamda hicri takvim önemlidir. O nedenle Peygamberimizin doğum tarihi hangi aya ya da güne geliyorsa o tarihlerde anmak faydalı olur. Kurtulmuş’un dediği budur. Buraya kadar tamam.
Kaldı ki Kurtulmuş bu konunun Diyanet İşleri tarafından değerlendirileceğini ifade etmişti. Bu konuda kesin bir ifadesi yoktur. Diyanet İşleri Başkanlığı Sayın Numan Kurtulmuş’a bağlı bir kurumdur. Bu kurumun yıpratılması en çok Kurtulmuş’u üzer. Diyanet çalışanlarıyla aralarında bir kardeşlik hukuku vardır. Bakan Kurtulmuş için makam mevki kişisel hesap yoktur. Birileri, AK Parti Kongre süreci ve kabine değişikliği gündemdeyken millette çok büyük karşılığı olan Numan Bey’e hem de Diyanet İşleri Başkanlığına zarar verme hesabındalar. Ancak bu tuzak tutmaz. Doğrunun yardımcısı Hazreti Allah’tır. Bu konuda bir sorun yok. Ancak bu konu vesilesiyle ne çok da Diyanet İşleri Teşkilatına karşı olan kişi varmış onu görmüş olduk.
Gerek Selçuklu tarihinde, gerek Osmanlı tarihinde ve bütün İslam coğrafyasında kurulmuş devletlerde dini kurum ve kuruluşlar en önemli kurumlar olmuştur. Şeyhülislamlık, kadılık gibi kurumlar hep saygı görmüştür. Türkiye Cumhuriyeti kurulunca yeni bir formla Diyanet İşleri Başkanlığı kurulmuştur. Bu kurum dini anlamda milletimizi temsil eden tek kuruluştur. Bu kurumun yıpratılmasına yönelik çabaları üzüntüyle görmekteyiz. Özellikle FETÖ’cülerin bu kurumu hedef tahtasına oturttuğu hepimizin malumudur. Diyanet İşleri Başkanlığı gibi bir kurum yıpratılırsa cemaat taassubu artar. Ülkemiz cemaat kavgalarından çok çeker.
Diyanet İşleri Başkanlığı gerek ülkemizin gerekse ümmetin gözbebeği bir kuruluştur. Bu kuruluşun yıpratılması hem maddi hem de manevi ağır hasarlar verir. Diyanet üzerinden yapılan tartışmalar, Diyanet’in yıpratılması ortalama dini bilgiye sahip vatandaşın güven kaybına neden olur. Diyanet teşkilatına güven duyulmazsa ülkemiz büyük felakete saplanır. 28 Şubat sürecinde ortaya çıkan bazı sapık cemaat yapıları milleti zehirlemişti. Yine sapkın gruplar ortaya çıkabilir. Samimi cemaatlere ve tarikatlara sözümüz olamaz. Onları sever sayarız. Ancak Diyanet Teşkilatı milletimizin en çok güvendiği kurumdur. Bu kurum ekmek ve sudan daha önemlidir.
Konuyla ilgili görüşlerine başvurduğum Diyanet-Sen Genel Başkanı Mehmet Bayraktutar “Diyanet İşleri Başkanlığı FETÖ’cülerin hedef tahtası oldu. Şimdi de bazı gruplar Diyanet’i yıpratıyorlar. Diyanet dimdik ayaktadır. Diyanet ortadan kalkarsa mezhep çatışması, cemaat kavgası nedeniyle ülkemiz kan gölüne döner. Bu kurumun yıpratılmaması gerekir” dedi.
Evet, Diyanet İşleri Başkanlığını korumalıyız. Milletimizin en çok güvendiği bu kurumu korumak gerekir. Bu kuruma sahip çıkmak milli ve dini bir görevdir.







