• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Serdar Demirel
Serdar Demirel
TÜM YAZILARI
24 Kasım 2016

Yaralı Bilinç, Arızalı Perspektif: “Her Gün Âşura, Her Yer Kerbela”

20. yüzyılın en büyük sloganlarındandı “Her gün Âşure, her yer Kerbela”. İran İslâm Devrimi’nin sürükleyici sloganıydı ve İran dışındaki coğrafyalarda da epey etki bırakmıştı. Zulme başkaldırmak, mazlumların yanında yer almak diye yorumlanmıştı. 

Ancak bu slogan içinden çıktığı Şiî toplum hafızasındaki çağrışımlardan ve tarihsel bağlamından bağımsız ele alınamaz. Çünkü bu slogan tarihin belli bir döneminde takılıp kalmış bir perspektifin ve tasavvurun ürünüdür.   

Bu perspektif ve hafıza İslâm tarihinin ilk dönemlerinde yaşanmış; Cemel, Sıffîn, Nehrevan savaşlarının ve Kerbelâ’da Hz. Hüseyin’in ailesiyle beraber hunharca şehit edilmesinin yol açtığı travmatik atmosferin etkisiyle oluşmuştur. Şiî hafıza, erken dönemde yaşanmış acı olaylara kendine has bir okuma tarzı geliştirmiş ve bunu din tasavvurunun, inanç sisteminin temeli kılmıştır. 

Özüne siyasi talepler ve tarihte yaşanan o kırılma hadiseleri hâkimdir. Bu tasavvur başta da Ehli Sünnet olmak üzere kendisi gibi olmayan, mezkur tarihi olayları farklı okuyan tüm ekollere bakışını ve onlarla olan ilişki tarzını dün etkilediği gibi bugün de etkilemektedir.

Buna göre olaylar silsilesi; Hz. Ali, Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin’in halifeliğinin, (onlara göre ilahi imametin siyasi boyutu) gasbedilmesiyle başlar. Hz. Hüseyin’in ev halkıyla beraber Kerbela’da şehit edilmesiyle de zirveye çıkar.

Zaman, tarihin bu aşamasında ve bu fotoğraf karesinde durmuştur. Asırlardır bu olayın yası tutulur. Her sene Âşûra günleri, her vesileyle tertiplenen mersiyeler, dinî toplantıların özünü hep bu oluşturur. Şiî toplumlarının dilinde de, zikrinde de, gelecek tasavvurunda da, ana akım Müslümanlara bakış açısında da bu olaylar belirleyici olmuştur. 

Öyle ki muhaliflerini Muaviye ve Yezid kendilerini de Ali ve Hüseyin taraftarları olarak konuşlandırmaktalar. Ali’nin karşısına Ebu Bekir, Ömer, Osman ve Muaviye’yi, Hüseyin’in karşısına da Yezid’i birer nefret objesi olarak dikerler.  

Tarih, yaşanan hayat, olaylar, insanların duruşu bu perspektiften siyah ve beyaz olarak resmedilir. Fotoğraf çekilmez resim yapılır çünkü. Müslüman birey ve toplumlar ya Hz. Hüseyin’in ya da Yezid’in safında iki katagoriye sıkıştırılır. Her şey değişse de bu değişmez. Hz. Hüseyin’e ifrat derecesinde hüzünle yakılan ağıtlara sınırsız bir intikam alma duygusu da eşlik eder. Tarihte de vardı, bugün de var. 

Âşura törenlerinde Hz. Hüseyin ve ehli beytinin hunharca katledilmesi, susuz bırakılması abartılı tiyatro gösterileri ve posterlerle, vaizlerin konuşmalarıyla, mersiyelerle anlatılırken sadece bir mazlumiyet öyküsü ortaya konmaz, bunun mesullerinden nefret edilmesi de adâletin gereği olarak insanların duygularına direkt ya da dolaylı mesajlarla işlenir. Nefret duyguları, intikam hisleri sadece Hz. Hüseyin’in katline karışan kişilerle sınırlı tutulmaz ve daire genişletilir, Hz. Ebu Bekir ve Ömer’in yanında Hz. Ali’ye beyat etmeyen tüm sahabiler de işin içine katılır. 

Tarihte yaşanmış gerçek olaylar hurafelerle karıştırılır ve tarih yapı-bozuma uğratılarak yeniden yazılır ve anlatılır. Bu tasavvurda ana akım Müslümanlar Şia’nın sınırlarını daralttığı Ehli Beyt mensuplarına ihanet etmişlerdir. Bunlara karşı varlık mücadelesi verebilmek için de İmamlar ve tabileri kendilerini gizlemek zorunda kalmışlardır. Bu, takıyyeyi doğurmuş ve takıyye de nefret edilen kişilerden ve onların yolunu takip eden Müslümanlardan hem korunmanın hem de intikam almanın bir aracına dönüşmüştür. 

Yukarıdaki satırlar “Takıyye: Şia Rivâyet Kültüründeki Derin Paradoks” kitabımızdan bugün Irak ve Suriye’de yaşananları anlamayı kolaylaştırmak üzere alıntılanmıştır.

 

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23

Bip İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23

Bip İhbar Hattı

Yaay İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23