İran’a Yönelik ABD-İsrail Saldırısı
İran’a Yönelik ABD-İsrail Saldırısı
ABDULLAH ŞANLIDAĞ
7 Temmuz 2025 tarihinde Akit’te yayınlanan “İsrail’in Gazze ve İran Saldırısı” başlıklı yazımda, “İran ve İsrail arasındaki perde henüz kapanmadı. Elbette bunun küresel etkileri de olacaktır. Bekleyip göreceğiz.” demiştim.
ABD ve İsrail, Tahran’ın kalbini vurdu. Orta Doğu bir kez daha tarihî bir kırılma anından geçiyor. İran devlet medyası, ülkenin dini lideri Ali Hamaney’in ABD-İsrail saldırısında hayatını kaybettiğini duyurdu. Yorum yapmak için henüz erken ama bu gelişmeler sadece İran için değil, tüm bölge için sarsıcı sonuçlar doğurabilir. Aynı dönemde ABD Başkanı Donald Trump’ın sert açıklamaları, saldırının siyasi bir hedef taşıdığı yönündeki yorumları güçlendirdi.
Rejim Değişikliği İddiası
İran’daki mevcut siyasi düzen, 1979’daki İran İslam Devrimi sonrasında kuruldu. Şah Rıza dönemi kapanmış, Amerikan emperyalizmine baş kaldırılmıştı. Devrim Muhafızları, dinî otorite mekanizması ve güvenlik bürokrasisi, 40 yılı aşkın süredir sistemin devamlılığını sağladı.
Bu nedenle dış müdahaleyle hızlı bir “rejim değişikliği” senaryosu teorik olarak mümkün görünse de pratikte son derece zor. İran’daki devlet yapısı kişilere bağlı olduğu kadar kurumsal reflekslere de dayanıyor. Lider kaybı sistemi sarsar; ancak otomatik olarak çöküş anlamına gelmez. Dolayısıyla kısa vadede rejim değişikliği gözükmüyor.
İç Savaş Senaryosu
Bununla birlikte, üst düzey liderlik kadrosuna yönelik bir saldırı İran içinde güç mücadelesi riskini artırabilir. Reformist-muhafazakâr ayrımı, etnik ve mezhepsel fay hatları, ekonomik sıkıntılar ve yaptırımların yarattığı toplumsal baskı, kontrolsüz bir geçiş sürecinde iç istikrarsızlığa dönüşebilir. İç savaş ihtimali şu sonuçları doğurabilir: Devlet otoritesinin zayıflaması, silahlı fraksiyonların ortaya çıkması, bölgesel aktörlerin vekil unsurlar üzerinden müdahalesi, enerji piyasalarında büyük dalgalanmalar.. Böyle bir senaryonun en çok hangi aktörlerin işine yarayacağı ise tartışmalıdır. İran’ın bölgesel etkisinin kırılması, özellikle İsrail açısından güvenlik perspektifinden avantaj olarak görülebilir. Ancak kontrolsüz bir iç savaş, sınır ötesi milis ağları ve mülteci krizleri nedeniyle İsrail dahil tüm bölge için risk üretir.
Liderliğin Kaybı ve Rejimin Dayanıklılığı
İran siyasal sistemi “Velayet-i Fakih” doktrini üzerine kurulu. Bu yapı kişisel karizma kadar kurumsal devamlılığa da dayanıyor. Hamaney’in ölümü sonrası, Anayasal süreçte Uzmanlar Meclisi’nin yeni bir lider belirlemesi gerekiyor. Tarihsel örneklere bakıldığında, dış saldırılar çoğu zaman toplumlarda “bayrak etrafında kenetlenme” etkisi yaratır. İran-Irak Savaşı sırasında da benzer bir dinamik yaşanmıştı.
Bölgesel ve Küresel Yansımalar
Dediğim gibi, gelişmeleri daha sağlıklı değerlendirebilmek için biraz zamana ihtiyacımız var. Gelinen durum Körfez güvenliğini, Hürmüz Boğazı’ndan geçen enerji ticaretini, Lübnan, Suriye, Irak ve Yemen’deki vekil güç dengelerini, ABD’nin Orta Doğu’daki askerî varlığını doğrudan etkiler.
Washington açısından bakıldığında hedef yalnızca rejim değişikliği değil, İran’ın nükleer ve bölgesel kapasitesinin sınırlandırılması olabilir. İsrail açısından ise varoluşsal güvenlik doktrini önceliklidir. Ancak büyük güçlerin hesapları ile sahadaki toplumsal dinamikler her zaman örtüşmez.
Sonuç: Çöküş mü, Sertleşme mi?
İran liderliğine yönelik bir saldırı üç ana ihtimali beraberinde getirir:
Rejimin sertleşmesi ve konsolidasyonu
Kontrollü elit geçişi
Uzun süreli iç istikrarsızlık
İran’ın 47 yıllık kurumsal deneyimi, hızlı bir çöküşten ziyade sertleşme ve iç konsolidasyon ihtimalini daha güçlü kılıyor. Ancak ekonomik kırılganlık ve toplumsal yorgunluk hesaba katıldığında, belirsizlik döneminin uzun sürmesi de ihtimal dahilinde.
Tüm bunlar bize şunu gösteriyor:
Orta Doğu’da askeri müdahaleler çoğu zaman hedeflenen siyasi sonuçları doğurmaz; aksine daha karmaşık ve öngörülemez süreçleri tetikler. İslam dünyasının sessizliği ve Okyanus ötesinden ABD’nin istediği ülkeyi işgal ve sömürü düzeni devam ediyor. Çağlar değişse de küfür cephesinde değişen yeni bir şey yok.