Terör… Suriye’de, Irak’ta ve Kanada’da!..
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Letonya, Estonya ziyaretlerini takipteyiz.
İki AB ülkesi.
Letonya, Ocak 2015’ten itibaren AB dönem başkanı.
Türkiye, AB’nin (her türlü yanlışına rağmen) “birlikte çalışmaya, bir takım uygulamaları model olarak almaya en uygun yapı olduğu” değerlendirmesinden hareketle “uzun ince yoldaki” yürüyüşüne devam etmekte kararlı.
Sayın Cumhurbaşkanı, önümüzdeki süreçte AB ülkelerine ziyaretlerine ağırlık vererek, temasları hızlandırarak ve reform hamlelerini birbirine ekleyerek yolculuğunu sürdürecek.
Ziyaretler bu iradenin yansıması.
ABD SİLAHLARI IŞİD’İN ELİNDE!
Programın ilk gününde, Sayın Erdoğan’ın Kobani’ye peşmergelerin geçişi hakkındaki, “Sayın Obama’yla yaptığımız telefon görüşmesinde kendilerine bu teklifi zaten ben yapmıştım. ‘Buradaki PYD ve PKK gruplarına vereceğiniz destekler, bizim için kabul edilemez’. Bunu söylemiştik. Burada atılacak adım… Özgür Suriye Ordusu ile işbirliği burada bizim açımızdan kabul edilebilir. Peşmerge ile böyle bir işbirliği kabul edilebilir.” sözleri yankılandı.
Türkiye, sınırlarımıza dayanan “terör tehdidi”yle ilgili olarak başından beri en tutarlı, ilkeli, sağlam duruşu sergileyen ülke.
İçerideki bazı “samimi” yorumcular bile Türkiye’nin süreci iyi yönetemediğini, stratejik hatalar yaptığını öne sürüyor.
Bense sürecin Türkiye’nin bütün uyarılarını haklı çıkartır yönde ilerlediğini görüyorum.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Havadan atılan bütün bu silahların, yani ‘PYD’ye atılıyor’ denilen silahların bir kısmının IŞİD’in eline geçtiğini şimdi kendileri de kabul ettiler. Böyle bir operasyondan netice alınıp alınmayacağı noktasında sağlıklı bir yorum yapılamaz. Siz, kime destek veriyorsunuz, nereye destek veriyorsunuz, her şey ortada!” derken Türkiye’nin öngörü ve tekliflerinin yeterince dikkate alınmamasından kaynaklanan tepkisini de dile getiriyor.
Sayın Erdoğan ve Sayın Davutoğlu’nun başından beri dediklerinden bir kaçını sıralarsak:
-Suriye halkına zulmeden Esed azınlık diktası yıkılmadıkça bölgeye huzur gelmez.
-Özgür Suriye Ordusu’nun başarılı olması için Esed ve PYD güçlerine karşı ortak ve kararlı mücadele şarttır. Bu mücadeleyi vermeye yanaşmayanlar, zulümlere ortaktır.
-Bizim için IŞİD neyse PKK odur. Terör örgütleri arasında ayrım yapılamaz, teröre karşı mücadelede tutarlı olmalıyız ve ortak hareket etmeliyiz.
-Bölgede her unsurun temsil edileceği demokratik bir yapı kurulmadan, mesele bütüncül bir yapı ile ele alınmadan, bugün IŞİD olur tehdidin adı, yarın bir başka örgüt.
-Batı Esed zulmüne karşı yeterli işbirliğini ortaya koymadıkça problem daha da büyüyecektir. Ortaya “çok farklı” terör örgütleri çıkacaktır.
-Oradaki meseleler, sadece Türkiye’nin meseleleri değildir. Türkiye BM değildir. Türkiye’ye BM’nin üstlenmesi gereken görevlerin yüklenmesi haksızlıktır.
-Türkiye, askerini maceraya atmaz. Türkiye, terör örgütlerinden herhangi birinin gücünü arttırmasına yol açacak ‘oldu bittilere’ razı olmaz.
•
IŞİD’in yok edilmesi için bütün makul yaklaşımları ortaya koyan Türkiye bugüne kadar hep “Haklısınız da Kobani’de acil bir durum var!” yaklaşımlarına muhatap oldu.
Batı, hep göstermelik ve sonuç alınması mümkün olmayan hareketlere tevessül etti.
Bugün gelinen noktada da Batı’nın silahları IŞİD’in eline geçti!..
•
Batı, “Bana ne, ölen de öldüren de onlardan!” diye düşünüyorsa, kendisini büyük riskler içine atıyor demektir.
Kanada’ya bakın; birbiri ardına “terör eylemleri” meydana geliyor.
Birkaç gün önce saldırganın biri arabasıyla iki Kanada askerini ezmişti, hemen ardından Parlamento binasındaki silahlı saldırı geldi.
Terörle mücadelede “çifte standart” devam ettikçe saldırılar sürer, “Batı”nın –da- başı çok ağrır.


