Ramazan’dan istifade birbirimizi sevelim!
Bu işin sonu nereye varacak?
Nereye kadar sürecek bu oyun, nasıl olsa her şeyin bir sonu yok mu, ömür dediğin uyanıklık yapacak kadar çok mu?
Soralım nefislerimize:
Biz birbirimizi gerçekten seviyor muyuz, yoksa aslında bu bir “maskeli balo” mu?
Efendiiim…
Günlerden bir gün, bir grup kardeşimize dedim ki:
“Farz edin bir sırrınız var. İçinizde tutamadığınız bir sır. Mutlaka bir ‘dostunuz’ ile paylaşacaksınız… Paylaşacaksınız da… Öyle güvenilir bir insan olmalı ki bu, sırrınızı mezara götürmeli… Olur ya, bugünkü ‘dost’ ile günün birinde aranız bozulur, ne bileyim bir yerde ‘çıkar çatışması’ olur. Sırrınızı verdiğiniz o ‘dost’, o gün bunu sizin aleyhinizde kullanır…”
Bunları söyledim bir grup kardeşimize ve şunu sordum:
“Aranızın en bozuk olduğu vakitte bile sırrınızı kimseyle paylaşmayacağından emin olduğunuz kaç dostunuz var?”
•
Sessizlik!..
Uzun süren bir sessizlik.
Sonunda bir hanımefendi, “Benim böyle bir dostum var!” dedi.
“Emin misiniz, isterseniz üzerinde biraz daha düşünün?” diyerek mühlet verdim.
Bir süre sonra, dedi ki o hanımefendi:
“Doğru, onun da öyle bir durumda ne yapacağı belli olmaz!”
•
Güvensizlik!..
Birbirimize güvenemiyoruz, onun için de birbirimize karşı habire “silah”lanıyoruz.
Eşler arasındaki güvensizlik, öyle zannediyorum ki hiç olmadığı kadar yaygın.
Belki de kendimizi bildiğimiz için karşı tarafa güvenimiz azalıyor!
Öyle ya, etrafımızdaki biri “Hakk”ı söylese, eğer görünüşte “güçlü” değilse, açıktan destek vermek istemiyoruz.
Her durumda “kazanacak ata oynama” uyanıklığına sapıyoruz.
Tavırlarımız “kişisine göre” değişiyor… “Çıkar ilişkimizin” olduğu biri “bin” hata yapsa tevillerle “bir”e indiriyor, dünyevi menfaat beklemediğimiz birinin “bir”ini “bin”e katlıyoruz!..
Adamına göre muamele yapıyor, çıkarımıza göre hareket ediyor ve sonra da…
Bir yandan toplumun vicdanını, diğer yandan da kendi vicdanımızı “örtmek” için tavrımıza “kılıf” uyduruyoruz.
Bu kılıflarla yanlışlarını örttüğümüz “dost”umuz günün birinde zor duruma düşecek olsa, kelimenin tam anlamıyla “düşecek” olsa ne yaparız?
Allah muhafaza!..
•
Nasıl bir toplum olduk…
Tecrübesi bedava, bir misal:
Etrafındakilere bir sor lütfen, “İnsana yakışan, çevreyi kirletmemek, oraya buraya çöp atmamak değil midir?”..
İstisnasız herkes “Elbette!” diyecektir.
Diyecektir de…
Etrafımız niye kirli o vakit, sokaklardaki çöpleri “uzaylılar” mı atıyor?
Elbette hayır.
E, öyleyse…
Demek ki soruya muhatap olanların kahir ekseriyeti “yalan” söylüyor!
Lafta herkesin dürüst, delikanlı, ilkeli olduğu bir toplumda yaşıyoruz ama “dost” bulmakta güçlük çekiyoruz!..
E böyle olur tabii, “Kitaba uyma” iddiasındaki bizler, işi “kitabına uydurma” kurnazlığına taşımışsak, hep böyle olur.
Bizler…
Biz dürüst, vefakâr, cefakâr, vatansever insanlar olarak, bu koca toplumda “dost” bulmakta güçlük çeker hale geliriz.
Ve bir “maskeli balo” ortamında buluruz kendimizi…
Günün birinde “mühim” adam olursak, etrafımızda el pençe divan modunda nice “dost” (!) olur.
Doğrumuzu da, yanlışımızı da alkışlayan nice “dost” (!)
O gün, biz “veren el” olarak önem taşımaktayızdır, bizimle iyi geçinmekte “fayda” vardır, yüzümüze karşı “yanlışlarımızı” söyleyip de “kötü kişi olmanın” anlamı yoktur.
Bu devran böyle sürüp gitmektedir.
“Yetim Muhammed”e (SAV) en güç vakitlerinde omuz veren “gerçek dostlar” tarihte kalmıştır!..
Globalleşen dünyada, global hareketler yapmak kaçınılmaz hâle gelmiştir…
Adamına göre muamele yapmak, çıkarımıza göre hareket etmek ve sonra da, bir yandan toplumun vicdanını, diğer yandan da kendi vicdanımızı “örtmek” için tavrımıza “kılıf” uydurmak tek çıkar yoldur!
Ve bu da böyle tam mânâsıyla bir “maskeli balo”dur.
•
Mübarek Ramazan-ı Şerif ayı, her yıl olduğu gibi bu yıl da imdadımıza yetişti şükür.
Her yıl olduğu gibi bu yıl da “nefis ve vicdan muhasebemizi” yapmaya çalışacağız.
Bir Ramazan’a daha erişmiş olmanın kıymetini inşallah bu sefer bileceğiz.
İnşallah, bu yıl kendimizi düzelteceğiz.
Ramazanımız bereketli olsun.


