--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

“Omurga!..”

Serdar Arseven
Serdar Arseven

Bir AK Parti önde geleni, bugün kendilerine (sözüm ona) destek vermekte olançoğu “gazeteci”nin “uyarı görevlerini” –zamanında-  yerine getirmediklerini söylüyor...

“2002’den 2012’ye kadar hiç mi hatamız olmadı?.. Olduysa –ki mutlaka olmuştur-  bu ‘dostlarımız’ –zamanında - niye uyarmadı?”

•

Doğru...

“Dost” dediğin “vaktinde” uyarmasını bilendir!..

AK Parti, birtakım “yapılara” fazla müsamaha gösterdiğinde, onlara “her istediklerini” verdiğinde, adeta “koalisyonun büyük ortağı” mertebesine yükselttiğinde, “dost” gazetecilerden bazıları çıkmalı ve “yanlış” yapıldığını söylemeliydi.

Ah be dostlar!..

Bu işler öyle sıkıntılı işler ki o kadar olur!..

“Dememiş miydim!” demekten bıkmış bir haldeyken, neyi nasıl söylesek, kime ne anlatsak?..

Taaa, 26 Mart 2000 tarihinde kaleme almışız “konuya ilişkin” ilk yazımızı...

“Paralel Yapı”nın başındaki “zat” için demişiz ki:

“ABD’nin ‘ılımlı’ halife adayı!”

Sonrasında sıkça girmişiz bu konuya;

“Dışlamak iyi olmaz ama çok da fazla alan kaptırmamak lazım!”

AK Parti hükümetleri boyunca, olumlu gördüğümüz her icraatı sonuna kadar desteklemek olmuş tavrımız, yanlış gördüğümüze de usulünce karşı çıkmak!..

Arşivimi şöyle bir karıştırdım, nice yazı var...

AK Parti’nin çok yanlış adımlar atmaya yöneldiği, yöneltildiği bazı dönemlerde açık-seçik uyarmışız...

“Bunu yapmamalısınız, yapamazsınız, bugüne kadar yaptıklarınızın tamamını sıfırlar, perişan eder bu yapmak istediğiniz!”

“Aman birilerinin oyununa gelmeyin!

Bu yollarda nice ‘mayın’ var!”

Biz bu uyarıları yaparken; makam, mevki, para, pul...

Bin türlü hesap içinde olan “dost”lar...

Demişler ki, “Ne yani, sen AK Parti’ye şunu, şunu, şunu mu demek istiyorsun!”

Aramışız onları...

Demişiz ki;

“Sevgili dost, ortadaki yanlışlığı görmüyor musunuz, dostun işi vaktinde uyarmak değil midir?..”

Sonuç?..

Sıfır, zira, her kafada kuyrukları teğet geçmeyen kırk tilki!..

Bugünlerde “dememiş miydim!” diye bir kitap bastırtmak var da, “dememiz gerekenleri vaktinde dediğimiz” yazılardan oluşan...

Bakalım!..

•

Ankara’da...

Şöyle etrafıma bakıyorum...

Konuşulanlara, hesaplara, kitaplara...

Çokları milimetrik hesaplar içinde; ekipler, ekipler, o onu çekiştiriyor, bu bunu...

Düne kadar gazeteciler ve bilmem neciler vakfından çıkmayan, gazete, televizyon içi tayinlerini terfilerine o “kanal”dan hallettirmek için kırk takla atan adamlar, filanca “AK Partili”nin ekibinde, can siperâne (J) paralel karşıtlığı yapmakta...

Bir taraftan bunu yaparken diğer taraftan da “fitne ateşine” habire odun!..

Çok küçük hesaplar, ne sığ, ne basit!..

•

Bakıyorum kendime ve onlara...

Saçlar beyazlamış, yüzlerde “ölüm” hatları...

Kim, neyin hesabını yapıyor?..

Kaç para lâzım, hangi koltuğu arzulamakta ‘arka taraf’, ‘huzur’  kaç para?..

Değer mi, değmez mi?..

“Ben çekemem bunca kahrı” diyor, Orhan “Baba”ları...

Ne kahır; birilerinin “hoşuna” gitme çabasına mahkûm olmak...

Mahkûm hissetmek!..

•

Hz. Ali, mübarek, der ki:

“Haklıysan korkma, Hak seni korur!”

•

Büyük hesap varken küçük hesaplara ne gerek!.. 

Serdar Arseven Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle