Nikâh düşmanlarına sıkı kapak!..
Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın davetiyle katıldığımız nikâh merasimi fevkalade sadeydi, Kur’an-ı Kerim tilâvetiyle başladı, nezih, tertemiz…
Takılar da Mehmetçik Vakfı’na hediye.
Damat kardeşimiz süper, yerli “İHA”ları yapmış, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin en büyük destekçisi “İHA”ları…
Neymiş;
Böyle bir dönemde nikâh mı olurmuş!..,
Şehitler varken “düğün” (!) mü olurmuş!..
Bunu yayanlar arasında sözde Beşiktaşlı “Gezici Çarşı” grubu da var…
Twitten bir çaktım, aynen şöyle:
“Çarşı grubu, şehit varken nikah olmaz diyordunuz, nikah olmaz, çılgınlar gibi şampiyonluk kutlaması olur di mi… Maskeleriniz bir gün dayanmadı!”
Öbür tarafta da paraloşlar, onlar da “Şehit varken nikah olmaz!” diyorlardı ya, pis herifler, çalgılı çengili olimpiyat yaptılar, ne rezillik!..
Kapak yaptım böyle, iyice sıkıştırıp bırakayım!..
SAHİL YOLUNDA NE BİNALAR!..
Efendiiim;
Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın “Küçük Ceylan”ı Allah’ın emriyle evlendi, biz de nikâh davetine icabetle İstanbul’a geldik.
Gelmişken de “eski mahallemize bir uğrayalım” dedik.
O günlerden bugünlere çok az “mahalle sakini” kalmış, onlardan biri de Kasap Şerif Efendi, Erzincanlı bir Müslüman.
Bir “steyşın reno”su vardı o vakitler, hâlâ aynı otomobil.
Hiç unutmam, 6 yaşında mıydım neydim, renosunun üzerine çıkmıştım, taaa tepesine!...
Beni o halde, arabasının üstünde yakalayan Şerif Amca, “Deve!” demişti, “Deve, oturacak başka yer mi bulamadın!”
Ben öyle hatırlıyorum;
Kasap Şerif Efendi, şimdilerde ihtiyar delikanlı, der ki;
“Öyle dememiştim Serdar, tam olarak öyle dememiştim, ‘Oturacak başka yer mi bulamadın!’ kısmı doğru da, ‘deve’yi sen katıyorsun!”
•
Ne demişse demiş, deve demişse eğer, deveye hakaret olmuş!..
Ah o yıllar…
Biz, CHP’li bir aileden geldik, durumlarımız berbat idi, hatta ilk vakit namazımı kıldığımda “Arsevenler” krize girmiş idi…
“Yalılardan” kopup gelmişlerdi hiç unutmam, bir ağıt ki; “Bizim aileden bu da mı çıkacaktı, vah biz nerelere gidelim!” makamında!..
Bizi işe alan laikçi eski dost Tufan Türenç de pişman olmuştur herhalde, memleketin “koç gibi” bir “Yerli ve Milli ruhlu” adam kazanmasına vesile olduğu için!..
Neyse, Kasap Şerif Efendi diyorduk;
Şimdiki halimizden hayli memnun.
“Neredeeeen nereye” der;
“Allah nasip etti mi oluyor işte. Yeter ki kalp gözünü kapatma, taaa oralardan geldin buralara şükür!”
Nerelerden nerelere?
“Vallahi Şerif amca, ben bu işlere başladığımda ortam daha düzgündü be, Müslümanlar fakirdi ama yürekliydi sanki, muhafazakar değildik o vakitler!”
“Evlat, çok doğru!..”
Bakın halimiz ne?
Şerif Efendi der ki;
“Evet evlat, milletin bir kısmı habire telefonla oynuyor, bir kısmı lüküs restoranlarda en pahalısından işkembe doldurmanın derdinde, bir kısmı yemek yiyor yani… Bir kısmı zina bir kısmı da bina yapmakla meşgul!”
Vah ki vah!..
Sahil yolunda bir tabela; 29 Mayıs’ta İstanbul’un fethini kutlayacağız, harika.
Sağ tarafta o tabelayı gördüm, sol tarafta da deniz cephesi işgal altında; koca koca, çirkin çirkin binalar dikmişler, önlerinde süslü tabelalar, nezih, bambaşka bir hayat vaadi var, yemyeşil, her katında deniz var imiş!..
Ya gerçek deniz?
Onu göremezsin!
Bir de çirkin binalar; mahalleyi bir öldürüyor, ah o komşularımız, ah Kasap Şerif Efendi, sen de gittim mi kasap kalmaz mahallede!..
Akit hareketi küçük bir nalbur dükkânından doğmuş idi…
Şimdi semt arasında nalbur kaldıysa kahramanlığından, veresiye yazacak bir dostumuz bile yok!
Pardon, kredi kartına “dostlarımız” var, faizci köle düzenin kaleleri, yok aslında bir birlerinden farkları ama onlar…
Osmanlı Bankası!..
Osmanlı!..
•
Kasap Şerif Efendi, Erzincanlı kadim dostumuz, gelmişimize geçmişimize şahit dostumuz, CHP’li halimizi de bilen dostumuz…
Der ki;
“Müslümanlar var, Müslüman geçinenler var, bir de Müslümandan geçinenler var. Ve bir de… Ve bir de…
Onu söylemeyeceğim, ayıp olur!”
Evet, söyleme Şerif Amca çok ayıp olur!


