--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Ne sen bâki ne ben bâki!..

Serdar Arseven
Serdar Arseven

Kanuni Sultan Süleyman, çok sevdiği Şâir’i, sağda solda kendisini eleştirdiğini duyunca Bursa’ya sürer.

Şiir-Fermanla sürgün:

“Bâki’yi bed,

Nefy-i ebed,

Bursa’ya red!”

Bâki’nin sürgün kararına tepkisi muhteşemdir:

“Öldünse Ey Bâki!

Değildir mülki cihan

Süleyman’a bâki!

Buna çark-ı felek derler,

Ne sen bâki ne ben bâki!”

¥

Kanuni Sultan Süleyman’ın yerinde olsanız size kararınızdan dolayı böylesine tepki gösteren bir şairi ne yaparsınız?

Nefse zor gelir böyle şeyler; “Sen kim oluyorsun ki bana böyle çakıyorsun, seni ben adam ettim!” diyesi gelir sıradan insanın.

“Sinek gibi ezerim oğlum seni!”

Kanuni Sultan Süleyman, o büyük hükümdar ise, bu “uyarı”dan etkilenir ve sürgün kararını geri alır!..

Almasa ne olacak, affetmese ne olacak, oy mu kaybedecek, medyadan mı korkacak?

O ki, bir fermanıyla Fransa’da “dans”ı yasaklatmaya muktedir bir hükümdar!

Kimden çekinecek Allah’tan başka!.. 

¥

Büyüklük, “Hakk”a tabi olmakta.

Kula kul olmamakta.

Bâki, sevdiklerini başarılarından dolayı övmeyi, yiğidin hakkını yiğide teslim etmeyi bildiği gibi, gerektiğinde “karşı çıkmayı” da bilir.

Cihanın gelmiş geçmiş en güçlü hükümdarlarından biri olan Kanuni Sultan Süleyman’a bile “edebiyle” karşı çıkabilir.

Yaşantısındaki bazı “detaylar” hoşa gitmese de, ana çizgisi sağlamdır, delikanlı Müslümandır.

Allah’tan  başkasına “boyun eğmez” bir delikanlıdır.

Bu halini de şöyle dile getirir:

“Fermân-ı aşka cân iledir inkıyadımız,

Hükm-i kazâya zerre kadar yok inaâdımız,

Baş eğmeziz edâniye, dünya-yı dûn içün;

Allah’adır tevekkülümüz, itimâdımız!”

¥

Bâki, bir açıdan bakıldığında Kanuni Sultan Süleyman’ın başına dert bir şair.

“Küçük adamlar”, kendilerine yönelik en ufak bir eleştiriyi bile şahsiyetlerine ve otoritelerine yapılmış saldırı olarak görür, Kanuni Sultan Süleyman ise eleştiriden istifadeye bakar.

Zira…

Kanuni Sultan Süleyman’a da kalmaz bu dünya…

Büyük Hükümdar’a icabında “kafa” tutan büyük şair…

Dostunun vefatıyla yıkılır.

Ve dizeleriyle bir “hoş sâdâ” bırakır kubbede:

Ey pây-bend-i dâm-geh-i kayd-ı nâm ü neng

Tâ key hevâyi meşgale-i dehr-i bî-direng

(Ey şan ve şöhret düşüncesinin tuzağına ayağı bağlı olan, bu kararsız dünyanın işleriyle uğraşma hevesi daha ne zamana kadar sürecek?)

An ol günü ki âhir olub nev-bahâr-ı ömr
Berg-i hazana dönse gerek ruy-ı lale-reng

(Ömrünün ilkbaharının son bulup lâle renkli yüzünün güz yaprağına döneceği o günü unutma!.)

Âhir mekânının olsa gerek cür’a gibi hâk
Devrân elinde irse gerek câm-ı ayşa seng

(Sonunda senin de hayat kadehine feleğin elinden bir taş gelecek ve yerin, kadehin son yudumu gibi toprak olacak.)

İnsân odur ki âyine veş kalbi sâf ola
Sînende n’eyler âdem isen kîne-i peleng

(İnsan o dur ki, yüreği ayna gibi temiz ve lekesiz olan. Eğer sen de insansan, göğsünde bu kaplan kini ne arıyor?)

İbret gözünde niceye dek gaflet uyhusu

Yetmez mi sana vâkıa-i şâh-ı şîr-çeng

(Bu gaflet uykusu ne zamana kadar sürecek? Sana aslan pençeli pâdişâhın başına gelen (ölüm) ibret alman için yetmez mi?)

Ol şeh-süvâr-ı mülk-i saâdet ki rahşına
Cevlân deminde arsa-i âlem gelürdi teng

(O, mutluluk ülkesinin mahir süvarisi pâdişâhın atına, dolaşırken dünyâ alanı dar gelirdi.)

Baş eğdi âb-ı tîğına küffâr-ı Engerüs
Şemşîri gevherini pesend eyledi Freng

(Macar kâfirleri onun kılıcının suyuna baş eğdiler. Fransızlar da kılıcının cevherinin tadını tadıp beğendiler.)

Yüz yire kodu lûtf ile gül-berg-i ter gibi
Sanduka saldı hâzin-i devrân güher gibi

(Taze gül yaprağı gibi yüzünü yavaşça yere koydu. Devran hazinecisi de onu değerli bir mücevher gibi sandığa yerleştirdi.)

¥

Sultan Süleyman giderken, Bâki O’na böyle el salladı…

Ve asırlar ötesinden bize mesaj yolladı:

“Ölüm var ölüüüüüm!..” 

 

Serdar Arseven Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle