--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Muhterem Davutoğlu, Güneydoğu’dan mektubunuz var

Serdar Arseven
Serdar Arseven

Bir süredir, “Hükümet, Güneydoğu’daki paydaş tabanını genişletmeli. Manevi dinamiklerimizi daha fazla öne çıkartmalı” çerçeveli yazılar kaleme alıyoruz. Çok sayıda mektup var elimizde. Biri de Muhterem Başbakanımız Ahmet Davutoğlu’na:

---Bismihi Te’âlâ

BİZİM DERTLERİMİZ, BİZİM DERMANLARIMIZ ve BİZİM HİKAYEMİZ

“Muhterem Başbakanım.!
Müslüman Kürtler 300 yıl Selçuklu Türkleri ile 600 yıl Osmanlı Türkleri ile huzur içinde yaşamış ve
biat ederek kader birliği yapmıştır. Her zaman Kürt, Türk’ün bileği olmuştur...

İçinden Kudüs Fatihi Selahaddin Eyyubileri, Fatih’in hocası Molla Güranileri, Şeyh Said-i Paluvi gibi mücahit ve mazlum şehitleri, Said-i Nursi Rh. gibi dünyaya mal olmuş daha nice değerleri yetiştirmiştir. Fakat gün gelmiş bu ülkede insanlar bir sabah kalktıklarında “hepiniz okur-yazar olmayan cahillersiniz!” deyip harf inkılabı yapanlar... Yine bir sabah kalktıklarında bu ülkenin bütün halklarına “hepiniz TÜRK oldunuz” denilip halkların bütün değerleri ve kimlikleri inkar edilmişti. Yani Müslüman  atalarının ümmet şuuruyla 900 yıl bir arada hakkâniyet dairesinde birlik içinde idare ettikleri halkları idare edemediler. Kürtleri, mezhep, meşrep, dil, coğrafi konum ve hususen bütün zulüm, baskı ve yasaklara rağmen devam eden medrese ve tekke kültüründen vazgeçiremediler; ancak laik, ulusçu sisteme Kürtleri entegre edemediklerinden ve çok ciddi bir irticai tehlike olarak gördüklerinden dolayı Kürtlere sıkıntı verdiler. Ve bir şekilde Kürtler manevi değerlerinden soyutlanmalı ve sisteme entegre edilmeliler dediler.. Nihayet önce maddi ve manevi nimetlerden mahrum edildiler, sonra mağdur edildiler, sonra da mazlum edildiler. Sonra asi-serhildan (başkaldırıcı) hale getirdikleri Kürt Gençleri’ne “Bak devlet sana bir şey vermiyor, din, şeyh, seyda ve hoca da sana bir şey vermiyor”. Sonra dağdan azadlık (özgürlük), hürriyet, adâlet, eşitlik, paylaşım, direniş, serhildan (başkaldırı) diye bir çağrı geldi ve ardından yaşananlar ve gelinen bu nokta...

Evet Muhterem Başbakanım! Müslüman Türkleri İslamsızlaştırmak için tek parti zihniyeti kurulmuştu, bu zihniyet Kürtleri İslamsızlaştırmak için bu P.K.K zihniyeti ve onun partilerini, örgütlerini derneklerini vs. kurdu...

Derken merhum ÖZAL ve Sn. ERDOĞAN gibi ümmet inancından nasiplenmiş liderler, ekipleri ile bu mazlum ve mağdur halkın çiğnenen hukukunu ve haklarını iade için büyük risk ve fedakârlıklar ile barış ve çözüm sürecini başlattılar... Lakin bizim gibilerin bütün feryad-u figânlarımıza rağmen hep muhatap  olarak P.K.K ve uzantıları muhatap alındı; halbuki Kürt sorunu ile terör sorunu ayrı ayrı ve belirgin bir şekilde ele alınmalı idi.. Ve bölgedeki İslamî STK’lar, medreseler, demokratik STK’lar, İslamî cemaatler, HÜDA-PAR ve Diyanet câmiâsı mensupları da aktif olarak muhatap alınmalı idi. Fakat pasif ve sınırlı bir miktarda danışıldı sadece...

Sn. Başbakanım! Hükümet ve devlet tarafından  verilen haklar ve yapılan güzellikler iyi anlatılmadı topluma. Cidden tatminkâr bilgilendirme genele yayılarak yapılamadı. Böyle olunca “biz bu hakları savaşarak aldık” zihniyetini PKK ve uzantıları topluma iyi bir şekilde anlattı. Kendileri adına avantaja dönüştürdüler.

Gelelim barış sürecine...

Devlet, millet ve hükümet olarak minnetle değil, hakkaniyetle haklar verilmeye ve sorunlar giderilmeye başlandı; ama şımarık PKK zihniyeti ve Kürtlerin, dinî ve örfî kültüründen, sosyalizmin kültürüne geçiş yapmış olan bu anarşi topluluğu, günlerce yolları kesmek, şantiyeleri yakmak, esnaftan vergi ve haraç almak, toparlanmak, gençlerle sahada diyaloglar kurarak onları dağ ve şehir kadrolarına ayırıp görevlendirme yapmaktadırlar. Gündüzün ortasında, şehrin ortasında insan öldürmek, kendilerinden olmayanlara ve özellikle de İslami kesime mektup, telefon vs. ile baskı ve baskınlar yapmışlardır. Asker-polis-memur öldürmeye devam etmişlerdir.. Şehir eşkıyalığı yapmışlardır. 

Aziz Başbakanım! Hükümet; açılımı, hakları, hürriyetleri vb. vermeye devam etmelidir. Lakin bu anarşistlerin dağ ve şehir şebekelerine ve dahi onları sokaklara dökenlere müstahaklarınca muamelede acil davranılması elzemdir. 

Şimdi diyoruz ki; yaptıkları son zulüm, kan, gözyaşı,yakma ve yıkma olaylarını ve barışı istismar ile bozmalarını dünyaya, halklara, ülkemiz ve bölgemiz vatandaşlarına anlatacak... Bu avantajlı durumu yerinde ve yerince anlatacak ikna edecek kişiler, kurumlar vb. yok mu? 

İlimhane olan medreselere ve size oy versin-vermesin sivri bir şekilde politize olmamış, İslami cemaat, İslami STK ve fertlere destek en mühim çaredir.

(İsmi bende mahfuz bir ilim adamı)

Serdar Arseven Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle