Mehmet Özmen’e tokat!..
Olan biteni izlediniz; Zaman gazetesi G.Y.Y. Ekrem Dumanlı’ya son derece nazik üslupla soru yönelten Yeni Akit muhabiri Mehmet Özmen’e yönelik “linç girişimi”nin bütün ayrıntılarına vâkıfsınız.
“O cenah” önceleri her “zaman” olduğu gibi “ispatlayamazsınız ki” muhabbetine girdi ama görüntüler “inkar edilemeyecek kadar” açık olduğundan, “Ne yani Yusuf Yerkel de bunu yapmadı mı?..” noktasına gelmek mecburiyetinde kaldı.
•
Öyle yapmasaydı elbette çok daha iyi olurdu ama, Yusuf Yerkel sonuçta “küfre” karşılık vermişti!..
“Onlar” ise, “başlarında” Ekrem “Abi”leri; mesleğini icra eden, bunu yaparken de nezaket kurallarına “fazlasıyla” riayet eden bir gazeteciye saldırdılar.
O “kin” dolu, “öfke” dolu, “nefret dolu”, “hoşgörü yoksunu” kitlenin arasından “iş göremezlik raporu” alacak halde çıkabilen kardeşimize geçmiş olsun.
Saldırıdan “yaralı” olarak kurtulmasına şükrettik cefakâr kardeşimizin.
•
Bakın size yazının tam da burasında bir başka sahneyi aktaracağım…
Sahne, kısa bir süre önce; sözde “Selam Örgütü” dâvâsı mağdurlarının İstanbul’da düzenlediği basın toplantısından…
Fatih Akıncılar Derneği Başkanı Mehmet Şahin, basın toplantısında “paralel devlet” yapılanmasının “hukuk dışı” uygulamalar içine girdiğini anlatıyor…
Orada “Zaman muhabirleri” de var…
Mehmet Şahin, basın açıklamasında özetle şunları söylüyor:
“Alnı secdeye giden, Kur’an okuyan insanlar…. Niçin bize karşı komplolar kurdunuz?.. Ben 12 Eylül’de de 5 yıl cezaevinde yattım, 28 Şubat sürecinde de 10 yıl cezaevinde yattım. Bir sürü işkence gördüm. (..) Ben birileri gibi kuyruğum sıkıştığı zaman Pensilvanya’ya kaçmadım.’
•
Basın toplantısı bu…
Düzenleyen konuşur, gazeteciler de konuşma bittiğinde ne soracaklarsa sorarlar…
Zaman –muhabiri- öyle yapmıyor…
Ayağa kalkıp sinirli tavırlarla, “CEMAAT ADINA söz hakkı doğdu!” diyor!!!!!!
Ve söylenenlere “Cemaat Adına” karşılık veriyor!..
“Burada çünkü Cemaat’in mensubu olan insanları zan altında bırakıyorsunuz!” diyor!..
Basın toplantısı düzenleyen şahsa, konuşma metnini bitirmesini de beklemeden “Cemaat adına” cevap veren bir “gazeteci!!!”
Basın toplantısı düzenleyenler, Allah’tan ki “şiddet” yanlısı değil, “nefret” nazarıyla bakmıyorlar…
Zaman muhabirinin son derece yakışıksız tavırlarına muhatap olan Mehmet Şahin, hiç sinirlenmeden…
Son derece “hoşgörülü” bir tavırla…
Diyor ki son derece “çirkin tavırlarla” sözünü kesen Zaman “muhabiri”ne:
“Senin cemaatinden benim akrabalarım var. Onlar şu an benim gözümün içine bakamıyorlar sen biliyor musun? Çünkü onlar beni biliyor ve tanıyorlar. Akrabalarım kendi kendilerine de bunun cevabını veremiyorlar GÜZEL KARDEŞİM.”
Yaaaa…
“Güzel kardeşim!”
(…)
Görüyorsunuz değil mi, sözde “terör örgütü” davası sürecindeki “bilinen yöntemlerle” hayatları karartılan bu insanların tavırlarını…
Bir bu tarafa bakın…
Bir de Mehmet Özmen’in karşı karşıya bırakıldığı o “çirkin” tabloya…
Aynen kayıttan alınma…
Şöyle bir “diyalog” sebep oluyor Mehmet Özmen’e büyük bir öfkeyle saldırmalarına:
Mehmet Özmen: Merhaba Ekrem bey, nasılsınız efendim?..
Ekrem Dumanlı: Sağol…
Özmen: Bir iki soru soracaktım. Öncelikle fuarın durumunu nasıl buluyorsunuz?
Dumanlı: Vallahi ben…
Özmen: Çok yoğun bir ilgi var, değil mi?
Dumanlı: Ben hareketli gördüm, gayet güzel gördüm.
Özmen: Efendim geçen gün ilginç bir röportaj verdiniz. Cemaatin Güneydoğu’da (Bu arada Dumanlı ‘Hangi gazetedensiniz?’ diyor) BDP’ye oy verdiğini söylediniz efendim, bu bir itiraf mıydı?
Dumanlı: Ne itirafı olacak, insanlar istediği yere oy verir. Cümlenin yarısını okuyorsunuz, yarısını okumuyorsunuz.
Özmen: Nedir efendim tamamı?
Dumanlı: BBP’ye oy veriyor, MHP’ye oy veriyor, AKP’ye oy veriyor, istediği yere istediği gibi oy veriyor.
Özmen: Ama daha önceden… (Ekrem Dumanlı, bu arada sinirlenerek ayağa kalkıyor)
Dumanlı: Münafıklık etmek doğru değil!..
•
Ve sonrasında…
Bir tokat, yaka paça, paramparça!..
Tasavvur ediniz;
Mehmet Özmen, “Efendimleri” dize dize soru yönelttiği halde böylesine bir “linç” hadisesinin mağduru oluyorsa..,
Zaman “muhabiri”nin yaptığını yapmış olsaydı ne hale getirilirdi acaba?..
Neyse ki, Zaman muhabirinin karşısındakiler son derece “hoşgörülü” insanlardı da, “nahoş” bir hadise meydana gelmedi orada.
Bir “insanlık” dersiydi, “tebrik”i hakkeden!..


