Medyanın “özgürlük alanı” kısıtlanmalı!..
“Haydaaa” diyeceksiniz;
“Medya mensubunun ettiği lafa bak. Bir gazeteci nasıl olur da gazetecilerin özgürlük alanının kısıtlanmasını ister?”
Kim ne derse desin, ben medyanın özgürlük alanının “kısıtlanması”ndan yanayım!
Mesela...
Medya mensubuyum diye, gazeteciyim diye, elime kalemi geçirdim, ekranda ahkâm kesme imkânına sahip oldum diye “teröre destek veremezsin!”
Bu yapılmıyor mu?..
Hem de nasıl!
Bir savcımız “canlı yayında” rehin alınıp katledilirken, bazı “gazeteci”ler rahatlıkla bunu yapan terör örgütüne destek verebiliyor, “Bunu hak ettiniz!” diyebiliyor, terör eylemlerini “ihkak-ı hak” çerçevesine alıp, çatır çatır terör propagandası yapabiliyor.
Bir gazete, rahatlıkla “Kandil’de TSK göçtü, resmi istihbaratın yalanlarına inanmayın, üstünlük PKK’da” yollu yalan haberlere yer verebiliyor.
“Devlet”in terör örgütüyle “savaş” yürütürken, bunu yapıyorsan, bir bedeli olması lâzım.
Peki Türkiye’de bunun bedeli ne?
Terörü, terör örgütünü, katliamı savunmanın bedeli?..
Sonuca bakıyoruz;
Neredeyse hiç!..
Avrupa Birliği’nin en baba ülkesi Almanya’da gazeteci ol da, bunun binde birini yap bakalım.
ABD’de gazeteci ol ve “El Kaide”yi göklere çıkart da görelim!..
Geçtiğimiz hafta New York’taydık.
Dediler ki;
“Bir polis kenara çekmeni istediğinde hemen kenara çekecek ve ellerini direksiyonun üzerinde tutacaksın. Elini direksiyondan ayırdığını gördüğü an işin bitti! Dan! Polisin hiçbir mesuliyeti olmaz!.
O direksiyondan elini niçin çektiğini polis nereden bilsin?
Belki aşağıdan silah çıkartacaksın!..
Polise bu yetkiyi vermişler, anında indirir.”
Bizde böyle mi olsun?
Asla!..
Ben vatandaşa kötü muamelede bulunan birkaç polisin peşine düşmüş, onların yargılanmalarına vesile olmuş bir gazeteciyim.
Vatandaşın güvenliğini sağlamakla görevli olan bir şahıs, vatandaşa haksızlık ettiğinde karşı çıkmak vazifedir.
Ben bunu yaptım, yapıyorum.
Polis camiasında da böyle “arızalı” tipler olduğunu biliyorum.
Lâkin bir de işin öbür tarafı var:
Kendisini katletmeye gelen teröristleri uzaklaştırmak için havaya ateş açsa, suçlu ilan ediliyor polis.
Köşeye sıkıştırıldığında canını kurtarmak için havaya ateş açsa ve kurşunlardan biri teröristlerden birine isabet etse, o polisi ailesiyle birlikte perişan ediyorlar.
“Devlet” de, derin sol propagandasının etkisinde kalıyor ve yeterince sahip çıkmıyor o polise.
Öte yandan, terörle uzaktan yakından alâkası olmayan, ekmeğinin peşindeki bir adam çatır çatır katlediliyor da, -bizim gibi sıra dışı birkaç adamdan başka- ilgilenen olmuyor!
Bu ülkede, terör örgütleriyle organik, inorganik bağlantın varsa adeta “dokunulmaz”sın!..
Sıkça dile getiriyoruz; bu milletin değerlerini savunan Yeni Akit’e yapılmayan kalmıyor;
Keleşle taramak, bombalamak, merkezini, temsilciliklerini basacağını sosyal medya üzerinden ilan etmek, basmak, bütün camlarını aşağı indirmek, araçlarını parçalamak, çalışanlarını dövmek, muhabirlerini parti genel merkezinin bir odasına kapatıp saatlerce yumruklayıp tekmelemek, bu teröre garajda devam etmek ve yoğun bakımlık hale getirilen muhabirleri araca alıp köprü altında bırakmak...
Bunların hepsini yaşadık.
Peki bunları bize yaşatanlara ne oldu?
Hiç!
Teröre açıktan destek veren, Cumhurbaşkanımıza, Başbakanımıza, aileleriyle birlikte iftiralar atan, hakaretler yağdıran medya organlarından biri olsaydı bunların milyonda birini yaşayan, ortalık ayağa kalkmıştı.
Sağcısı, solcusu, muhafazakarı, liberali, “geçmiş olsun” kuyruğuna girmişti!..
Nitekim, bakar mısınız şu “yalakalık” kuyruğunda yer kapmak için yarışanlara!
•
Cumhurbaşkanı’na hakaretin “iması” bile suçtur; Demirel zamanında, Ahmet Necdet Sezer zamanında “İma”dan ne davalar açıldı hakkımızda...
Bunlar ima da etmiyor, alenen “hakaret” ediyor, iftira atıyor...
Her Allah’ın günü hakaret, iftira, terör propagandası...
Bunlar nasıl karşılık buluyor?..
Neredeyse hiç!..
Hal bu iken “Türkiye’de medya özgürlüğü” alanının darlığından şikayet edenlerin uyguladıkları “yavuz hırsız” taktiğine prim mi vereceğiz!
Teröre açıktan destek veren, her Allah’ın günü suç işleyen medya organlarına adeta sınırsız özgürlük var bu ülkede.
Suç işleyene de işlemeyene de aynı tarifeyi uygularsanız (ki bu memlekette suç işlemeyenin özgürlük alanı çok dar, onlara saldırmanın da bedeli de yok!) suç işlemeyene haksızlık etmiş olursunuz.
Adaletsizlik etmiş olursunuz!..
Ben, “teröre destek özgürlüğüne” karşıyım.
Bu yazıdan dolayı bana tepki gösterecek olanların hepsi de “terör”den, “hortumculuktan” yanadır!..
Alayı tarafımdan böyle etiketlenecektir.
Peşinen belirtmiş olayım!


