“Kişinin dindarlığı ekmeğinin helâlliği kadardır”
İnsanın gönül âlemi, paranın nereden ve nasıl kazanıldığına göre şekillenir!.. (x)
Ağızdan geçen helâl lokma ise kişiye rûhaniyet ve mânevî zindelik verir, haram veya şüpheli bir lokma ise gaflet ve hantallık verir, duyuşları kısırlaştırır, kalbe bir perde olur.
Süfyân-ı Sevrî -rahmetullâhi aleyh-:
“Kişinin dindarlığı, ekmeğinin helâlliği nisbetindedir.” buyurmuştur.
Maalesef kapitalist zihniyet, mânevî değerleri fena halde tahrip ediyor.
Her ne varsa kendisine benzetiyor!
Dünya kazancı, âhiret kârının önüne geçmiş olduğundan nefis; “Bu işler böyle yürür!” diye mazeret üreterek işin haram tarafını göz ardı ettiriyor. Hâlbuki hiçbir yanlış adımın, doğru bir mazeret ve niyeti olamaz. Hele “Ben hayır yapmak için kazanıyorum.” diyerek haram-helâl ölçülerini çiğnemek, en hayırsız bir yöneliş ve nefsin aldatmacasıdır.
Büyük sermâyelerin, sistemleri ve hattâ insanları şekillendirmesine dayanan kapitalist zihniyetin, hiçbir mânevî tarafı yoktur. Bilâkis nefsâniyeti palazlandırdığı için, mâneviyâtı zaafa uğratan bir sistemdir. Zira bu sistem, daha çok kazanmak uğruna; “Bırakınız yapsın, bırakınız geçsin!” der; altta ezilenlerin durumu, üsttekilere hiç tesir etmez.
Bu zihniyet; sermayesini daha da büyütebilmek adına, aklı ve gönlü çelen kampanyalarla israf ekonomisinin reklâmını yapar.
Zira kapitalizm enerjisini, aşırı tüketimden alır.
Bu sebeple evvelâ israf ekonomisine yönelik ticaretten kendimizi muhafaza etmeliyiz. Çünkü israf, konfor ve lüksün artması, toplumu perişan etmektedir. Bu yönde dengesiz harcamaları artıran kredi kartları da iktisâdî tuzaklardır, sömürme araçlarıdır. İhtiyaçlar buna mâzeret olamaz.
Global kültür istilâsı, internetin menfi ortamları, televizyonun nefsâniyete prim veren yayınları da ruhlara zehir serperek mânevî hassâsiyetleri dumura uğratmakta, kapitalist düzenin israf değirmenine su taşımaktadır.
Kapitalizmin neticesi, bir insanlık enkâzıdır. Zira insana gözyaşını unutturur; merhametini yitirmiş bir vicdan ortaya çıkartır.
İslâm ise hayatın her sahasında olduğu gibi iktisat sahasında da bir nizam vaz etmiştir. Helâl ve haram hudutları koymuştur. Merhamet ve şefkati emredip mü’mini mü’mine zimmetli olarak telâkkî ettirmiştir. Kazancı; hak, adâlet ve merhametle mezcettirmiştir.
İslâm’da mülk, Allâh’ındır. Onu elde etmek için insanı sömürmek aslâ yoktur. İslâm iktisâdı, insanın problemini çözmekle başlar.
Bu düstur, hem parayı kullanma eğitimidir, hem de gönülleri kaynaştırma vesîlesidir.
Kapitalist sistem, sadece menfaatini ve kârını düşünür. Onun gözünde insan, ekonomi çarkını döndüren dişliden ibarettir. Bu yüzden insanı sömürür. Gayesine ulaşmak için her yolu meşrû .
Parayı kullanabilmek bir sanattır. Kalbin şâheseridir. Bunun için de;
1) Kazanç helâl olacak.
2) İsraf edilmeyecek.
3) Pintilik-cimrilik yapılmayacak.
Kurulu düzen, statüko, sistem çok güçlüdür.
Bu düzene karşı insan nefsini takvâ ile korur. Gönüldeki Allah muhabbeti ve korkusu, mü’minin en büyük zırhıdır. Çünkü hayatın hangi alanında olursa olsun, haramlara, hattâ şüphelilere karşı kendini korumanın yegâne miyârı “takvâ”dır.
Cenâb-ı Hakk’ın bize; “Maddî yönden daha çok zengin olun!” diye bir emri yoktur. Sadece; “Helâlinden kazanın, helâl ölçüleri içerisinde yaşayın ve infâk edin!” diye emri vardır. O hâlde ne olursa olsun hayatımızı ve ticaretimizi helâller üzerine bina etmeliyiz. Hakkımızdaki ilâhî taksimin/kaderin sınırlarını zorlamamalıyız. Yani Cenâb-ı Hakk’ın nasip ettiği ölçüde helâlinden kazanıp infak etmeye gayret göstermeliyiz. Maddî refah uğruna gönül huzurumuza zehir serpmemeliyiz. Asıl ve sonsuz zenginliğin, kalbî hayatta olduğunu unutmamalıyız…
İslâm; “Nasıl kazanırsan kazan da bolca hayır-hasenat yap.” demiyor.
“Helâlinden kazan.” diyor.
“Helâlinden kazan, ölçülü harca ve infak et!” (x): Osman Nuri Topbaş Hocaefendi’nin muhteşem makalesi


