“Kifâyetsiz muhteris” takımına dikkat!..
Aslında birer nimet olan “özeleştiri” ve “muhasebe” gibi kavramlar, çoğu vakit “milletin değerlerini hedef alan” saldırılara destek için kullanılır “ılımlı muhafazakâr” takımı tarafından.
Mesela…
Sayın Recep Tayyip Erdoğan, ülkenin birlik ve bütünlüğünü, istikrarını, ekonomisini hedef alan saldırılara mukabelede bulunduğunda, “mukaddesat karşıtı” ittifakın hakaretlerine muhatap olur ve tabii olarak bu hakaretlere uygun karşılıkları verir.
İşte tam bu noktada…
“Ilımlı muhafazakar” takımından şer ittifakının kanallarına özellikle çıkartılan birkaçına hemen “kutuplaşmaya” dair sorular yöneltilir vekonu “moderatör” tarafından Sayın Erdoğan’a getirilir…
“Gerginliğin, kutuplaşmanın kaynağı Erdoğan” mesajı verilir…
Usta moderatör, Kılıçdaroğlu ve Demirtaş gibi politik figürlerin “kutuplaştırıcı” söylemlerini “es” geçer…
Kutuplaşmayı, döndürür dolaştırır, “rezil saldırılar karşısında müdafaa hakkını kullanan” Sayın Erdoğan’a fatura eder!
Konu mankeni olarak oraya davet edilen “ılımlı muhafazakâr” hemen “özeleştiri”, “muhasebe” fasıllarından devam eder ve Sayın Erdoğan’ı yıpratma ameliyesine “ince işçilikle” katkıda bulunur.
“Şer ittifakının” adamları bu konularda mahirdir.
Geçtiğimiz günlerde birini izliyordum…
Adam diyordu ki;
“Doğrudur veya yanlıştır; Sayın Cumhurbaşkanı’nın gerginliklerin kaynağı olduğu, ülkeye zarar verdiği yönünde yaygın bir kanaat var…”
Bu ifadenin neresinden tutarsın?
Ben de bunları söyleyen adama, “Doğrudur veya yanlıştır, senin ahlâksız bir adam olduğun yönünde yaygın bir kanaat var” desem bu, “objektif” değerlendirmeye mi girer?
Buradaki esas mesele; kabiliyet ve gayretleriyle asla ulaşamayacağı mevkilere Sayın Erdoğan’ın kurucusu olduğu siyasi harekete yaslanarak ulaşan ılımlı muhafazakârların, bu sözde “objektif” tavra cevap vermek bir yana, destekler ifadeler kullanmalarıdır.
Burada çok ince bir nokta vardır:
Bu adamların sözleri, “Bak, AK Parti’ye yakın olan bile kabul ediyor, itiraf ediyor” algısına yol açar.
O adam menfaat için AK Partili takılmıştır oysa; menfaati kesilir gibi olduğunda geçmişteki menfaatlenmelerinin tamamını unutmuştur!..
Bunları bir makama getirdim mi güzel, kırk yıl sırtında taşısan harika, amma günün birinde o makamdan, o imkânlardan uzaklaştırdım mı, saldırıya geçerler.
Bunu yaparken de, kendilerine “AK Parti’nin ve ülkenin çıkarlarını düşünüyormuş” süsünü verirler…
“Fitne”yi son derece “kıvrak” ifadelerle yerleştirirler!..
Bugün böyle yaparlar, yarın öbürgün de şüphe edilmesin, yüze gülerek, itimat telkin ederek ele geçirdikleri ve “biriktirdikleri” malzemeleri servise koyarlar!.
Evet…
Bugünlerde böyle bir süreç işliyor kıymetli dostlar.
Bu “ılımlı muhafazakarlar”..
Sağda solda, “Erdoğan seçim sürecinde hiç konuşmasaydı başkanlık sistemi meselesini hiç gündeme getirmeseydi, AK Parti en az beş puan daha fazla alırdı” yollu laflar ediyorlar…
Hatta…
“Sayın Ahmet Davutoğlu, Recep Tayyip Erdoğan’a ‘Efendim, Başkanlık Sistemi meselesini dillendirmemeniz seçim sonuçları açısından çok daha iyi olur’ dedi ama dinletemedi” yalanına başvuruyorlar!
AK Parti, önümüzdeki seçime hazırlanırken, bir yandan emekliler, 4-C’liler, taşeron işçiler gibi mağdur gruplarının feryatlarına kulak verdiğini ve bu kesimleri memnun edecek düzenlemeler yapacağını göstermeli, diğer yandan da teşkilatını daha sıkı çalıştırmaya yönlendirmeli…
Artı, burası da çok önemli;
Ne yapıp etmeli, camia içinde çatlak oluşturmaya çalışan, o veya bu isme yakınmış görüntüsü vererek, “özeleştiri” ve “muhasebe” kavramlarını amaçları dışında kullanarak, “şer odaklarına hizmet eden” ılımlı muhafazakar takımına “fren” koymalı.
Bunlar, bir yandan Sayın Erdoğan’a saldırırken, diğer yandan da “örtülü HDP-CHP propagandalarına” devam ediyorlar.
Bu konuda son derece dikkatli olunmalı.
AK Parti’nin rakibi kimi “eski” AK Partililer!..
Unutmamak lazım ki, üç için gelen beş için gider!..
Türkiye 7 Haziran’dan çıkan “kararsız Meclis tablosu”nun bedelini, mağdur kesimlere verilmeyen kaynakların kat be kat fazlasını kaybederek ödedi.
Bir “kayba” daha tahammül yok.
Koalisyon bir “mecburiyet” haline gelirse, Türkiye de AK Parti’de bir daha belini doğrultamaz.
İşte “özeleştiri” ve “muhasebe” kavramları bu noktada ve sağlıklı biçimleriyle devreye girmeli…
AK Parti’nin hangi sebeplerden dolayı oy kaybına uğradığını tespit ederken, “şer odaklarının” propagandasından etkilenmemek ve oraya çalışan “ılımlı muhafazakarları” frenlemek son derece önemli.


