Jönkürtler!
Diyarbakır eski Milletvekili Ömer Vehbi Hatipoğlu’nun “Kürt sorununda ezber bozmak” adlı kitabını bir kez daha okudum ve hemen ardından kendisinden randevu aldım.
•
Orada çok önemli tespitler var.
Sayın Hatipoğlu, yıllar evvel Güneydoğu’yu bekleyen “sekülerleştirilme” tehdidinden bahsetmiş.
Bugünkü gelişmeler ışığında kendisine sordum:
- Nedir bu?..
Dedi ki Sayın Hatipoğlu:
- Özetle ‘Jönkürt’ hareketidir…
Bu hareket nerede başladı?..
Avrupa kentlerinde mason localarında Türk ırkçılığı aşılandı.
Milliyetçilik Osmanlı’da ayrıştırıcı bir özellik kazandı ve Türkiye’yi Birinci Dünya Savaşı’na sürükleyen bir oluşum haline geldi.
Şimdi aynı Avrupa başkentlerinde yine aynı odaklar, Kürt gençlerini örgütlüyor, hazırlıyor ve siyasi Kürtçülüğü, Kürtlerin yeni ‘seküler dini’ haline getirmenin projeleri olarak ortaya koyuyor.
Nasıl ki ‘Kâbe Arapların olsun, Anıtkabir bize yeter!’ anlayışı ‘Jöntürk ideolojisi’ni özetliyorsa, şimdi de ‘Muhammed Arapların olsun –malûm zat- bize yeter!’ diyen bir ‘Jönkürt ideolojisi’ türetiliyor.
‘Jönkürt hareketi’ de Türkiye’yi adım adım Ortadoğu bataklığına sürükleyerek, 3. Dünya Savaşı’nın fitilini ateşlemeye çalışıyor… ‘Jöntürkler’ nasıl Türk halkını temsil etmiyorsa ‘Jönkürtler’ de Kürt halkını temsil etmiyor.
‘Jöntürkler’ nasıl İttihat Terakki iktidarı ile düşüncelerini zorla uygulamaya koymak istemişlerse, ‘Jönkürtler’ de bölgedeki yerel yönetim iktidarlarıyla bu ideolojilerini halka zorla empoze etmeye, zorla kabul ettirmeye çalışıyorlar..”
- Peki bu oyun nasıl bozulabilir?..
“Bu oyunu Türkiye genelinde Milli Görüş’ün çağrısı ne idiyse, o bölgede de bu çağrının Kürt aydınları tarafından dile getirilmesi ve cesaretle ortaya konulması halinde bozarız. Eski Araplarda bir gelenek vardır; iki kavim birbirleri ile savaşmaya kalktığında o kabilelerin bilge kişileri ortaya çıkar ve birlikte iken ne kadar büyük işler başardıklarına ilişkin şarkılar söyler, şiirler okur, kabileleri tekrar birlikte olmaya davet ederlerdi.
Şimdi Türkiye’de Türk ve Kürt kökenli bilge insanlara ihtiyaç vardır.
Onların zihinlerini, etnik paradigmadan kurtararak ortak çıkarlara vurgu yapmaları ve ortak paydalar etrafında toplamaya davet etmeleri gerekir.”
- Çözüm sürecinin artıları ve eksileri konusundaki tespitleriniz?..
- Bu süreç zorunludur, kaçınılmazdır ve mutlaka neticeye ulaştırılmalıdır. Aklı başında herkesin bu sürece gereken desteği vermesi gerekir. Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın bütün riskleri alarak önderlik ettiği bu süreçte çok ciddi mesafeler alınmıştır. Ancak sürecin muhatabının sadece PKK ve türevleri olmadığının, asıl muhatabın halkın bizatihi kendisi olduğunun vurgulanmasının hayati önemi vardır. PKK ve türevleri Kürt etnisitesini önceleyen kitlelerin temsilcisi olabilir ama dinî değerlerini önceleyen, muhafazakâr Kürtlerin temsilcisi olamaz. Yüz, ikiyüz üyesi olan STK’ları muhatap alırken, milyonlarca seveni olan manevi zatları ve onların oluşumlarını es geçmek doğru değildir. Tam da ‘Jönkürt zihniyeti’ndekilerin istediği yoldur. Muhatap alınmayanlar, kendilerini itilmiş kakılmış, itibarsızlaştırılmış olarak algıladıkları an, bölgede asıl alan sadece PKK’ya kalır. İşte, bana göre en korkunç sonuç da bu olur.


