--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

İstanbul Erkek Lisesi’ndeki “protest” gençlik!..

Serdar Arseven
Serdar Arseven

Bir grup “öğrenci”, mezuniyet merasiminde konuşma yapmak üzere kürsüye çıkan müdürlerine “arkalarını”dönmüş.

Sebep?

Müdür Bey, “Kutlu Doğum” etkinliğine destek vermiş, Bosna’da soykırıma tabi tutulan Müslümanları anmış.

Bir de, “bazı öğretmenlerin” ve de “bazı öğrencilerin” cinsel tercihlerine yeterince hoşgörü ile yaklaşmamış!

Gezi olaylarının ilk günlerini hiç unutmam; Taksim civarındaki canlı yayına doğru ilerlerken, bir grup önümüze çıkmıştı.

Kavga, gürültü…

O gün bize höyküren gezicilere bir başka grup gezici tepki göstermişti.

Bu ikinci gruptakiler, bizden kendilerini dinlememizi istemişlerdi, “vur ama dinle” gibisinden.

Uzun uzun konuşmuştum bu gençlerle, gerçekten anlamaya çalışarak…

Niye kızıyorlardı, neydi amaçları, ne yaptıklarının farkında mıydılar,  yoksa bu tür ortamlara “manita” muhabbeti için mi takılıyorlardı?

Bir terör grubuyla mı bağlantılı idiler, birilerinden para mı alıyorlardı, niye toplanmışlardı, heyecan mı arıyorlardı?

Konuştuk, konuştuk…

İfade edebildikleri bir maksatlarıyoktu, neye tutunacaklarını, neyi hedeflediklerini, niçin geldiklerini bilmiyorlardı.

 “Namussuzların” peşine takılmalarının “namussuzlukla” alâkası yoktu.

“Kimse kimsenin cinsel tercihine karışamaz” derken, “Babalarınızın böyle bir cinsel tercihte bulunmasını saygıyla karşılar mısınız?” sorusuna tepki gösteriyorlardı. “Sapıkça” duygular içinde değillerdi yani,  sapık gezicilerin peşine takılmaları “sapıklıklarından” değildi.

Konuştum, konuştum…

Sonunda, “aptal” olduklarına değil de “aptallaştırıldıklarına” kanaat getirdim.

Bu gençler nereden geldiler, nasıl bu hallere düştüler?

Bunları düşündüm ve düşünürüm.

Bir vakitler berbat alışkanlıklar içindeki gençlere dikkat çekerken, “Bunlar uzaydan gelmedi, bu sistem yetiştirdi bunları, bu hallere bu sistemin okullarındadüştüler!”derdik.

Bunları “politika” olsun diye söylemezdik, yüreğimiz yandığıiçin söylerdik.

Sonra…

Şükür, milletin gerçek temsilcileri iktidara geldi…

Bu millet kadir kıymet bilir; yapılabilenleri gördü beğendi, yapılamayanlar için mühlet verdi.

Her seçimde “Sağlam İrade” dedi.

Bugün geldiğimiz noktada, bardağın dolu tarafında, yollar, köprüler, barajlar, uçaklar, hak ve özgürlük alanında atılmış önemli adımlar var.

Bunlar için şükran.

“Kula vefası olmayanın Allah’a da vefası olmaz”mış,  nankörlük edenin gözüne dizine durur.

Burası böyle.

Bardağın süratle doldurulması gereken boş tarafında ise, aslında her işin başı olan “eğitim” mevzuu var.

Bu alanda “fevkaladenin fevkinde”  başarısızlık tablosu söz konusu!..

Sayın Erdoğan,TÜRGEV merasiminde“Özeleştiriyi ihmal etmeyeceğiz”demişti.

Buradaki mesele, geçmişin hesabını vermek veya sormak değil; bundan sonrası için “geçmişten ders alarak” yol çizmek.

Geçmişte ne gibi hatalar yapıldı ya da neler eksik bırakıldı ki, koca bir gezi gençliği çıktı karşımıza?

İstanbul Erkek Lisesi’nde, “namussuzların” oyununa gelen grubu uzaydan ithal etmedik, bu dönemin evlâtları, bu sistemin ürünleri…

Diğer okullarda da birçok sıkıntı var, çocuk okutan her anne, baba görüyor bunu, bu devirde çocuk okutmak büyük mesele, okul ömür törpüsü.

Okulun ders yönü de yok aslında, ders günlerini hesap et, yılın üçte birini bulamıyorsun, dersler de ders değil, öğretmenlerin çok azı“muallim, muallime”, öğrenciler de haliyle “talebe” değil.

İstanbul Bağcılar’dan bir esnaf aradıgeçen gün; okulun etrafı“PKK’lı”doluymuş, uyuşturucu cayır cayırmış, civar bakkallarıdaçocuklara“tane ile sigara”satıyormuş!..

Okulda bir şey vermiyoruz çocuklara,dışarıda ise ne ararsan var!

Müfredat meselesine dikkat çekmişti Sayın Erdoğan…

 Çok doğru; çocuklara 28 Şubat darbesi anlatılmıyor, D-8 anlatılmıyor, ticaret lisesinde bile “havuz sistemi” yok, 2000-2001 ekonomik krizleri yok…

Tabletlieğitim rumuzlu projeye“Fatih”dedik, tablet beyinleri işgal etti, tabletler kitabı kovdu, kitaptan kopuk gençler gezi şerefsizlerine malzeme oldu!..

x

Bizim “sivil toplum örgütleri”ne bak ve bizim medyaya…

Eğitime ne kadar zaman ayırdık, eğitim alanındaki uzmanlaşmayıneölçüdeönemsedik, hizmet içieğitime ne kadar kaynak ayırdık?

Eğitimi paralele; çevre ve kültür işlerini “derin sola” bıraktık…

Şimdi…

Dağılan parçaları toplama vakti de, nasıl olacak bu?

Çocuklarıkitaba döndürmek son derece güç.

Ve üstelik bizler çocuklarımız için “misal” anne babalar olmanın hayli uzağına düşmüşüz.

“Her durumda Hakk’ı söylemesi”ni tavsiye ve telkin ettiğimiz çocuklarımızın, “Sen öyle mi yapıyorsun yani!”  sorusuna nasıl cevap verebileceğiz?

Diyelim ki verdik ne kadar inandırıcı olabileceğiz?

X

İstanbul Erkek Lisesi’ndeki“çocuklara” diyecek sözüm yok, mesajımızı “Lisan-ı Hal” ile verinceye kadar.

Bizler, “iyiye, güzele misal” oluncaya kadar.

Serdar Arseven Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle