İsrail meselesi
Telefonlarım susmuyor, sosyal medyadan da yoğun talep var…
“İsrail’le anlaşma” mevzuunu “algı operasyonu”nda kullanan paralelciler, statükocular filan yine hareketlendi…
Bununla birlikte çok uzun yıllardır tanıdığım ve “Yeni Türkiye” vizyonuna bağlılıklarından emin olduğum dostlar da “endişelerini” dile getiriyor…
Öncelikle endişeye mahal olmadığını ifade edelim; “Külliye Ruhu” sağlam, “Çankaya Ruhu” da öyle, Gazze’deki kardeşlerimizi rahatsız edecek herhangi bir anlaşmaya imza atılması gibi bir durum yok.
Bu konudaki tavrım malûm; İsrail’in arz-ı mev’ud projesinden asla ve kat’a vazgeçmeyeceğini, “vecibe” olarak gördüğü bu hedefe ulaşmak için her şeyi yapacağını canlı yayınlarda dile getirdim.
Bununla birlikte…
“İsrail ile asla ve kat’a anlaşma yapılamaz” gibi bir görüşe de sahip değilim.
Meseleye böyle baktığımızda, teröre destek veren, Suriye’nin yeni yapılanmasında, yeni paylaşım modelinde bizi devre dışında bırakmak için ayak oyunları yapan, DEAŞ’ın üretimindeki rolü malûm ABD ile de hiçbir şekilde anlaşma yapmamamız gerekir!..
Çin de katliamcı bir ülke, kardeşlerimize neler yaptığını hepimiz biliyoruz.
Birçok AB ülkesi, hatta topyekun AB, terörle mücadelemize destek vermek bir yana, bizi vuran teröre arka çıktı, himaye etti…
Sayın Recep Tayyip Erdoğan, çeşitli kereler “Batı’nın terörle mücadelemize arzu edilen ölçüde destek vermemesinden” şikâyetçi oldu.
Ne var ki, “ıssız adada” yaşamıyoruz ve teröre destek verdiklerini bile bile bazı ülkelerle anlaşma yapmak durumunda kalıyoruz.
Biz terörün nereden geldiğine, kimi hedef aldığına bakmaksızın her vakit net olduk, bütün terör örgütlerine karşı çıktık.
Müslümanlara yönelen her türlü tehdide cephe aldık.
Akit ruhu bu; “Ha İsrail, ha İran!” diye manşet atarken de bu ruha yaslandık.
Bütün bunları belirttikten sonra, güncel meseleye gelelim:
İstanbul’dan Faruk Arslan kardeşimiz, Mavi Marmara şehitlerinin yakınları ile görüştü, onların verdiği “Abluka tamamen kalkmadan (İsrail’le anlaşma) olmaz!” ortak mesajı Yeni Akit’in sürmanşetine çıktı.
Hasan Karakaya ağabeyimiz de, “Lozan’dan sonra Zürih hezimeti yaşamayalım” başlıklı yazısında dost uyarılarında bulundu.
Hasan Ağabey’in şu ifadeleri dikkat çekici:
“Tamam İsrail ile ilişkisi olmayan Türkiye’nin Filistin’e hiçbir katkısının olmayacağına, İsrail’le diyalog kuracak bir Türkiye’nin ise az da olsa Filistin’e yardımı dokunabileceğine ben de inanıyorum. (..) Şahsen ben; en az özür ve tazminat kadar, Gazze’ye ablukanın kaldırılmasının da İsrail’e kabul ettirilmesinin şart olduğuna inanıyorum…”
Evet;
Akit’in tavrı net:
“Ha İsrail, ha İran, ha ABD, ha Rusya, ha Çin…”
Osmanlı yüzyıllar boyunca zulme direnişin tek adresi oldu, bütün mazlumlara kol kanat geren tek güç olarak çok büyük yüklerin altına girdi.
“Yeni Türkiye” de, tarihi arka plânının yüklediği büyük sorumluluklarla karşı karşıya.
Milyonlarca mazluma topraklarını açabilmek ve kısa sürede toplu olarak üzerine binen bu yükün altından kalkabilmek ancak “Osmanlı Torunları”nın marifeti olabilirdi.
Türkiye bunu yaptı; bizden çok daha zengin devletlerin binde birine tahammül edemediği yükün neredeyse tamamını tek başına omuzladı.
Dünyanın herhangi bir noktasındaki zulme ilgisiz kalamayız, beklentileri karşılıksız bırakamayız.
Ortada, Gazzeli kardeşlerimizin muhatap olduğu, çoluk, çocuğuyla bütün bir halkın muhatap olduğu bir abluka terörü var.
Türkiye bu terörü seyretmek durumunda değil.
Bu işi “diplomatik yollarla” çözme imkânı varsa, bundan geri durmak, sorumluluğu yerine getirmemek anlamına gelir.
“Anlaşma”nın imzalanıp imzalanmayacağı henüz belli değil, imzalansa da anlaşmanın kardeşlerimizin yarasına ne ölçüde merhem olabileceğini bilemiyoruz.
İsrail’le anlaşmaya kategorik olarak karşı çıkmak yerine, bu anlaşmanın MAVİ MARMARA ruhunun hedefini tahsil edecek mahiyette olması üzerinde durmalıyız.
Mavi Marmara, oraya “savaş çıkartmak” için değil, ambargoyu delmek için gitmişti.
Kardeşlerimiz bu yolda şehit oldu.
Şehit yakınları da, “Gazze’ye abluka tamamen kalkmadan anlaşma olamaz, olmamalı” diyorlar.
“Milletin Külliyesi” bu amaca uygun olmayan bir anlaşmanın altına imza atılmasına müsaade etmez.
Sayın Başbakan, böyle bir şeye asla rıza göstermez.
“Otorite aşığı” Paralel Yapı’ya ve diğerlerine buradan “ekmek” çıkmaz.


