--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

“İhtiyar Genç” ve “Genç İhtiyar”

Serdar Arseven
Serdar Arseven

Bir ay kadar önce, memleketin hatırı sayılır İletişim Fakülteleri’nden birinin Dekan’ı, profesör dostumuz aradı.

Sağolsun, dedi ki:

“Biz, gencimizin kitabi bilgilerle yetinmesini istemiyoruz. Genç, en az 4 yılını fakültede geçiriyor. Bu süre içinde, birtakım bilgileri alıyor. Teorik olarak bir şeyler vermeye çalışıyoruz. Burada, kendi imkanlarımızla ‘gazetecilik’ yaptırmaya da çalışıyoruz… Takdir edersiniz ki, bizim imkanlarımız sınırlı. Bizim dergimizde, radyomuzda çalıştırabildiğimiz sınırlı sayıdaki öğrenci mesleğe dönük birtakım marifetleri ediniyor ama ne kadar olsa piyasada çalışmak gibi olmuyor. Sizden istirhamım, imkânınız varsa istikbal gördüğümüz gençlerden birkaçına ‘staj’ imkanı sağlamanız. Üç-beş kuruş da harçlık verirseniz, ailelerine yük olmaktan da kurtulurlar.”

Tekliften dolayı ziyadesiyle memnun oldum.

“Bizim ruh dünyamıza uygun, ideali olan, gayretli gençleri tespit ederseniz, içlerinden birkaçına imkân sağlamaya çalışırız” dedim.

Aradan birkaç hafta geçti.

Sayın Dekan’dan ses çıkmayınca aradım.

Bize bahsettiği konu hakkında bir çalışma yapıp yapmadığını sordum.

Dedi ki;

“Evet, gençlerden 15-20 kadarı ile görüştüm. Sadece sizin gazete için değil, başka gazeteler için de görüştüm. Ne yazık ki, gençler çalışmak istemiyor!”

Gençlerimizdeki “tembelleşme” eğiliminin farkında olmama rağmen bu kadarını da beklemiyordum.

“Sebep neymiş, niçin çalışmak istemiyorlarmış?” diye sordum.

Sayın Dekan,

“İnanın” dedi;

“Ben de bunun sebebini anlamaya çalışıyorum. Devam mecburiyeti konusunda gerekli kolaylığı gösteriyoruz, derslerinde yardımcı oluyoruz. Konuştuğum gençler, dar gelirli ailelerin evlatları. Ana, babaları binbir güçlükle harçlık gönderiyor. Çalışsalar, bir yandan mesleki bilgileri edinseler, diğer yandan çevre edinseler, haber koklamayı, haber yazmayı öğrenseler… Harçlıklarını da çıkartsalar… Okul bitene kadar ceplerine sarı basın kartını da koyarlar büyük ihtimalle. Neresinden bakarsanız bakın, gençlerin havada atlaması lazım, bizim teklifimize ama…. Kantinde boş muhabbetler etmek, hafta sonunda boş boş gezmek daha cazip geliyor herhalde.”

Dekan bey, kendisinin ne güç koşullarda okuduğunu anlattı devamında…

Dedi ki;

“Hafta sonunda pazarlarda çalışarak harçlık çıkartmaya çalışırdık. Öyle, iş teklif eden, derdimizle dertlenen de yoktu. Ailemize yük olmamak için elimizden geleni yapardık. Hoş yapmasaydık da, zaten ailemizin pek para gönderecek durumu yoktu. Hem çalıştık, hem okuduk. Bugünlere, öyle ‘hazır lop’ gelmedik.”

•

Vah gençlik vah!..

Bu üzücü görüşmeden sonra, şu rezil “Ermeni Soykırım İddiaları” hakkında “malzeme” almak üzere Yeni Türkiye Stratejik Araştırma Merkezi Başkanı Sayın Hasan Celal Güzel’in yanına gittim.

Hapishane günlerinden kalan tüberküloz hastalığından dolayı sürekli olarak öksürüyor.

Yürürken zorlandığını açıkça görüyorsunuz.

Yaşı 75…

Bir köşeye çekilse, öyle Ermeni iftiralarıymış, terör örgütlerinin faaliyetleriymiş, siyasetteki gelişmelermiş…

Böyle işlerle uğraşmasa, geçim derdi yok.

Şimdi ise, “Milli Davalar”a sahip çıkma mücadelesinin maddi külfetinden dolayı tam 2.5 milyon lira (Eski para 2.5 trilyon lira) borca girmiş durumda.

Koca bir mekanizmayı “adeta” tek başına sırtlamış götürüyor.

Yeni Türkiye Dergisi’ne yazı almak, çalışmalarına akademisyenlerin katkısını sağlamak, alacaklıları sakinleştirmek vs. için günde en az 200 telefon görüşmesi yapıyor.

Ankara’nın bir ucundaki YTSAM’a gidip gelmek vs. için her gün en az 100 kilometre yol yapıyor.

Görüşlerine katılın, katılmayın, Sayın Güzel’in bu yaşta, onca sağlık probleminden mustaripken gösterdiği çabaya mutlaka saygı duyarsınız.

Bir yanda Hasan Celal Güzel ve onun gibi ilerlemiş yaşında bin türlü gayretle ülkesine hizmet etmeye çalışan “ihtiyar delikanlılarımız” var…

Diğer yanda ise, dekanları her türlü kolaylığı sağlayacağını vaat ettiği halde “Boşver çalışıp da ne yapacağım. Ekmek elden, su gölden, diploma da günün birinde üniversiteden” diyen “genç ihtiyarlarımız.”

Allah (C.C.) “ihtiyar delikanlılarımız”a uzun ve sağlıklı ömürler versin.

“O nesli” kaybettiğimizde halimiz nice olur?!

Serdar Arseven Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle