Hainler- Vatanseverler!..
Bu yazının sonunda yer alan “davet” ile başlayalım:
“Yeter artık, silkinin!”
•
Geçtiğimiz günlerde vefat eden merhum devlet adamı Kamran İnan’ın “Türkiye haini en çok olan ülke” sözüne “şerh” düşmüştüm:
“Efendim, ‘Haini en çok olan değil de; pısırık, tembel, kompleksli vatansever oranı en yüksek olan ülke diyorum ben. ”
Türkiye’de hain oranı çok değil de, hainlerin sesi daha gür çıkıyor, onlar daha cesur daha kararlı...
Daha aktifler...
Bu durumun sosyolojik tahliline uzmanları girsin; yarışa çok geç başlamak, nesiller boyunca horlanmış olmanın etkisinden kurtulamamak vesaire...
“Bizim taraf”tan bir “aydın”ını “Doğan” gazetelerinden filan biri övse kendinden geçer, “bizim taraf”ın gazetelerinden biri taltif etse burun kıvırır.
Bir zamanların sonradan görmeleri, “Fransızca tutulmuş bir bakkal defteri, benim için kutsal bir metinden daha kıymetlidir” yollu cümlelerle ortaya koyarlardı ezikliklerini...
Şimdilerde “bizim taraf”tan birileri, politikanın inceliklerini bildiklerinden bu tür ifadeler kullanmıyor, hatta yüz yüze görüşmelerde “kompliman” bile yapıyor ama yeri geldiğinde “kendi adamına” nanik çekmek suretiyle, ezikliğini belli ediyor.
Bürokrasinin “yüksek” mevkilerinde bulunmuş “bizim taraftan” bir emekli dost demişti ki;
“Bugüne kadar ‘bizimkilerden’ zerre destek görmedim. İlginçtir, gayretime, liyakatime ‘bizden olmayanlar’ bir ölçüde kıymet verirken, bizimkiler hep boş laflarla oyaladı.”
Evet, bugün yine “bizimkilerin kompleksi” mevzuuna girmek istedim; hainlere kızıp bizimkilere “çakmak” gibi mi oldu acaba?
Şu hale bakın; adamların destekledikleri seçim üstüne seçim kaybediyor, her seçimde “rezil, rüsva” oluyorlar, işbirliği yaptıkları “paralel yapı”nın ihanetleri her geçen gün ve her yeni olayla gözler önüne seriliyor, her söylediklerinin yalan, iftira olduğunu herkes görüyor da...
Ne fark eder;
Adamlar, büyük bir cüretle Türkiye düşmanlarına destek vermeye devam ediyorlar; düşmanın kim olduğu önemli değil; PKK/PYD/DHKP-C, İsrail, İran, Rusya, ABD, İngiltere, Fransa hiç fark etmez, yeter ki Türkiye düşmanı olsun...
Kim ne zaman Türkiye’ye savaş açmışsa onun yanında saf tutuyorlar ve ihanetlerini büyük bir “cesaretle” savunuyorlar.
Dün “Rus uçağını düşür de görelim!” diyenler ikazlarımıza rağmen hava sahamızı ihlale devam eden Rus uçağını düşürmemizden sonra “ülkeyi ateşe atmakla” suçlayabiliyorlar idare edenlerimizi...
Türkiye’yi bölene, dağıtana kadar, (Siyonist İsrail veya ‘İslam Cumhuriyeti’ (!) etiketli İran hiç fark etmez) ne kadar Türkiye karşıtı varsa, destek vermeyi vazife edinmişler.
O yolda büyük bir “cesaret ve azim”le ilerliyorlar.
Buna mukabil, “bizim taraf”ta “doğruya sahip çıkma” iradesi çok zayıf...
İstisnalar müstesna;
“Aydın”lar fazla “muhafazakâr”, sivil toplum örgütleri fazla “muhafazakâr”, insanımız ‘küçük’ hesapçı, “bol laf az icraat”çı...
“Sandık” gelirken hareketlenme oluyor, sandıktan arzu edilen sonuç çıktım mı, bütün yük yönetenlere havale, çekil kenara seyreyle!..
“Riskli” bir durum mu var, şöyle bir kıvır hele!..
Türkiye nice badireden geçti, mesela “Gezi olayları” müthiş bir kalkışma denemesiydi, Sayın Erdoğan’ın “Sağlam İrade”si olmasa çok daha kötü neticeleri olabilirdi...
“Hainler” bu süreçte her türlü “riski” alırken, “bizimkiler”den çoğu “tam siper, durumu idare” pozisyonlarında karar kıldı.
Hatta, kimi “muhafazakârlar” ihanet karşısında dimdik duran Sayın Erdoğan’ısuçlamaya kalkıştı; ekranlarda bin türlü “muhafazakâr aydın” figürü izledik!..
O günlerde ziyaretlerde bulunduk “dostlara”, gezi terörizminden ürkmemelerini tavsiye ettik, cesaret aşılamaya çalıştık..
Ne kadar tesiri olduysa.
•
Bugün, Rusya’nın tehditleri karşısındaki tavırlarını...
“İhanette cesaret”lerinde en ufak bir azalma olmadığını gördükçe...
Merhum devlet adamı Kamran İnan’ın “Türkiye haini en çok olan ülke” sözüne düştüğüm şerhe dönüyorum:
“Haini en çok olan değil de; pısırık, tembel, kompleksli vatansever oranı en yüksek olan ülke!”
Yeter artık...
Silkinin!..


