“Evcil hayvanlarla başörtülüler giremez!”
AK Parti, “Eski Türkiye” gazetesi hazırlamış, nefis...
Doğan’ın moğanın bütün dalgalarını anlatıyor, memleketin nereden nereye geldiğini filan, belge belge, manşet manşet gözler önüne seriyor.
Baktım; teşkilatlarda iplere sarılı, balya, balya..
“Ya arkadaş, bunların turşusunu mu kuracaksınız, iki hafta sonra alın da bu gazeteleri” dedim.
“Alın da bu gazeteleri” dedim.
Gerisini demedim!..
•
Diyar diyar dolaşmam memleket sevgisindendir.
O parti bu parti beni fazla ilgilendirmiyor.
AK Parti’den, Yok Parti’den kişisel istifademiz yok, maddi istifademiz yok, olmasını hiç düşünmedik, o taraklarda hiç bezimiz olmadı.
Kimseye eyvallahımız yok kavanoz dipli dünyada; ‘iki kulplu kazan, tut bir ucundan sen de kazan’, bu işlerden hiç anlamadık.
İnce hesap yapmadık, küçük hesap yapmadık, neyse o, “fırıldaklık bünyede yok”, ontolojik gerçek!..
•
Kimin neyi, niçin yaptığını da bilebilecek, görebilecek durumdayız; ayıptır söylemesi muhabirlikten, alan araştırmasından hiç kopmadık, mesleğimiz, gizli/saklı ne varsa, eninde sonunda öğrenme avantajını sağlıyor.
Samimi adamı bulmak güç; benlik şişmiş, nefis kabarmış, maddiyat hırsı, şöhret hırsı, “ne oldum” havası filan.
Birileri fırıl fırıl dönüyor; umduğu yeri bulamayan dünyanın en büyük haksızlığı kendisine yapılmışçasına tezvirat üretiyor, küçük beklentiler karşılanmadığında ‘büyük dâvâ” söyleminden eser kalmıyor.
İyi yerlere gelen de, “geriye” bakmıyor; “küçük dağları ben yarattım!” havasındaki küçücük adamlar!..
Beyler!..
Neyse, köpürmeyelim de...
Meseleye gelelim:
Önümüzdeki iki haftalık süreç çok, çok, çok önemli.
Hayati!..
Kişisel meseleleri, beklentileri, beklenip de olmayanları filan bir kenara bırakalım, silkinelim ve kendimize gelelim!..
Recep Tayyip Erdoğan, Ahmet Davutoğlu meselesi değil; AK Parti, şu parti, bu parti meselesi değil, memleket meselesi.
Tembellik yok, yola devam!..
AK Parti, “Eski Türkiye” gazetesi hazırlamış, nefis...
Doğan’ın moğanın bütün dalgalarını anlatıyor, memleketin nereden nereye geldiğini filan, belge belge, manşet manşet gözler önüne seriyor.
Baktım; teşkilatlarda iplere sarılı, balya, balya..
“Ya arkadaş, bunların turşusunu mu kuracaksınız, iki hafta sonra alın bu gazeteleri” dedim.
“Alın bu gazeteleri” dedim.
Gerisini demedim!..
Ya arkadaş, dağıtsanıza şunları.
Kim dağıtacak?
Abuzittin Tatlısukabağınıpişmişseveroğlu!..
•
Mesele ne?..
Bu adamlar, yani “Ekmel ittifakı”, memleketi o kara, o karanlık, o rezil koalisyon günlerine döndürmek istiyor!..
IMF’nin taharetsiz memurları gelsin, bizim başbakana, bakanlara fırçasını kaysın, çıkışta da, kameraların karşısına geçip, “Türkiye’nin ödevlerini” hatırlatsın!
O günleri unutmadık, yeniden yaşatmak istiyorlar!..
Gecelik faizler yüzde beş bin olsun, gazete genel yayın yönetmenleri teşvik dağıtmaktan sorumlu devlet bakanlarının analarına, avratlarına sövsün...
O dönemlerin geri gelmesini istiyorlar!..
Kamu kurumlarının kapılarına “EVCİL HAYVANLARLA BAŞÖRTÜLÜLER GİRİMEZ” yazıları takılsın!
Koalisyon!..
Adam, “hayalim yüzde 35” diyor!..
Hayali oysa, fırsatını bulduğu an koalisyonu kuracak; yine batık bankalar...
Bunların niyeti kötü, vatandaşa yine çok fena yaslayacaklar!..
Adamın biri “Kutsal topraklara ayak bastım” demiş twitinden...
Resmini koymuş, ‘Kutsal Toprak’ dediği yer var ya...
Pensilvanya!..
Ötekinin kutsal toprağı, “Kâbe”si “Taksim!”
Öbürü, İmam Hatip kapatacak, ‘kesintisiz ya da -kesin dinsiz eğitim-den başka ne sonuç çıkar ki!..
Koalisyon yapacaklar...
Sonrası...
Aha, bugünkü Suriye!
Memleket Suriye gibi olursa sanmayın ki bizi kabul eden bulunur!..
Türkiye Suriyeli mazlumlara el uzattı, kardeşçe.
Sanmayın ki Türkiyeli nice milyon mazlumu kabul eden ülke bulunur!.
Akıllar başa...
İki haftayı iyi değerlendiriniz!..
Çok iyi; bir bildiğim var da ondan söylüyorum!..


