Erdoğan ve Davutoğlu
Bugün Meclis’te yemin merasimi var.
Ezici “çoğunluk” AK Parti’nin.
“Azınlık” tarafı da ne güzel, iç meselelerine kilitlenmiş durumda...
Komik vaziyet;
Bahçeli, “kongre” talep eden parti içi muhaliflerin “Saray Talimatı” ile hareket ettiklerini söylemekte.
Buna ne “Erdoğan takıntısı”dır böyle, pilavlarından taş çıksa, “Kesin Tayyip attı!” diyecekler.
Ya “güzel” insan pek muhterem Bahçeli, Recep Tayyip Erdoğan sizin gitmenizi niçin istesin, kendisi için sizden faydalısını mı bulacak?..
Neyse, diğer Meclis içi muhalefet partilerine girip de yazıyı “boş”luğa sürüklemeyelim...
Bugün üzerinde duracağım mesele, Türkiye’nin istikbali açısından son derece önemli, kritik, hayati...
Erdoğan ruhlu, Davutoğlu ruhlu her vatan evlâdı, bilhassa da bugün yemin edecek vekiller, bizcileyin eli kalem tutan “Yeni Türkiyeliler”, az sayıdaki “şuurlu bürokrat” vesaire...
Bu takım özellikle dikkat kesilmeli...
Direkt gireyim mevzuya;
Hayli vakittir, birileri Recep Tayyip Erdoğan’dan birileri de Ahmet Davutoğlu’ndan yana pozisyon alarak, “pozisyon tahkimine” çabalıyor!
İki seçim sonucuna bakın...
7 Haziran’dan önce bu “fitne” rüzgârı etkili oldu, sonuçları da bir ölçüde o rüzgâr belirledi.
AK Partililerden ya da AK Partili imiş gibi görünenlerden bir kısmı oraya, bir kısmı da buraya çekince teşkilâtın konsantrasyonu dağıldı ve tek başına iktidar gitti.
Seçimlerin bu şekilde sonuçlanmasının hemen ardından iki yönlü “propaganda” çalışması dikkat çekti:
Bir grup, “Erdoğan’ın söylemleri bize çok zarar verdi, Erdoğan fazla konuşmasaydı bu kadar oy kaybetmezdik” tezviratına yönelirken, öbür grup “Davutoğlu iyi adam, iyi akademisyen ama bu başka bir şey arkadaş!” pozlarına girdi.
AK Parti’nin tek başına iktidarı kaybetmesiyle içine girdiğimiz kritik süreçte şunu gördük ki;
Hem Erdoğan hem de Davutoğlu bu ülke için birer nimet!..
İkisi birbirini tamamlıyor, ikisinin birlikteliğinden müthiş sinerji doğuyor.
İkisinin mümeyyiz vasıfları bir araya geldiğinde, sadece Türkiye’de değil, dünyada da bileği bükülmez bir “Anadolu Ruhu” çıkıyor ortaya.
O birkaç aylık son derece kritik sürecin nasıl atlatıldığına, o süreçte ne yaman, ne ince stratejiler izlendiğine bir bakın...
Şer ittifakının Türkiye’yi karıştırmak, bölmek, ekonomisini perişan etmek için elinden geleni ardına koymadığı bu süreçten bu kadar az hasarla çıkabildiysek ve şu an bırakın Ortadoğu’yu, Avrupa’nın “tek istikrarlı ülkesi” olarak yolumuza devam edebiliyorsak, bunda en büyük pay hiç kuşkusuz “Erdoğan-Davutoğlu ikilisi”nindir.
Bu ekibin oluşturduğu sinerji 1 Kasım zaferini getirmiştir...
Ve AK Partililer 1 Kasım zaferinin “sevincini” yaşayamadan “Bu sadece Erdoğan’ın zaferi” veya “Erdoğan bu sefer fazla konuşmadı, AK Parti oy kazandı!” yollu yaklaşımlar öne çıkmıştır.
Bazı adamların “ikaz”larına kulak vermekte fayda vardır.
Bu kardeşiniz bugün bir “tehlikeye” dikkat çekiyorsa, bunu “iş olsun, torba dolsun” diye yapmadığı görülmelidir.
Takip edenlerimiz bilir, 7 Haziran seçimlerinden sonra “AK Parti koalisyonu asla ve kat’a düşünmemeli, seçim mutlaka ama mutlaka tekrarlanmalı” dedik her ortamda...
Bu sütun şahittir, canlı yayınlar şahittir, kıymetli okuyucumuz şahittir.
O süreçte niceleri “Ne yapmak istiyorsun!” dedi bana...
AK Parti’nin çok önemli mevkilerinde bulunan bazı “arkadaşlarımız”, tekrar seçimin sonucu değiştirmeyeceğini söyleyerek, kendilerine ve ülkeye kötülük yaptığımı söyleyebilecek kadar ileri gitti.
Kimi, “CHP ile koalisyonun ülkenin önünü açacağını” öne sürdü ısrarla!..
Bunlar “kompleksli” adamlar, “korkuları” var ve tabii “beklentileri” var.
CHP ile ortaklığın “şahsi çıkarlarına” yarayacağını bile hesap edenler oldu bu süreçte!..
Uzatmadan bugüne gelelim:
Mesele şu ki;
Türkiye, “Yeni Türkiye” yolunda büyük bir avantaj yakalamıştır.
Vatandaş, bunun için bir, –belki de son bir- fırsat daha vermiştir!..
Yerden yere vurulan “dış politika”mızın tezleri, özellikle Paris saldırılarından sonra iyice güçlenmiştir.
Muhalefet, kendi iç meselelerine yoğunlaştığından ülkemize biraz olsun huzur gelmiştir.
Önümüzde, “Allah’ın izni ile” hedefe kilitlenebileceğimiz ve ihmale uğramış “Eğitim- Kültür” meselelerine yoğunlaşabileceğimiz bir vakit dilimi vardır.
Bu süreçte, Sayın Erdoğan’ın “Dünya Liderliği”nden ve Sayın Davutoğlu’nun “İlim Adamlığı” ve “Stratejik Derinliği”nden azami ölçüde istifade etmeye çalışmalıyız.
Sayın Erdoğan, Antalya’da işadamlarına “Dünya hırsına kapılmamalarını” tavsiye etti ya...
Ben de bazı “AK Partililere” söylemiş olayım benzerini;
“Dünya hırsını bırakın! Yürekli olun, küçük hesapları ve şu kahrolası kompleksi bırakın! Makam, mevki kısmetse gelir!”


