--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Çürüme!..

Serdar Arseven
Serdar Arseven

“Kökünden beslenmeyen dal, dalından beslenmeyen meyve çürür!”

Popülist kültür, milli kimliğimizin harcı olan gerçek kültürümüzü adım adım aldı bizden.

Hal ve hareketlerimizden tutun, yaşam tarzlarımıza; aşktan tutun, zevk ve duygularımıza kadar her şey ‘kökünden beslenmeyen dal, dalından beslenmeyen meyve olgunlaşmadan çürür’ misali, çürümeye yüz tutmuş durumda.

Tabiatın kucağında değil de, sanal âlemde gezinen kız ve erkek yavrular, internet başında vakit öldüren gençler, kitap sayfalarını karıştırmaktan, mürekkep kokusu teneffüs etmekten, ufuk açıcı eserlerin limanına sığınmaktan uzak öğrenciler, edep ve hâyâ yoksunu şahsiyetler, düşüncesi köhneleşmiş aydın(!)lar, her şey bize “kaybettiklerimizi” hatırlatıyor.

“Bize hayal ve umut aşılayan güç kaynaklarını kuruttuk” diyen bir kültür adamımız tespitini şöyle devam ettirir: “Bize düşen Anadolu çocuğunu içeni yuvarlandığı Batı hayranlığından kurtarıp, yeni doğan güneşe teslim etmektir. Bizim yapacağımız ilk iş, Batı’nın aşığı değil, insan ruhunun aşığı bir zümre yetiştirmektir.” 

•

Ruhsuz nesiller aşkı heyecanı, dâvâ şuurunu kaybetmeye mahkûmdurlar.

Maddiyatın ötesinde bir gönül zenginliği hüviyetine sahip olmayan genç fidanlar, çevrelerine hayat oksijeni salamazlar. Uyku hastalığına tutulmuş, çalışma ve çabalama ruhunu kaybetmiş, üretken/buluşçu düşünceden mahrum kalmış yeni neslimiz, hayat enerjisine muhtaç.

Bizler bugün rahmetli Nurettin Topçu’nun deyimiyle, “Dinde ve dilde, devlette ve sanatta büyük millet varlığımızın sönük bir hayal haline gelerek bize veda ettiği bir devrin yetimleriyiz.”

Biz yetimiz.

Âlemlere rahmet olarak gönderilen Yüce Nebî de bir yetimdi. O küre-i arza bir rahmet yağmuru olup yeniden yağmış, umut ışığı olup karanlıkları dağıtmış, şefkat güneşi olup gönülleri ısıtmış, sevgi neferi olup gönülleri fethetmişti.

Biz o “Yüce Gönül”ün izinde yürüyebiliriz.

Rahmetli Topçu’nun ifadesiyle “hareket adamı” olabiliriz. (Hüseyin Kocaboğa)

Anadolu birçok “hareket adamı”nı, gerçek aydını çıkartacaktır...

O olacaktır; yeter ki biz “istikamet üzere” olalım.

Meselemiz burada bizim.

“İstikamet!”

İstikametimizi yitirmiş gibiyiz, amaçsız gibiyiz, avare dolaşıyoruz.

Gün güne ekleniyor, seçim seçime, geçim geçime ekleniyor, rakamlarla boğuşuyoruz, gündemle boğuşuyoruz; gündemden uzaklaşma ihtiyacı hissettiğimizde, “popüler kültür”ün en amansız silahlarına hedef oluyoruz.

İnternet başında vakit öldürmek, televizyon başında kafa dağıtmak.

Ne yapıyorsun?

“Vakit geçiriyorum!”

O kadar çok ki vaktimiz, geçmek bilmiyor!..

Nedir bu sıkıntı, neyi arıyoruz?..

Belli ki;

Biz…

İstikametimizi arıyoruz!

Otur ve düşün;

Şöyle bir durup, bir kenara çekilip…

•

“Hedefi” olmayan yelkenliye hiçbir rüzgâr yardımcı olamaz!..

Bizim “hedefimiz” ne?..

Neyi niçin yapıyoruz?..

“Para kazanmak için mi?”

“Şöhret için mi?”

“Çalışıp, biriktirip, ömrümüzün sonunda ‘rahat’ etmek için mi?”

“Bal tutup, parmak yalamak için mi?”

•

Bir “maskeli balo.”

İstikamet dilde “malûm”,  amelde “meçhul!..

Böyle olunca da…

Bir gün “süt beyaz”, dediğimize öbür gün “kapkara” diyoruz.

Bir gün “göklere çıkarttığımızı” bir başka gün “yerin dibine” indiriyoruz!

Güne, gündeme göre dönüp duruyor; savruldukça savruluyoruz!..

Aynalar “gidişi” haber verirken…

Biz “vakit öldürmeye” çalışıyoruz…

Dilimizde de ne büyük lâflar!..

Serdar Arseven Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle