Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’la Arnavutluk Seferi
Tam mânâsıyla sefer; uzun yıllar boyunca Komünist-Faşist ideolojinin pençesinde yaşamış, okullarında “tarih namına” Osmanlı düşmanlığını öğrenmiş, belleklerine Anadolu düşmanlığı kazınmış “insanımız”ın, bu durumdan kurtulduklarını görmek ziyadesiyle memnuniyet vericiydi.
Recep Tayyip Erdoğan’ı bir bağırlarına basışları vardı ki…
Bu kadar olur!..
Irkçılık Arnavutluk’ta da kan kaybediyor, ne güzel.
Bakın;
TİKA tarafından yeniden inşa edilen Preze Kale Camii’nin açılışı için, o sıcakta tam 9 kilometrelik “dik yokuşu” tırmanıp menzile ulaştı bu insanlar.
Sayın Erdoğan’ı sabahın dokuzundan hava kararmaya yüz tutuncaya kadar, tempoyu düşürmeden beklediler.
Biz, Sayın Erdoğan’ı bekleyişin bir buçuk saatlik bölümüne iştirak ettik…
Gelincik tarlası gibi Türk bayrakları ile süslenmiş alanı dolduran binler, tempoyu bir an olsun düşürmediler.
Bir an olsun bezginlik göstermediler.
Bizlerle fotoğraf çektirirken, gözyaşlarını tutamayan Arnavutlar gördük, Osmanlı’nın evlatlarını bağırlarına basan bu insanlar, aslında bir “özlemi” ifade ediyorlardı lisan-ı hal ile.
Siz, herhangi bir “Devlet Başkanı” için, dokuz kilometrelik dik yokuşu tırmanıp, yarım gün boyunca, o sıcağın altında bekler misiniz?
Bu ilgi, sevgi nereden geliyor?..
Evet bir “özlem”den, Osmanlı özleminden kaynaklanıyor.
Osmanlı gitti, Afrika yandı, bölgemiz yandı, Balkanlar yandı, dünya yandı; gözyaşı, kan, zulüm eksik olmadı.
Bu durum; mazlum halkların “Anadolu”dan böylesine büyük beklentiler içinde olması, hepimize büyük, çok büyük sorumluluklar yüklüyor.
Çok vakit kaybetmişiz, tabii coğrafyamızı uzun yıllar boyunca çok ihmal etmişiz.
Darbecilere, vesayetçilere, emperyalistlere, paralelcilere bırakmışız alanları; şimdi şimdi toparlamaya çalışıyoruz.
Bakın; şöyle bir tablo:
Tiran’ın gerçek nüfusu 1 milyon civarında.
Burada 7 cami var, 114 de kilise.
Nüfusunun ağırlıklı kısmı Müslüman olan Arnavutluk’ta böyle bir tablo var.
Öte yandan, 12 kolej, 6 medrese (!), 2 üniversite tamamen “Paralel Şirketlere” bağlı.
Arnavutluk’ta sözde “DİNİ” faaliyetlerde bunların ağırlığı var, ticarette iyi organize olmuşlar, Arnavutluk bürokrasisine yayılmışlar.
Neyse ki, bugünlerde çok farklı bir anlayışla orada Türkiye.
Sayın Erdoğan, uçaktaki sohbetimizde, görüşmeleri sırasında paralel yapı konusunda gerekli uyarılarda bulunduğunu ve “karşı” tarafın son derece olumlu mesajlar verdiğini söyledi.
Burada, TİKA, Yunus Emre Enstitüsü, Yurt Dışı Türkler ve Akraba Toplulukları, Diyanet İşleri Başkanlığı, DEİK, hassas sivil toplum örgütlerimiz, hep birlikte “Türkiye”nin ağırlığını hissettiriyor.
Müthiş bir Türkçe öğrenme ve öğretme seferberliği başlatılmış durumda.
Arnavutluk okullarının tarih kitaplarında “Anadolu karşıtlığının” kıvamının önemli ölçüde düşmesi de, Türkiye’nin gittikçe artan etkinliğiyle alâkalı.
Sayın Erdoğan’la uçak sohbetimiz, gecenin üçünde başladı.
Ankara’ya inene kadar, büyük bir heyecanla temaslarını anlattı Sayın Erdoğan.
Balkanlar’ın Türkiye ile “ruhen” bütünleşme sürecinde emin adımlarla ilerliyor olmamızın mutluluğunu dile getirdi sık sık.
l
Afrika programı dönüşünde de benzeri düşünce ve duyguları dile getirmiştim.
Faşist Batı’nın yüzyıllar boyunca kanını iliğini emdiği Afrika insanının Recep Tayyip Erdoğan’a ne büyük sevgi gösterilerinde bulunduğunu yansıtmaya çalışırken sık sık “Osmanlı Özlemi”nden bahsetmiştim.
Şanlı tarihi Anadolu’ya böyle bir misyonu yüklüyor; bundan kaçış, kurtuluş yok.
Başkanlık Sistemi geri gelirse, Osmanlı geri gelmiş olmayacak elbette.
Gelmeyecek de, Osmanlı Ruhu, tam mânâsıyla ağırlığını hissettirecek.
İsimlere takılmamak lazım, mesele “Ruh” meselesi.
O “Ruh”u Arnavutluk’ta da gördüm!


