--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Çok konuşuyoruz, çok!

Serdar Arseven
Serdar Arseven

Şöyle kenara çekilip bir düşünün… Etrafınızda kimse olmasın, sizi kimse etkilemesin.

Biraz da yalnız kalın.

Kendinizi tanıyın.

Kendinizi unutmayın!..

İstişareleriniz sizi yanıltmasın!..

“İstişare” güzeldir ama mesele istişare edeceğin kişinin sana nasıl yaklaştığında, samimi olup olmadığında.

Samimi olması yetmez, o kişinin istişare konusuna hâkim olup olmadığı da onun kadar önemli.

Bizde maşallah herkes her konuda uzman; gidin birine meselenizi konuşmaya, mutlaka size akıl hatta hüküm verecektir.

Peki onda hüküm vermeye kâfi akıl var mı?

Tecrübe var mı?

İmam-ı Âzam hazretleri, kendisine yöneltilen soruların kayda değer bir bölümüne “bilmiyorum” karşılığını verirdi.

Biz ise her konuda Âlim. 

Bir de herkes birbirinin derdi ile dertlenmiş halde; herkes başkasını eleştiriyor.

“Şişmanlamışsın, zayıflamışsın, giydiğin çok yakışmış, az yakışmış, böyle davransan senin için çok daha iyi olacak.”

Aman ne güzel, herkes birbirini ne de çok düşünüyor!

Düşünüyor da…

“Gel şu işin ucundan tut” dedim mi, arazi!..

Ne muhabbetler…

Adam yeni tanıştığı karşısındakine soruyor:

“Çoluk çocuk?”

Yani kaç çocuğun var?

Sana ne!

Adam belki uzun yıllardır evli ve çocuğu olmuyor.

Sana izaha mecbur mu?

“Vah vah” mı diyeceksin, doktor mu tavsiye edeceksin?

Birisine adres soruyorsun.

“Yanlış gelmişsin” diyor.

Allah, Allah!..

Be adam, adresi biliyorsan söyle, niçin yorum yapıyorsun?

Hem sonra, yanlış geldiğimi nereden biliyorsun ki, belki hemen şuradaki apartmandan çıktım!..

Öyle yapmak yerine, “Kardeş, şuradan dönecek, bilmem kaç kilometre gideceksin” filan desen.

“Yanlış gelmişsin!” demenin kime ne faydası var.

Bir de ona buna ağızlarını yaya yaya “Abla, teyze, dayı” diyorlar.

“Dayı, buralarda lastik tamircisi var mı?”

Dayıymış, ne muhabbet!..

•

Herkes herkesin hayatıyla ilgileniyor; “Vay gözlük centi”…

“Tişikkür ederim.”

Ne teşekkürü, seni övmedi ki adam, gözlüğünü beğendi?

“Çok şıksınız!”

“Mersii”

Ayakkabıcıdayım.

Rahat bırakmazlar.

“Yardımcı olayım mı dayı!”

Yuh!..

“Yok ben öylesine bakıyorum.”

“Hemşerim nerelisin?”

Yine yuh!

“Hemşehrin olduğumu biliyorsan nereli olduğumu da biliyorsun demektir. Niye soruyorsun?”

Alık alık düşünüyor.

“Dayı kızma, hemşehrim dedim.”

Anlamadı ki ne demek istediğimi…

“Ya kardeşim, ben nereli olduğumu söylesem bu soruya cevap vermemin bana ne faydası var, cevabını almanın sana ne faydası var? Kastamonulu isem daha ucuza mı vereceksin ayakkabıyı? Ya da Rizeli isem kıyak mı yapacaksın? Veya Diyarbakırlı olsam, ayakkabı satmayacak mısın? Nedir bu sendeki mikro milliyetçilik!”

“Yok, olur mu abi” .

“Dayı”lıktan “Abi”liğe geldik, bu da iyi!..

O zaman niye soruyorsun, nereli olduğumu?

Faydasız iş, iş midir?

Amaca hizmet etmeyen sorunun manası nedir?

•

“Amaaan, ne gıcık adamsın sen de” denilebilir.

Öyleyimdir.

Boş konuşmalardan hoşlanmam.

Adam “kasabamda” soruyor:

“Dün sen öğlen 1’de çıktın yola di mi, demek ki dün bu sıralar Gerede’deydin!”

Haydaaa!...

Dün bu saatlerde nerede olduğumun kime ne faydası var?

Susuyorum.

Başkası atılıyor:

“Gerede’de olur mu abi, Karabük’e varmıştır, o hızlı kullanır arabayı.”

Öyle olmuştur, böyle olmuştur, bir muhabbet!..

•

Canım sıkıldı, uzaklaştım.

Belki çok gıcıklaştım bilemem ama tamamen haksız mıyım?

Batı toplumlarının birçok zaafı var.

Ama galiba şu yönleri iyi ki; kimse üzerine vazife olmayan mevzulara karışmıyor.

Kimse kimseyi “cep telefonuna, kıyafetine, arabasına göre” değerlendirmiyor.

Bakmıyor bile.

Bizde ise, sıkıntıdan mıdır nedendir, bir şeyler çeneye vurmuş.

Herkes kendisinden başka herkesi kurtarmaya çalışıyor..

Herkes, herkesin kıyafetiyle, yaşantısıyla yakından ilgili…

“Ay ne rüküş, ne rüküş” diyerek hemcinsine “arkasından” laf yapıştıran hanımlar da, sabahtan akşama boş boş “hayali performans” muhabbeti yapan erkekler de bizde!.,

•

Çok basit düşünüyoruz, çok kolay karar veriyoruz, çok kolay inanıyoruz, çok çabuk heyecanlanıyoruz, çok boş konuşuyoruz…

Birbirimizin hayatıyla da pek yakından ilgileniyoruz.

Bunlar, galiba az okuyan toplumdan yansımalar.

Ben kitaplara daldığım günlerde çok daha az konuşuyor çok daha fazla düşünüyorum.

Daha doğrusu tefekkür ediyorum.

Tefekkür de üretimimi arttırıyor.

Lâfı bıraksak, icraata baksak.

Başkasını biraz bıraksak, kendimize baksak.

Üretken insanlardan oluşan toplum üretken olur.

Bizler, işin laf tarafındayız!

Çok laf, az iş!.. 

 

Serdar Arseven Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle