--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

“Cami”mi kurtarın Allah aşkına!..

Serdar Arseven
Serdar Arseven

Yenikapı’da ve civarında, yani Aksaray-Laleli hattında öyle büyük bir “fuhuş pazarları” var ki…

Yürek yarası!..

İstanbul, ah İstanbul!..

Vah benim çocukluğumun, gençliğimin geçtiği mekânlar, ah o güzelim diyarlar, ah ilk şuurlu cemaat namazını kıldığım Aksaray Valide Camii!..

Oralar…

Yeni Akit gazetesinin temeli olan Cuma Dergisi  Yenikapı’nın çok yakınlarında Küçüklânga Caddesi’nde hazırlanırdı.

Beklenen Vakit ve Akit de oralarda hayat buldu; Muhterem Mustafa Karahasanoğlu ağabey ve kardeşleri ile Rahmetli Hasan Karakaya ağabeyin oraların her bir karışında emekleri, hatıraları vardır.

Ondan öncesi de var bizim için; Haseki’de büyüdük, Laleli’de oturduk, buralarda okuduk…

O yıllarda buralar dört dörtlük aile semtleriydi, nezih, edepli…

İki sene oluyor; o günlerde hâlâ ayakta duran Hasekili Bakkal Hamide Teyze’ye uğramıştım…

Beni görür görmez demişti ki bakkal teyze:

 “Sen Serdar, şu küçükken sırtıma vurup vurup kaçan yaramaz oğlan!”

Vay beee…

Hamide teyze, kırk beş yıl sonra beni tanıdı.

Bugünkü çocukları kırkbeş yıl sonra kim tanıyacak acaba?

Hamide Teyze, Sıdıka Teyze, Kasap Şerif Amca, Balıkçı Remzi,  kazan tamircisi Zafer abi…

Hepsi biz haylazlardan yaka silkmişlerdi.

İlkokul öğretmenimiz Merhum Semiha Baykal, tatillerine kıyar, her hafta sonu bir öğrencinin evinde imtihanlara hazırlardı bizleri…

Ev sahibi anne, çeşit çeşit kurabiyeler, börekler, kekler çıkartırdı.

Fakir çocukların gözleri doyardı o güzel günlerde.

Çok yazık…

Buralar,  gittikçe artan dozda “fuhuş” işlerinin döndüğü mekânların toplandığı alanlar, son 30 yıldır…

Gittikçe artan dozda fuhuş pazarlıkları…

İşlerinden geç saatte çıkan iffetli hanımefendiler ve iffetli beyefendiler “lahavle” çekerek geçerler buralardan.

Benim okulumdan, Aksaray Mahmudiye İlkokulu’ndan biraz aşağıya indim mi fena, çok fena!..

Buralara yolu düşen ve hâlâ buralardan kopamayan Akit okuyucularından nice mesaj gelir bendenize, ben de gerekli yerlere “Buraları kurtarın, İstanbul’un manevi dinamikleri rahatsız, İstanbul’un ruhu rahatsız bu işlerden, şühedanın elleri yakamızda!” derim ama ne fayda…

Medeniyet hamlemiz, buraları ve bunun gibi pekçok yeri “yeniden kurtarmayı” icbar ediyor.

Sesimi duyan varsa, lütfen…

Ey Emniyet, her kimse, hangi makamsa…

İlk şuurlu cemaat namazımı kıldığım Valide Camii’ni kurtarın şu işgalden…

İlkokulumu kurtarın, mahallemi kurtarın…

Allah aşkına!..

Ecdâd aşkına! 

VE TÜRGEV

Erkek yazarlar içinde TÜRGEVin faaliyetlerine en fazla yer ayıran, TÜRGEV toplantılarına en fazla katılan biz miyiz neyiz?

Galiba öyle, TÜRGEV ve benzerlerinin mesela ENSAR Vakfı’nın, TURKEN’in etkinliklerini yerinde takip etmeye hep özen gösterdik.

İnternette arama motoru araştırması yapanın karşısına nice malzeme çıkar.

Bu vakıflar bizim “İrfan Merkezlerimiz” aman, hepimiz çok daha fazla ilgi gösterelim ve bütün hayırlı işlere destek vermek için yarışalım…

Vakıf lazım bize ve kitap lazım…

Kitap, ille de kitap!..

Ne tableti; tablet neye yarar, tablet kitap yerine mi geçer…

Tabletten okumaya çalıştığım hiçbir kitabın zevkine varamamışımdır, Edebiyat Fakültesi’nde iyi ki tablet yoktu, Ferit Develioğlu’nun o üç tuğla kalınlığındaki Osmanlıca Lügatı’nda hedef kelimeye gidene kadar yolun yarısını almış olurdum zaten…

Dokunacaksın; tabletten okumak aynı hazzı asla veremez, kitaba dokunacaksın, kitabın yükünü çekeceksin, altını çizeceksin…

Ne güzel, muhteşem.

Şimdi, kitap, daha fazla kitap…

Tabletleri boş verin!..

Kitaba uyan kullardan olalım, kitabına uyduranlardan değil.

İnşaattan çok imara yoğunlaşalım!

Devlet Başkanımız Sayın Erdoğan’ın  Haliç Kongre Merkezi’nde, Türkiye Gençlik ve Eğitime Hizmet Vakfı’nın (TÜRGEV) 20. Kuruluş Yıldönümü dolayısıyla yaptığı muhteşem konuşmayı izlerken bunları düşündüm.

Dedi ki Sayın Recep Tayyip Erdoğan”;
“Maddi ve manevi eğitim konusunda çok eksikleri olan, rüzgârın önünde sürüklenen yapraklar gibi savrulan gençler olduğunu da görüyoruz, biliyoruz. Öz eleştiriyi de yapmaktan çekinmeyeceğiz. Bu gençlerin bir kısmını, bölücü terör örgütü devşiriyor, zehirliyor, kullanıyor ve maalesef onları acı bir akıbete doğru sürüklüyor. Vakıf hizmeti, nefsi tatmin etme değil, nefsi terbiye etme yeridir. Vakıf hizmeti dünyaya değil ukbaya yapılan yatırımdır. Bu çerçevede TÜRGEV gibi çalışacak olan daha pek çok kuruma ihtiyacımız var. Çünkü önümüzde 79 milyonluk bir Türkiye ile birlikte medeniyet ve tarih ortaklığı içinde olduğumuz milyarlarca insan bulunuyor. Ve açık söylüyorum, zürriyetimizi arttıracağız, neslimizi çoğaltacağız diyorum. Nüfus planlamasıymış, doğum kontrolüymüş, hiçbir Müslüman aile böyle bir anlayışın içinde olamaz. Rabbim ne diyorsa, sevgili Peygamberimiz ne diyorsa biz o yolda gideceğiz.”

Muhteşem.

Rehberimiz belli;

Kur’an ve Sünnet.

Neyse o, ne bir milim eksik ne bir milim fazla.

 

Serdar Arseven Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle