--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

“BESMELE” ve Yeni Türkiye!

Serdar Arseven
Serdar Arseven

Önceki gün Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan ile Rusya’daydık, bugün de Başbakanımız Sayın Ahmet Davutoğlu ile ABD’ye hareket ediyoruz nasipse.

Bu bayram da böyle oldu.

Sayın Erdoğan’ın şereflendirdiği Moskova Merkez Camii açılış merasiminde, Komünizm’in başkenti “tekbir” sesleriyle inledi, büyük onur.

İki bin göçmeni “Müslüman oldukları” için kabul etmeyen AB, farklı inanç gruplarından 2 milyon göçmene yıllardır kucak açan Türkiye karşısında “ezik”, bu da büyük onur.

Tarihimizin en onurlu ve bununla birlikte en “yalnız” günlerini yaşıyoruz, gerçekten de tek dostumuz yok dünyada!..

Rusya, ABD, AB, “Batı üretimi” DEAŞ terör örgütünü kullanarak PKK-PYD terör örgütüne tam destek veriyor.

Para, silah, propaganda desteği, her şey!..

Sayın Cumhurbaşkanımızın bu “işbirliğine” tepkilerini dile getirdiği “uçak sohbeti”ni haber sayfalarımızdan takip edersiniz.

ABD’ye hareket etmeden şu kadarını ifade edeyim ki; PKK’nın, paralel devletin stratejilerinden filan bahsetmek mânâsız; bunlar birer kirli maşa!

Türkiye, “Haçlı-Siyonist” ittifakı ile savaşıyor!..

Bunların uzantıları da görüyorsunuz, Türkiye’de “BESMELE”ye savaş açıyor!..

Ve bakınız lütfen:

“BESMELE”ye savaş açanlarla “PARALEL DEVLET” ortak hareket ediyor!

Mesele, “Hak-Batıl” savaşı meselesidir.

Altı da üstü de budur; memleketini seven herkes de tavrını buna göre almalıdır!

YAPMAYACAĞINI SÖYLEME, SÖYLEDİĞİNİ YAP, GÜVEN KAYBETME!

Özü sözü bir, yüzde yüz güvenilir!..

Sözlerimiz ve biz. Nasihatlerimiz ve hallerimiz. Yüzlerimiz ve gerçeklerimiz.  Bildiklerimiz ve amel ettiklerimiz.

Muhasebe, daima muhasebe.

Mübarek Bayram ruhuna uygun bir alıntı yapalım dedik:

Osman Nuri Topbaş Hocaefendi der ki;

-Yaşanmayan ve örnek davranışlarla misallendirilmeyen hakîkatler, kuvveden fiile, teoriden pratiğe çıkma imkânı bulamaz. Yani hayata geçirilmeyen fikirler, ebediyyen kitap satırları arasında kalmaya mahkûm olur. 

Bu sebepledir ki ahlâk ve fazîlette kulluğun zirvesi ve beşeriyete en büyük mürebbî (terbiyeci, eğitimci) olarak ihsân edilenEfendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-, İslâm’ın yüce prensiplerini sadece ifâde etmekle kalmamış, onları bizzat kendi hayatında tatbik ederek insanlığa takdîm etmiştir. Bu, Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’in bütün insanlığa telkin ettiği en mühim ve en büyük eğitim metodu olmuştur.

Böylece Hazret-i Peygamber’in ifâde ve davranışları, en mükemmel örnekler manzûmesi hâline gelmiştir.

Buna mukâbil, akılları vahiy ile terbiye edilmemiş filozofların ise, ictimâî sulh ve sükûn ile ahlâk nâmına ortaya koydukları -müsbet veya menfî- fikirler, çoğunlukla kütüphânelerin tozlu raflarındaki kitaplarda kalmış, hayâta intikâl edenlerinin de ömürleri gâyet kısa sürmüştür. Zaten bu filozoflar, söylediklerini kendi hayatlarında da başka insanlar üzerinde de örneklendirmekten âciz kalmışlardır.

Meselâ Aristo, ahlâk felsefesinin birtakım kânun ve kurallarının temelini atmış olmasına rağmen, vahyin rehberliğinden uzak olduğu için, onun felsefesine inanıp hayâtına tatbîk ederek saâdete kavuşmuş tek bir kişi bile görmek mümkün değildir. Yine Fârâbî’nin hayâlinde canlandırdığı “fazîletler şehri ve ideal toplum”a dâir fikirlerini ihtivâ eden en mühim eserinin bile, tatbik imkânı olamamış, o fikirler de, kitap satırlarından dışarıya çıkamamıştır.

Çünkü bunlar, yaşanarak yazılmış ve söylenmiş gerçekler olmadığı gibi, kaleme alındıktan sonra da yaşanabilen özelliklere sahip olamamıştır. Oysa Hazret-i Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz, risâlet vazifesine başlamadan önce kendisini herkese sevdirmiş, halkın kendisine “Sen el-Emîn ve es-Sâdık’sın!” demelerini gerektiren mükemmel bir şahsiyet sergilemiş ve O, tebliğine böyle bir kimlik ve şahsiyet tescîlinden sonra başlamıştır.

Bu sebeple bir eğitimcinin sözleri ile hâl ve hareketleri arasında bir zıtlık olmamalıdır. Nitekim Allah Teâlâ; kişinin sözü ile özünün, konuştuklarıyla yaptıklarının birbiriyle tezat teşkil etmemesini emretmiş ve bu hususta şöyle buyurmuştur:

“Ey îmân edenler! Yapmayacağınız şeyleri niçin söylüyorsunuz? Yapmayacağınız şeyleri söylemeniz, Allah katında büyük bir nefretle karşılanır.” (es-Saff, 2-3)

Geçen as-rı-n ön-de ge-len İs-lâm âlim-le-rin-den Mu-ham-med Ha-mi-dul-lâh’ın şöyle bir ifâdesi vardır: “Ba-tı top-lu-mun-da hıris-ti-yan-la-rı İs-lâm’ı kabule sevk eden, fı-kıh ve ke-lâm âlim-le-ri-nin gö-rüş-le-ri de-ğil, daha ziyade İbn-i Ara-bî ve Mev-lâ-nâ gi-bi tasavvuf ehlin-in hâlleridir.

Velhâsıl, insana öğretilen hususların, nazariyatta, satırlarda ve sözlerde kalmaması ve hayata intikâl edebilmesi için dâimâ örnek şahsiyetlere ihtiyaç vardır. 

Bugün eğitim sahasında en çok eksikliğini hissettiğimiz de budur.”

Serdar Arseven Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle