Bekliyoruz!..
“Kızlı-erkekli yurt” tartışması öyle umut ediyorum ki olumlu gelişmelere vesile olacak!.
•
Kim ne derse desin, birçok “mütedeyyin aile” bile çocuklarından endişeli.
Okula çağrılıp çocuklarının hal ve hareketlerine ilişkin uyarı alanlar arasında bu durumdaki ebeveynler de var.
Gittikçe yaygınlaşan bir sıkıntı ile karşı karşıyayız ve “Oh, ben bu konuda rahatım” diyebilenlerin oranı hızla azalıyor.
Dünkü yazımızda bir araştırmanın sonuçlarına yer vermiştik.
İstanbul Emniyet Müdürlüğü ve İl Milli Eğitim Müdürlüğü’nün de katkıda bulunduğu çalışma, çoğunluğu lise 1. sınıfta okuyan her 100 öğrenciden 45’inin sigara, 32’sinin alkol, 9’unun uyuşturucu kullandığını ortaya koyuyordu.
Korkunç rakamlar bunlar!
Sokak terörünün hiç dinmediği, öğretmenlerimizin, arkadaşlarımızın okul bahçelerinde, sınıflarda kurşunlara hedef olduğu günlerde öğrenciydik.
O berbat 12 Eylül 80 öncesi dönem…
Olayların en çok yaşandığı bölgedeki Davutpaşa Lisesi’ndeki, sonrasında Sultanahmet Ticaret Lisesi’ndeki arkadaşlarımızı hatırlıyorum…
Sigara kullanımı en fazla yüzde 20 civarındaydı; ama içki ve hele uyuşturucu kullanımı yok denecek kadar azdı.
Ne oldu bize, ne oluyoruz?..
•
“Gerçek Cemaat”lerin mensuplarına işlerin daha da kötüye gitmesini engelleyen çalışmalarından dolayı teşekkürler…
Her yeni çalışmaya, her nefese büyük ihtiyaç var.
Sümeyye Karaarslan kardeşimizin yürek dolusu satırları gönderilmiş bendenize…
Diyor ki;
“Milli Türk Talebe Birliği ve Akıncılar… Onların mirasları üzerine kurulan bir vakıftı Millî Gençlik Vakfı. Amaçları büyüktü. Gençliğin kültürel ve ahlakî eğitimler alırken, bir yandan da ideallerini şekillendireceği bir okul olmayı amaçlamıştı. Bence en büyük farkı, hem vakıf için çalışan, hem de vakfın kendisine çalıştığı bir yapı olmayı amaçlamalarıydı. Öğreniyor ve öğretiyor olmak, kısacası devamlı bir hareket ve düşünce hali.. Kısaca MGV. Bütün şehirler, bütün sokaklar birer okul.. (…) Beraber düşünmek, beraber karar almak, beraber yürümek ne güzel bir şeydir. Millî Gençlik Vakfı’nın amaçladığı da buydu. İyi işlerde birleşmek, güzel kaygılar taşımak.. Gençlik geceleri düzenlenirdi örneğin. Televizyonda envai çeşit dizi yoktu o zamanlar; Çeçenistan’a üzülürken bir yandan televizyondaki dizide kim ne yapmış, diye bakmıyorduk. Afganistan’ı dert ederken paparazzi programlarını izlemek için toplanmaktan ar ederdi insanlar; zaten hiçbir sanatçı(!)nın kiminle beraber göründüğü umurumuzda da değildi. (…) Kur’an sesine hasret yetişmemeliydik; bizim ne güzel ezgilerimiz vardı, hiçbir pop sanatçısına muhtaç değildik; kitaplar okunmalıydı, evlerde kitap okuma zamanları düzenlemeliydik; yaz ayları sadece tatil demek değildi bizim için, çocukların ve gençlerin kampları olmalıydı, biz bu işlerin içinde olmalıydık..”
Böyle akıp gidiyor Sümeyye Karaarslan kardeşimizin yazısı…
Ve sonlara doğru şöyle bir bölüm dikkat çekiyor:
“…Bir gün, kapatıldı MGV. Gerekçeler sunuldu, mahkemeler uygun gördü ve kapatıldı şubeler teker teker. Önceleri MGV’nin bir dergisi olan Anadolu Gençlik ismi altında bir dernek aynı amaçlarla yürümeye devam etti, bu ayrı bir hikayedir şüphesiz. Bulunduğum şehirde her ilçe teşkilatı kapatıldığında, bunun haberini her alışımda üzüldüm. Kanunlara aykırı değildi üzülmek, engellenemezdi. Ben de çok üzüldüm o zaman.”
•
Kardeşimizin de ifade ettiği gibi, dönem o dönem değil, çocukları, gençlere menfiye götürmeyi hedefleyen pekçok tuzak var ancak görüyorum ki bu gidişten rahatsızlık duyan ve çocuklarımızın gezi zekalı teröristlerin eline düşmesine engel olmak isteyen çok geniş kitleler de var.
Milli Gençlik Vakfı; Başbakan Tayyip Erdoğan’ın talimatıyla 28 Şubat mağduru vakıflar için başlatılan “iade -i itibar” ve el konulan mallarının geri verilmesi sürecinden ilk yararlanacak vakıf olacak.
•
Bekliyoruz!..
•
Kim ne derse desin, birçok “mütedeyyin aile” bile çocuklarından endişeli.
Okula çağrılıp çocuklarının hal ve hareketlerine ilişkin uyarı alanlar arasında bu durumdaki ebeveynler de var.
Gittikçe yaygınlaşan bir sıkıntı ile karşı karşıyayız ve “Oh, ben bu konuda rahatım” diyebilenlerin oranı hızla azalıyor.
Dünkü yazımızda bir araştırmanın sonuçlarına yer vermiştik.
İstanbul Emniyet Müdürlüğü ve İl Milli Eğitim Müdürlüğü’nün de katkıda bulunduğu çalışma, çoğunluğu lise 1. sınıfta okuyan her 100 öğrenciden 45’inin sigara, 32’sinin alkol, 9’unun uyuşturucu kullandığını ortaya koyuyordu.
Korkunç rakamlar bunlar!
Sokak terörünün hiç dinmediği, öğretmenlerimizin, arkadaşlarımızın okul bahçelerinde, sınıflarda kurşunlara hedef olduğu günlerde öğrenciydik.
O berbat 12 Eylül 80 öncesi dönem…
Olayların en çok yaşandığı bölgedeki Davutpaşa Lisesi’ndeki, sonrasında Sultanahmet Ticaret Lisesi’ndeki arkadaşlarımızı hatırlıyorum…
Sigara kullanımı en fazla yüzde 20 civarındaydı; ama içki ve hele uyuşturucu kullanımı yok denecek kadar azdı.
Ne oldu bize, ne oluyoruz?..
•
“Gerçek Cemaat”lerin mensuplarına işlerin daha da kötüye gitmesini engelleyen çalışmalarından dolayı teşekkürler…
Her yeni çalışmaya, her nefese büyük ihtiyaç var.
Sümeyye Karaarslan kardeşimizin yürek dolusu satırları gönderilmiş bendenize…
Diyor ki;
“Milli Türk Talebe Birliği ve Akıncılar… Onların mirasları üzerine kurulan bir vakıftı Millî Gençlik Vakfı. Amaçları büyüktü. Gençliğin kültürel ve ahlakî eğitimler alırken, bir yandan da ideallerini şekillendireceği bir okul olmayı amaçlamıştı. Bence en büyük farkı, hem vakıf için çalışan, hem de vakfın kendisine çalıştığı bir yapı olmayı amaçlamalarıydı. Öğreniyor ve öğretiyor olmak, kısacası devamlı bir hareket ve düşünce hali.. Kısaca MGV. Bütün şehirler, bütün sokaklar birer okul.. (…) Beraber düşünmek, beraber karar almak, beraber yürümek ne güzel bir şeydir. Millî Gençlik Vakfı’nın amaçladığı da buydu. İyi işlerde birleşmek, güzel kaygılar taşımak.. Gençlik geceleri düzenlenirdi örneğin. Televizyonda envai çeşit dizi yoktu o zamanlar; Çeçenistan’a üzülürken bir yandan televizyondaki dizide kim ne yapmış, diye bakmıyorduk. Afganistan’ı dert ederken paparazzi programlarını izlemek için toplanmaktan ar ederdi insanlar; zaten hiçbir sanatçı(!)nın kiminle beraber göründüğü umurumuzda da değildi. (…) Kur’an sesine hasret yetişmemeliydik; bizim ne güzel ezgilerimiz vardı, hiçbir pop sanatçısına muhtaç değildik; kitaplar okunmalıydı, evlerde kitap okuma zamanları düzenlemeliydik; yaz ayları sadece tatil demek değildi bizim için, çocukların ve gençlerin kampları olmalıydı, biz bu işlerin içinde olmalıydık..”
Böyle akıp gidiyor Sümeyye Karaarslan kardeşimizin yazısı…
Ve sonlara doğru şöyle bir bölüm dikkat çekiyor:
“…Bir gün, kapatıldı MGV. Gerekçeler sunuldu, mahkemeler uygun gördü ve kapatıldı şubeler teker teker. Önceleri MGV’nin bir dergisi olan Anadolu Gençlik ismi altında bir dernek aynı amaçlarla yürümeye devam etti, bu ayrı bir hikayedir şüphesiz. Bulunduğum şehirde her ilçe teşkilatı kapatıldığında, bunun haberini her alışımda üzüldüm. Kanunlara aykırı değildi üzülmek, engellenemezdi. Ben de çok üzüldüm o zaman.”
•
Kardeşimizin de ifade ettiği gibi, dönem o dönem değil, çocukları, gençlere menfiye götürmeyi hedefleyen pekçok tuzak var ancak görüyorum ki bu gidişten rahatsızlık duyan ve çocuklarımızın gezi zekalı teröristlerin eline düşmesine engel olmak isteyen çok geniş kitleler de var.
Milli Gençlik Vakfı; Başbakan Tayyip Erdoğan’ın talimatıyla 28 Şubat mağduru vakıflar için başlatılan “iade -i itibar” ve el konulan mallarının geri verilmesi sürecinden ilk yararlanacak vakıf olacak.
•
Bekliyoruz!..


