--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Başkanlık sistemi olmazsa

Serdar Arseven
Serdar Arseven

Eski Emniyet İstihbarat Dairesi Başkanı Sabri Uzun, “Devlet paralel yapı ile mücadeleyi 20 yılda kazanabilirse, iyi sayılır!” diyor.

Bu doğru mu?..

Cumhurbaşkanı Sayın Erdoğan, bunların 40 yıllık “paralel çalışması” sonucunda devlete iyice yerleştiklerini belirttikten sonra bu mücadelenin 1 yılda sonuca erdirilmesinin kolay olmadığını ancak bu işin öyle çok da uzun bir vakit dilimi almayacağını söylüyor.

Sayın Erdoğan tam olarak tarih vermiyor ama benim çıkartabildiğim kadarıyla en az “üç-beş yıllık” bir süre gerekiyor.

Gidişât pürüzsüz değil ama ciddi ilerlemeler de var.

Maliye Bakanlığı ve MASAK’ın çalışmalarının sonuca ulaşması, dershanelerin kapatılması, yurtdışındaki okullarının faaliyetlerinin büyük ölçüde durdurulması, “üçlü kararname”nin sağladığı avantajlarla devletin üst düzey mekanizmalarında yeniden yer tutmalarının engellenmesi vesaire derken epeyce mesafe alınabilecek gibi.

Çok zorlu bir süreçten geçiyoruz.

Bu yapı ile bir vakitler, aşağı yukarı hemen herkesin şu veya bu şekilde ilişkisi oldu.

“Aynı amaca hizmet ediyorlar!” anlayışıyla hemen herkes uyudu.

Kimileri, bu ilişkilerden kendisini kurtarabildi, kimileri “ipi hâlâ bunların ellerinde” olduğu için kendisini “mahkûm” hissediyor.

Ticari münasebetler her vakit ön plândadır, bunların etkin olduğu bazı illerde “çapraz ilişkiler” devam ediyor.

Birçok AK Partili belediyede de “bunların” etkilerini görüyoruz.

Dikkatinizi çekiyordur, bu yapı ile mücadelede kararlı duruş sergileyen çok az belediye yönetimi var. 

Diğer yandan…

Devletin bu işleri takiple görevli bazı çok kritik “teknik” birimlerinde, bunların adamları hâlâ önemli pozisyonlarda.

Bir kısmı, o ilişkilerin “geride kaldığını” söylüyor, paralel yapı aleyhinde konuşuyor ama bunların “amaca ulaşmak için her yol mubahtır” anlayışındaki bir yapının “taktikleri” olup olmadığı meçhul.

Öte yandan, pek çok ildeki öğrencilerin “kalacak yer” problemleri devam ediyor.

Bingöl Üniversitesi’nin düzenlediği etkinlikle yanıma gelen bir grup genç, “Bunların evlerinde kalmak istemiyoruz ama ev tutma imkânımız da yok. Bu işe bir an evvel çözüm yolu bulunmalı” demişti.

Bazı “samimi” sivil toplum örgütlerinin bu problemi çözmek için büyük gayretler sarf ettiklerini biliyoruz.

Bu sivil toplum örgütlerinin daha fazla desteklenmesi gerekiyor.

“Belediye yönetimlerinin” bu tür faaliyetlere tam destek vermesi çok önemli ama bazı belediye başkanlarının seçim öncesinde söz verdikleri halde, bu “samimi” sivil toplum örgütlerimize yardımdan imtina ettiklerini görüyoruz.

Başbakanımız Sayın Ahmet Davutoğlu her gittiği yerde gerekli uyarılarda bulunuyorsa da bazı belediye yönetimlerinin hâlâ direnç gösterdiğini biliyoruz.

Evet, devlet Sayın Erdoğan’ın da sıkça ifade ettiği gibi asla hafife alınmaması gereken bir büyük problemle karşı karşıya.

Biz, 28 Şubat sürecinde çok büyük sıkıntılarla karşılaşmış, çoğu vakit “adeta” tek başına mücadele etmek mecburiyetinde kalmıştık.

O günlerde çok büyük sıkıntılar çekmiştik ama bugünkü sıkıntının çok farklı boyutları var.

Karşımızda, düşüncesini açıkça ifade eden, duruşu belli olan 28 Şubat yapısı yok, amaca ulaşmak için her türlü manevrayı gerçekleştirebilen, çok farklı suretlerde karşımıza çıkabilen bir yapı var.

AK Parti milletvekillerinden biri bana geçtiğimiz günlerde, “Şu arkadaşı bünyenize katarsanız çok iyi olur, çok faydasını görürsünüz. Yeni Türkiye yolunda her değerli elemana ihtiyaç var” demişti.

Pek tanımadığım bu vekil hakkında bir araştırma yapınca, paralel yapı ile ilişkilerinin “alttan alta” devam ettiğini anladım.

•

Uzatmak istemiyorum, problem gerçekten de büyük.

Devletin bugüne kadar alınmış olan kararları tam olarak tatbik edebilmesi için “Yeni Türkiye”ye uygun bir modelin devreye sokulması şart.

Sayın Erdoğan’ın şu ifadelerinin altını bir defa daha çizmekte fayda görüyorum:

“Başkanlık sisteminin sağlayacağı en büyük avantaj, çok başlılığı ortadan kaldırması olacaktır. Seri karar almak, çok daha çabuk netice almayı getirecektir diye düşünüyorum. Zira bizdeki mevcut sistemde karar süreci süratle işliyor dersek, kendimizi aldatırız.”

Aklın yolu bir;

Haziran’da en az 330 vekil, gönülden geçen olursa 400 vekil ve Başkanlık Sistemi.

Türkiye’nin daha da büyümesini, daha da güçlenmesini istemeyenlerin Başkanlık Sistemi’ne hep birlikte karşı çıkmaları, yapılması gerekenin ne olduğunu göstermiyor mu?..

Serdar Arseven Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle