ABD’de Başıma Neler Geldi!..
“Kitaba uymak!” değil de “kitabına uydurmak”ta nice mahir zihniyetimiz; o “düzene” ayarlı muhafazakâr zihniyetimiz...
İlm-i Siyaset diye diye nerelere kayar da farkında olmayız!..
“Kim ben mi Siyonizm’e hizmet ediyorum” dedirte dedirte hizmetine koştururlar bizi!..
Biz neler gördük, neler yaşadık, yaşıyoruz, ohooooo...
Ne kılıflar, ne kılıflar; bir “Ayet”i bir “Hadis”i, işine geldiği gibi öyle kullanır ki adam, şaşarsınız...
Şu “sağcılık” en az “solculuk” kadar berbat bir şey; her ikisi de aynı kaynaktan mamûl; bir vakitler merkez sağcılar ABD’ye resmen köpeklik ederlerdi, şimdilerde köpeklik sırası paralelcilerle solcularda!..
Böyle, dünyevi akımlar yerine göre kullanılır.
Müslüman ise Müslüman;
Başka bir sıfata ihtiyacı yok, “cı”lar, “cüler” fena, Fetullahçılık vatana ihanet!..
Sanılmaya ki, tesadüfidir...
Her oluşta bir mesaj vardır.
Fetullahçılık belâsı da nice mesaj içerir!
“Kitaba” uyacaksın, “kitabına uydurmaya” yöneldim mi fena!..
Paralelciliğe kadar düşersin!
Küçük bir misal:
ABD’deki o muhteşem Külliye’nin açılış gününden bir gün önce, bakın başıma neler geldi:
Malûm; ABD’deki prizler farklı.
Bizim fişler girmiyor!..
Girmesi için özel alet lâzım.
Tam 20 dolara kıyarak satın aldığım o aleti otelde unutmuşum.
Telefonun da şarjı bitiyor, bir panik ki sormayınız, Aman Allah’ım, nasıl yaşıyormuşuz biz cep telefonu yok iken!
Fena halde dolanıyorum, aleti olan var mı, var mı, var mı...
Allah aşkına bir alet!..
Yok!..
Telefonun karnı açıkmış, ağlayıp duruyor.
O ağladıkça, babanın evladına gösterdiği şefkatten örnekler sunuyorum; bitme aslanım, dayan aslanım.
O sırada...
O da ne...
Bir alet...
Öyle Külliye’nin bir köşesinde duruyor.
Ne yapsam, alsam mı...
Kimin acaba?
Düşünüyorum...
Orası Diyanet’in kontrolünde...
Üst düzey görevlilerden birini buluyorum.
Bayağı yetkili.
“Üstadım” diyorum;
“Burada bir fiş aleti var. Benim de şarj bitiyor. Şimdi hareket edeceğiz. Burada doldurmaya vaktim yok. Yemek yerken doldururum. Bu aleti helal eder misiniz?”
“Ne demek Serdar Bey kardeşim” diyor.
“Sen buralara kadar zahmet etmişsin, bir aletin lafı mı olur. Buyur helaldir.”
x
Bir seviniyorum.
Çölde su.
Serap değil, resmen, gürül gürül...
Beş dakika sonra yemek yerken şak diye takacağım...
Sen misin, böyle sevinen...
Cep telefonum kayıp!..
Neredesin oğlum!..
Gitmiş!..
Cebimde alet var ama cep telefonu yok.
İkisini bir araya mümkün değil getiremiyorum, ne sakat iş!..
Cep telefonumun kilidi de yok, birisi bulsa ocağımı batıracak, ABD’den telefon, telefon...
Bir de...
Gurbet ellerde...
Nerede bıraktım kalbimi ben, ah nerede vah nerede...
Ara, ara...
Bindiğim arabalardan birinin yan tarafına sıkışıp kalmış...
Şoförden Allah razı olsun!...
Oh kavuştum, harika...
Alet ve cep telefonu, fiş ve afiş, buluşma tamam...
Keyifliyim...
Alışveriş merkezine giriyorum, 100 doları bastırıp marka çanta alabilecek kadar mutlu ve huzurluyum!
Hani 400 dolardan 100 dolara inmiş, Al be oğlum, ölmeyecen mi!..
Aldım aga!..
Aldım...
Kıydım...
Bir de gömlek var, iyi ama Türkiye tekstil ülkesi, niye tekstil ürünü alayım da, para bunlara gitsin.
Benim kahraman esnafım, vatanım da vatanım.
Derken...
Cep telefonum nerede!..
Allaaaah, yine gitti!..
Hem de bu koca alışveriş merkezinde...
Nasıl bulursun, nereden bulursun, ne yaparsın...
Fena...
Uçak da kalkacak, az kaldı, bittik mi ne, ümidi kaybetmek olmaz, gelir mi gelir...
Cebimde o alet duruyor, bulsam telefonu prize bir takacağım, koca Amerika inleyecek!
De telefon yok...
Aratıyorum, birilerine...
Açan yok...
Şarjı bitti mi, tam bittim!..
İki, üç, beş, yedi, dokuz...
Aha, açtı biri...
Türk hem de...
Bizim meslektaşlardan biri açtı...
Ekonomi Bakanımız Mehmet Elitaş bulmuş bizim telefonu, Allah razı olsun.
Geldi telefon...
Oh yine...
Kurtulduk...
Elimde telefon...
Uçağa gidiyorum...
Bu alet var ya, bu Amerikan prizine uyma aleti, işte onu en kısa zamanda Diyanet İşleri Başkanlığı’na götürüp teslim edeceğim kısmetse.
Üst düzey yetkili helâl etti ama bakalım helâl etme yetkisi var mıydı?
O aleti cebe indirmeyi sözde meşrulaştırdık ama bakalım meşru muydu?
Çok zor bir yol bu çok, kıldan ince kılıçtan keskin...
Tefekkür, ille de tefekkür!
“Yeniden İnanmamız” şart!..
“Kitaba uyduran” değil, “Kitaba uyan” Müslüman!..
“Dünyada ve memlekette bunca olay varken bu Serdar da neler yazıyor” diyenin kafası zerre çalışmıyordur.
Kalbi de gebermiştir!..
Bu yazıdaki mesajları alamıyorsan, dilediğini yap!..