“28 Şubat” için savcılığa çağrıldım!..
Dünkü Akit’in sürmanşetinde yer alan Hayyam Garipoğlu röportajını okudunuz.
Duyduk ki, 28 Şubat sürecinde ismi çokça gündeme gelen Garipoğlu, “28 Şubat’ın pisliklerini anlatmaya” karar vermiş...
“Bir arayalım” dedik.
Ankara’dan hemen İstanbul’a.
Akşam vakti görüştük...
O döneme ilişkin neler neler anlattı Hayyam Garipoğlu...
İstanbul Sermayesi, İstanbul Medyası, darbeciler, faiz lobisi...
İhale oyunlarını anlattı; bugün “Paralelciler”in hedefinde olan “yüksek itibarlı” kamu bankalarının, o sütü bozuk 28 Şubat sürecinde kimler tarafından, nasıl hortumlandığını...
Birçok şeyi anlattı.
Anladığım o ki, anlattığından çok daha fazlasını da “Savcılık Aşamasına” bıraktı!..
Akit’in dünkü sürmanşetinde, Garipoğlu’nun “mesajı” yer alıyordu:
“Savcı çağırsın konuşurum!”
Dün...
Ben çağrıldım Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’na.
Söyleşinin mahiyeti hakkında bilgi vermem istendi, verdim.
Sonrası mı?..
Bakalım!..
Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nın konuya derhal ilgi göstermesi son derece önemli.
Öyle umuyorum ki...
Çorap söküğü gibi gelir gerisi...
Ve 28 Şubat sürecinde kim, neyi, niçin yapmış, kim ne kadar vurguna, hortuma imza atmış...
Tam olarak ortaya çıkar, herkes yaptığının karşılığını “adalet”in vereceği kararla bulur.
O DÖNEM BÜTÜN YÖNLERİYLE AYDINLATILMALI, HESAPLAR VERİLMELİ
Hatırlayanlarınız çoktur...
Rahmetli Erbakan Hoca’nın Başbakanlığındaki Refahyol hükümeti, ilk altı ayda bütçeyi, hem de çalışanların ücretlerine büyük zamlar yaptığı halde “denkleştirince”...
“Eyvah” demişti ihanet odakları;
“Böyle giderse arkalarındaki halk desteği ‘iyice’ artar, ‘tek başına iktidar’a gelirler...
Sonra hiç deviremeyiz!”
•
Rahmetli Erbakan Hoca, Havuz Sistemi ile “hortumları” kesip, bütün kaynakları millete yönlendirmişti.
Türkiye, borçlarını azaltma, boyunduruktan kurtulma yoluna girmişti.
“Gezici-Faiz lobisi” fena halde rahatsız olmuştu bu işten...
Erbakan Hoca’yı devirmeye karar vermişlerdi.
Rahmetli Hoca, “savunma sanayii” alanındaki “malûm bağlantılara” da mâni olunca...
Zamanın “zinde gücü” de, “kutsal damacana ittifakı”na hazır hale gelmişti!
PKK da bunlara yardımcı oluyordu o dönemde; “irtica” gündeminin bölünmemesi için “eylemsizliğe” geçiyor, hız ve destek verdiği “laiklik-irtica” kampanyaları ile algı operasyonlarına büyük destek veriyordu.
“Bir kısım medya” malûm; gazetelerini, televizyonlarını silah olarak kullanıyor, işlerini görmeyen “bakanları” hedefe yerleştiriyor, yöneldikleri isimlerinin ev adreslerini “basmaktan” bile çekinmiyordu.
Erbakan Hoca’nın yıkılmasından sonra, havuz sistemini kaldıran ve böylece, tüyü bitmemiş yetimin hakkına tecavüze kaldıkları yerden devam eden “kirli ittifak” unsurları, “kucaklarına” oturttukları “ara dönem koalisyonlarına” istediklerini yaptırıyor...
Emirlerini yerine getirmekte “ihmal” gösteren bakanlara filan, ana avrat düz gidiyorlardı!..
Ne biçim genel yayın yönetmenleri vardı o dönemde, o biçim, o biçim!..
Zamanın “ara dönem” başbakanları, başbakan yardımcıları bunların kapılarında kul köle olmuşlardı.
Bu adamların bankalarının yönetim kurullarında mutlaka birer “emekli paşa”ya yer veriliyordu, niçin yer veriliyordu hepimizin, hepinizin malûmu.
Türkiye kısır çekişmelerle vakit ve enerji kaybederken, birileri hazineyi çatır çatır hortumluyordu.
Ülke ele güne muhtaç hale gelmişti, elin “üç paralık” IMF memurları ‘bizim’ (!) başbakanları, bakanları filan sorguya çekiyor, emirler yağdırıyor...
“Üç sentlik” kredi dilimlerinin serbest bırakılması için bin türlü şart öne sürüyorlardı.
Ülke bitmişti.
“Dönemin Başbakanı”nın filan Marmara Depremi’nin yıktığı bölgeye ancak üç gün sonra ulaşabilmesi, ülkenin ne berbat durumda olduğunu iyice gözler önüne sermişti.
Bu süreçte, Erbakan-Erdoğan ruhu devre dışına itilmiş; koalisyon ortakları olarak en “milliyetçisi”(!)’nden en “ulusalcı”(!)sına kadar nice parti –ip gibi- sıraya dizilmişti...
Millet...
Bu mazlum millet, gasp edilen kaynaklarının ve ihlâl edilen özgürlüklerinin peşine düşüyor...
Bunun bedelini de, büyük zulümlere uğrayarak ödüyordu.
Böyle...
Yıllar yılları izliyor, vatandaşın “öfkesi” biriktikçe birikiyordu.
Ekonomik krizler ülkeyi “sosyal patlama” noktasına getirmişti.
Ümidini kaybetmek üzere olan vatandaş bir “kurtuluş müjdesi” bekliyordu.
Recep Tayyip Erdoğan’ın hamlesi, işte tam da beklentiye karşılık geldi.
Erdoğan, eşi emsali görülmemiş bir alâkaya mazhar oldu, partisini kurar kurmaz.
İlk seçimde de, müthiş bir çoğunlukla “tek başına” iktidara geldi.
Ondan sonrası...
Bin türlü çile, bin türlü mücadele...
Nice zorlu yollar, ne çilelerle aşıldı, şükür.
Bugün...
Yine büyük millet desteği ile İnşallah Yeni Türkiye!..
Eski Türkiye’yi özleyen, “ihanete” devam etsin!..


