Norveç uskumrusu mu yerli levrek-çipura mı?
Denizlerimizde kültür balıkçılığında kapasitelerin artırılmasıyla su ürünlerinde geri kalmışlığımıza son verilebilir. İyi plânlama yapılabilirse 3 tarafı denizlerle çevrili, yüzlerce göl ve akarsuya sahip Türkiye, dünyada ikinci bir Norveç olabilir. Bugün 55 bin dolar yıllık kişi başı gelirle dünyanın 4’üncü ülkesi olan Norveç’in zenginliğindeki su ürünlerinin katkısı, Türkiye’ye iyi bir örnek teşkil edebilir.
Hükümet belki de bu ışığı gördü… Tarım ve Orman Bakanlığımız 1 milyar dolarlık 2023 yılı su ürünleri ihracat hedefini 2 milyar dolara çıkardı. 2018 yılı Ekim sonu itibariyle su ürünleri ihracatında 750 milyon dolar seviyesine ulaştık. Yılsonu inşallah 1 milyar doları yakalayacağız!
2 milyar dolarlık hedef aslında Türkiye’nin mevcut potansiyelinin yanında küçük kalıyor. Maamafih 2023 hedefi için denizlerde kültür balıkçılığının sistemli şekilde desteklenmesi gerekiyor. Bu da başta Ticaret, Tarım ve Orman, Çevre ve Şehircilik, Kültür ve Turizm bakanlıklarının kültür balıkçılığını önemsemesi ve tüm yurttaki teşkilâtlarını harekete geçirmesiyle mümkün!
Ancak Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) uygulamalarını dâhi aşmakta zorlanan içinde bakanlıkların bulunduğu 12’ye yakın kamu kurumunun işlerini kolaylaştıracak yeni düzenlemelere ihtiyaç var. Zirâ askeriye ve kamuya âit balık ihtiyacının tamamına yakınının ithalatla karşılandığı ülkemizde, öncelikle Hükümetin yerli balığa dönüşte yapması gereken çok fazla iş var! Kapasite artırımı için imza bekleyen ÇED raporları bu işlerden birkaçı…
***
Hemen resmi rakamlarla durumu izâh edeyim… Türkiye 2017 yılı itibariyle 852 milyon dolarlık su ürünleri ihracatı yaparken geneli kamunun ihtiyacı 300 milyon dolarlık ithalat gerçekleştirmiş. Yani kamu hâlâ ithal balıktan kendini kurtaramamış!
150 ülkeye su ürünleri ihracatı yapan ve petrolden sonra ikinci büyük zenginliği balıkçılık olan Norveç’in en büyük pazarlarından biri Türkiye. Norveç’in ikinci büyük ithalatçısıyız. Özellikle hızlı yemek sektöründe balık-ekmek’te ülkemize Norveç palamudu ve Norveç uskumrusu yağıyor. Son dört yılda Norveç’ten ithal edilen sâdece Norveç uskumrusu miktarı 23 bin tondan 100 bin tona çıkmış.
Son verilere göre kişi başı yıllık ortalama 20 kilograma yakın balık eti tüketen, kırmızı et ve tavuktan giderek uzaklaşan yaşlanan dünyada, su ürünlerine ciddi talep var. Türkiye ise tüketimde henüz kişi başı yıllık 7 kilogramlarda… Toplam dış satımda ise ihracatın 170’te birine ulaşamamışız.
Sebepleri belli... Bazı firma ve ürünler istisna genel mânâda balıkçılıkta dünya standartlarının çok altındayız.
Su ürünleri üretim ve tüketiminde kamu dâhil, hiçbir kurum ve tesisimiz doğru dürüst oturmamış. Kamuda mevzuat karmaşası ve bürokrasi; üretimi, tüketimi ve ihracatı engelliyor. Kültür balıkçılığında Norveç’ten ithal ettiğimiz 100 bin tonluk uskumru miktarı bile durumumuzu net ortaya koyuyor. Çünkü günümüz şartlarında 1 milyon tona çıkabilecek kapasitedeki kültür balığı üretimimiz dâhi bürokratik engeller nedeniyle ancak yıllık 280 bin tona ulaşabiliyor.
Bakınız, Hükümet gerçeği de görmüş, Akdeniz, Ege ve Karadeniz’de balık çiftliklerinin yerlerini dâhi belirlemiş. “Gelin buralara yatırım yapın” demiş… Yatırımcı da o bölgelere gitmiş... Araştırmasını yapmış. İzinlerini almış… Fakat mevcut şartlarda zarar edeceğini hesaplamış… Ardından yatırımın rantabl olabilmesi için devletten balık üretme alanında kapasiteyi artırma talebinde bulunmuş. Fakat kamu, “ne hikmetse” üretimin artırılmasına sıcak bakmamış!
Bir taraftan “Gel buraya yatırım yap. Kapasitelerin artırılması lâzım” diyeceksin… Diğer taraftan rantabl yatırıma müsaade etmeyeceksin!.. Gerçekten çok tuhaf!
***
Gelelim yüksek miktarlı balık üretimine… Şimdi bazıları soracak, “1 milyon ton kültür balığını ne yapacaksın, turşusunu mu kuracaksın?” diye… Bir kez daha söylüyorum, Türkiye’ye 1 milyon ton kültür balığı bile yetmez…
Çünkü bugünkü politikalar “balık yedirmek değil, balık yedirmemek” üzerine kurgulanmış… Daha doğrusu “İthal edeceğiz ve balığı da elitler yiyecek” denilmiş… Normal zamanda 15 liraya hamsi ve istavritin, 20 liraya palamut ve çinakopun, 25 liraya barbunun, 30 liraya levrek ve çipuranın satıldığı bir ülkede insanlar nasıl balık yiyecek? Zâten bu zihniyet olmasaydı tüketim ve üretimde dünya ortalamasının 3 kat gerisinde kalmazdık.
Millete balık yedirmenin ve talep patlaması yaşayan dünyaya balık satmanın yolları ayan beyân ortada...
Önce zihniyetler değişecek… Ülkeye ithal balığın kuyruğu bile girmeyecek. Ardından ÇED gibi kamunun ve işletmelerin kimyasını bozan, çalışmasını engelleyen, bürokrasiyi zirveye taşıyan, iş yapma yerine iş yapmamayı öngören politikalar âcilen terk edilecek. Hukuk çerçevesinde kimsenin hakkına tecavüz edilmeden su ürünleri üretimi artırılacak.
Dahası var… İç pazarımız, eski geleneğimiz olan “balık-ekmek” tüketimiyle desteklenecek. Hızlı yemede burgerlerden ziyâde kamu spotlarıyla balık-ekmek tüketimi özendirilecek. Ayrıca balıkla birlikte bugün sağlık açısından yenmeyecek durumdaki “ekmek”te de yeni düzenlemeler yapılarak insanların “gerçek ekmek” yemesi sağlanacak.
Su ürünleri sektöründe bahsettiğim yapısal reformlar yapılabilirse işsizlik oranları dâhi birkaç yıl içinde tekli rakamlara iner… Ama nerede o anlayış, nerede o bakış!..
Gelecek yazımda su ürünleriyle alâkalı spesifik konulara değineceğim…