• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Ali Osman Aydın
Ali Osman Aydın
TÜM YAZILARI

Sessizce büyüyen toplumsal tehdit: Bağımlılık

01 Nisan 2026
A


Ali Osman Aydın İletişim: [email protected]

Sessizce büyüyen toplumsal tehdit: Bağımlılık

ALİ OSMAN AYDIN 

Bazı çok önemli meseleler vardır… Olması gerektiği gibi gündeme gelmez. Gerektiği kadar tartışılmaz. Ama toplumun içinde kökleri her yanı saran kara bir ağaç gibi sessizce büyür. 

Bağımlılık tam olarak böyle bir mesele. Onu hepimiz yaşıyor ama çok azımız dillendiriyoruz.  

Bir haftadır elimde uyuşturucu ile ilgili bir saha raporu var. Yıllara yayılan ve sokaktan toplanan gerçeklerle örülmüş ürkütücü ve de soğukkanlı bir rapor... 

Rapor İHH bünyesinde hazırlanmış. Osman Atalay inisiyatif alıp kendisini bu “bağımlılık meselesine” tabiri caizse vakfetti. Yıllardır Türkiye’yi il il, ilçe ilçe dolaşıp bağımlılıkla ilgili konferanslar veriyor. Tek başına bir dernek gibi çalışıyor. Bu rapor da onun uzun saha çalışmalarının bir yansıması…   


Rapor daha ilk cümlede şunu söylüyor:


“Bağımlılık artık münferit bir sağlık ya da asayiş sorunu değildir; gençliği, aile yapısını ve toplumun geleceğini tehdit eden çok boyutlu bir meseledir.” 

Bu cümleyi akıldan hiç çıkarmamak lazım. Çünkü geri kalan her şey bunun açılımı. 

Türkiye’de bugün: “7 milyon uyuşturucu, 6 milyon alkol ve 10-30 milyon arası kumar/bahis bağımlısı olduğu tahmin edilmektedir.” 


Rapora daldıkça gündemin dağdağasından fark etmediğimiz bir başka Türkiye fotoğrafı beliriyor önümüzde. Rapor: “Bağımlılığa başlama yaşı 15’ten 13’e düşmüştür.” diyor.  


Artık bağımlılıkla ilgili ortaokul seviyesini konuşuyoruz. Yani mesele artık gençlik değil, çocukluk. 

Raporun en dikkat çekici tarafı sorunu sadece “madde bağımlılığı” üzerinden analiz etmemesi... İlk paylaştığımız cümlede de söylediği gibi sorunun temelinde değişen, dönüşen ve sarsıntılar geçiren bir sosyoloji olduğunun altını çizmesi…  

*


Toplumların en aktif kesimi olan gençler bir zamanlar sivil toplum çalışmalarının da insan kaynağını oluşturuyordu. 

Ama rapor diyor ki: “Gençlerin %94,4’ü herhangi bir sivil toplum kuruluşuna üye değildir.” 

Demek ki gençlik giderek hayattan kopuyor, kendi içine dönüyor, kendini kendi ördüğü kozasının içine hapsediyor. 


 Gençlikle ilgili raporda yer alan bir veri var ki, meselenin ehemmiyetini vurguluyor: 

“Gençlerin %62’si kendisini ‘orta sınıf modern gençlik’ olarak tanımlarken, ‘geleneksel gençlik’ diyenlerin oranı %37’de kalıyor.”


Gelenekselliğin içinin bugün gençlerin antipatik bulduğu değer ve imajlarla dolduruluyor olması “geleneksellik” bağlantısını zayıflatmış olabilir. Geleneksel olarak anılmak, modern dünya değerlerinden kopukluk, esnek olmayan dini ve siyasal eğilimlere yakınlık anlamına gelebilir. 

Aynı rapor devamında şunu söylüyor: “Gençlik; din, siyaset ve milli değerlere karşı belirgin bir mesafeli duruş sergilemektedir.” 

 Aslında “dinî” ve “millî” kavramlarının, içinde bulunduğumuz zaman diliminin sert siyasal tartışmalarından tamamen etkilenmemesi pek mümkün değil. Çünkü bu kavramlar zaten siyasetin en güçlü ve en merkezi sembolleri arasında yer alıyor. 

Dolayısıyla gençlerin mesafeli durdukları “din” ile hakiki “dinin” birbirinden ayrı şeyler olduğunu düşünüyorum. 


Hayatının herhangi bir döneminde madde kullananların %94,2’si erkek, %5,8’i kadındır.” 

“Bağımlıların %85’i aile fertleriyle birlikte yaşamaya devam etmektedir.” 

“Gençlerin %74,4’ü maddeyi ilk kez arkadaş çevresinden temin ediyor.” 

Fakat yine gençlerin “%45,9’u maddeyi kendi evlerinde kullanıyor.” 


Bağımlılık artık sokakta başlayıp sokakta kalan bir mesele değil; gençler maddeyle ilk temaslarını arkadaş çevresinde kuruyor, fakat süreç ilerledikçe bu alışkanlık evlerin odalarına taşınıyor ve ailelerin gözünün önünde, çoğu zaman fark edilmeden büyüyen “gizli bir bağımlılığa” dönüşüyor.

Bu durum ailelerde iletişimin ne kadar koptuğunu gösteriyor. Aynı evin içinde birbirinden haberdar olmayan insanlara dönüşmemiz sorunun evlerde kök salmasına zemin hazırlıyor. 

Ayrıca bağımlıların büyük bir kesiminin ekonomik özgürlükleri sınırlı, aile himayesinden çıkmamış olması ve bu sayının milyonlarla ifade edilmesi ne kadar büyük ve çetrefilli bir sorunla karşı karşıya olduğumuzu gösteriyor.  

Elbette rapor bu sorunun nereden kaynaklandığına dair bazı hassas noktalara değiniyor.  


“Ekonomik problemler, kariyer stresi, haz arayışı, anlam boşluğu, teknoloji…” raporun altını çizdiği bazı alanlar. Bunların her biri önemli ve incelenmeli… 

Fakat bu olgu, yani “bağımlılık krizimiz” ve onun içinde derinleştiği sosyoloji birçokaçıdan da ele alınmalı. Klişe cevaplar, ezber reçeteler bize asla yarar sağlamayacaktır. Çünkü “kriz” modern ya da geleneksel her iki kesimi de benzer bir biçimde vuruyor görünmektedir. Değilse bir şekilde bu kriz dalgasından uzak kalabilen kesimlerin sosyokültürel yapısı bütün boyutlarıyla, derinlemesine incelenmelidir.  

Çünkü ideolojik kimlik tasarımlarının varoluşsal boşluğu doldurmadığı gibi bağımlılığa davetiye çıkardığı da açıkça görülmektedir.  

Tam da bu yüzden Osman Atalay’ın imza attığı rapor çok farklı açılardan analiz edilmeyi daha fazla konuşulmayı hak ediyor.   

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.
x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23